Pazar Yeri Dağılmadan…

Pazar Yeri Dağılmadan…

Muhterem Okuyucularımız;

Cenâb-ı Hak, kullarını yaratmış, zamana ve mekâna onları serpiştirmiş ve hepsiyle arasına benzer bir mesafe koymuştur. Kul, kendisinin seçmediği bir zaman ve mekânda, kendisinin seçmediği karakter ve özellikler ile dünyaya gelir. Kendisinin seçmediği anne-baba ve akrabalar ile kendisinin seçmediği evlât, kardeş vb. aile fertleriyle imtihan olur. Bütün bu belirsizlikler veya Cenâb-ı Hakk’ın takdîri içinde aklıyla, irâde ve inançlarıyla birtakım kararlar alır ve bu tercihlerinin neticesi olarak ebedî yurdundaki yerini tayin eder.

Allah, her kuluna benzer bir mesafededir. Yani Allah her kuluna şah damarından daha yakındır. Onun her an yanı başındadır; her hâlini, açığa vurduklarını ve gizlediklerini yakînen bilir. Kulun Allah ile arasındaki mesafe ise, kulun gaflet perdesi kadardır. Yani kul, Allâh’a ne kadar yakınlaşmak isterse, Allâh’ı kendisine o kadar yakın bulur. İşte bu, zikir hâlidir. Yani Allâh’ı hatırlama, Allâh’ın kendi yakınında olduğunu fark etme hâli…

İnsanın içine doğduğu muhit olan zaman ve mekân unsurları; her insanı çeşitli şekillerde kuşatma, cezbetme ve kendisine bağlama özelliklerine sahiptir. İnsan, dünyanın bu birbirinden girift câzibe unsurlarına kapıldığında yaratılış gayesi olan “Allâh’a kulluğu / Allâh’ı her an hatırlamayı” terk etmeye, yani “unutmaya” başlar. Bu unutmanın adı da “gaflet”tir.

Allâh’ı unutan, O’nunla buluşacağı gün olan “ölüm” ve “âhiret”i de unutur. Yaptıklarının hesabını vereceğini, kendisinin aslında çok zayıf bir varlık olduğunu da…

Allâh’ı unutan, insanlığını da unutur ve insana yakışmayan bin bir kötülük yapmaya başlar.

Allâh’ı unutan, Allâh’ın kendisine verdiği bütün nîmetleri de unutur; bu nîmetlerin varlığından haberdar olmaz, bunları fark etmez hâle gelir de nankörlerin en büyüğü (kâfir) olur!

İnsanlar insan olduklarını unutmasınlar diye, Allah onlara hatırlatıcılar gönderir; ilâhî kitaplar ve peygamberler! Bu irşad ve îkaz ediciler, Allâh’ın varlığını, âḥiret gününü hatırlatırlar, her an kalbi ve kafası bin bir gâileye dalan insanlara… Bu kitap ve peygamberler hem mübeşşirdir, hem münzir… Yani hem müjde verirler, Allâh’ın sonsuz selâmet diyarından ve mükâfatlarından… Hem de sakındırıp korkuturlar, hiçbir şeyle kıyas olunmayacak ebedî azâbından…

İşte hayat; zikir ve gaflet arasında sallanır durur. Kimi, gafletin kapkara zulumâtı arasında kaybolur gider, önünü aydınlatacak bir zerre ışık göremez olur. Kendi çevresine ördüğü duvarlar; onu çepeçevre kuşatır, elini kolunu bağlar, vicdanını köreltir, hissiyâtını sıfırlar.

Kimi de daha dünyadayken zikrin nûruyla ihyâ olur; bu nurla kâinâta bakar, bu nurla Allâh’ın isim ve sıfatlarının tecellîlerine âşinâ olur. Böylece hem dünyasını hem de âhiretini saâdet yurduna dönüştürür.

Hepimiz geldik dünyaya, pazarımızı yapıp esas hayat olan âhiret yurduna; ebedî âleme gideceğiz. Gün akşamlı… Herkes, er veya geç dengini toplayıp geri dönüşü olmayacak bir şekilde bu âlemi terk edecek… Âhiret hayatına geçtiğimizde heybemizin yüzümüzü güldürmesi duâlarıyla… Cenâb-ı Hak bizi ebedî pişmanlık yurduna düşmekten muhafaza eylesin. Âmîn.