Muhterem Üstazımız Mahmud Sami Ramazanoğlu hazretleri kat’iyyen abdestsiz yere basmazlardı. Daima abdestli bulunmayı kendilerine âdetâ farz edinmişlerdi. Abdestli oldukları halde bile namaz vakti yaklaşınca “Nûr’un âlâ nur” diyerek kollarını sıvar, aheste aheste yeniden abdest tazelerlerdi. Hatta Beytullah mescidinde, haccın en izdihamlı zamanlarında dahi bu güzel ibadeti nefislerinde seve seve tatbik ederlerdi. Hayatı müddetince katiyyen abdestsiz bulunduğunu kimse görmemiştir.
Kibâr-ı ehlullah abdestsiz oldukları halde ahirete intikal etmekten çok korkarlardı.
Allah dostlarından, Maruf Kerhî hazretlerinin kollarını sıvayıp teyemmüm etdiğini gören yaranlarının:
– Ya Şeyh, Dicle nehri buraya çok yakın, buna ne lüzum var demeleri üzerine; Maruf Kerhî hazretlerinin cevabı şöyle olmuştur.
– Benim oraya gidinceye kadar ölmeyeceğimi tekeffül eder misiniz?
Allah dostlarının nazarında abdestli bulunmak ne ulvî bir ibadettir. Her akl-ı selim sahibi, diğer ibadetler gibi, abdestli bulunmanın faziletini idrâk edib daimî abdestli bulunmaya sa’y-ü gayret etmelidirler. Abdestli bulunmak ruha inşirah, cesede de zindelik, dirilik verir. Manevi uyanıklığa, zikrullaha devama, namazın huzur ile edasına vesile olur.
Hazreti Ömer radıyallahu anh buyurur:
– İyi ve mükemmel alınan bir abdest, insanı şeytandan uzaklaştırır.
Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem buyurur:
– Abdest alırken Allah'ı zikreden ve besmele ile başlayan kimsenin bütün bedeni, besmele getirmeyenin ise yalnız yıkadığı azaları temizlenir. (Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den)
Gene buyuruyorlar:
– Müslüman bir kul abdest alırken, ağzına su verdiği vakit ağzıyla işlediği günahlar, hatalar ağzından çıkar, burnunu temizlediği vakit burun hataları burnundan çıkar, yüzünü yıkadığı vakit, yüzündeki hatalar yüzünden, hatta kirpiklerin bittiği göz kenarından, ellerini yıkayınca tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün hatalarından, başını meshedince kulaklarının altına varıncaya kadar başının bütün hatalarından, ayaklarını yıkayınca ayak tırnaklarına varıncaya kadar bütün hatalarından sıyrılıp çıkmış olur. Sonra camiye girip (temiz olarak) kıldığı namaz kendisine kalır. (Ebû Davud, İbni Mace)
Bu hadis-i şerif manevî hataların temizlendiğini ifade ettiği gibi, maddi mikropların da göz çapaklarından, burun ve ağız içinden, tırnakların uçlarından çıkıp gittiğini açıkça ifade etmiştir. Esasen Kur’an ve hadis emirlerini yalnız bir cepheye tahsis etmemek lazımdır. (İhyâ-yı Ulûmiddin’den)
Gene buyuruyorlar:
– Size, Allahın, kendisiyle günahları affetdiği ve dereceleri yükseltdiği şeyi haber vereyim mi? Kerih olan şeylerden sonra güzel bir abdest, ayakların camilere gitmesi ve namazdan sonra namazı bekleyiş; işte kurtuluş budur. (Rasûlullah bunu üç defa tekrar etti)
Gene buyuruyorlar:
– Kim güzelce abdest alır; iki rekât namaz kılar ve bu esnada kalbi dünyevî hiçbir şeyle meşgul olmazsa anasından doğduğu günkü gibi günahlarından çıkar.
Gene buyurdular:
– Kim abdest üzerine abdest alırsa, Allah onunla ona on sevab verir.
– Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur.
Abdest hakkında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin hadis-i şerifleri ehemmiyetine binaen pek çoktur. Devam ediyoruz.
Buyurdular:
– Kim geceyi temiz ve abdestli olarak, temiz elbiseler içinde geçirirse onunla beraber bir melek bulunur. Bu melek onun uyandığı her bir anda şöyle der; “Allah'ım, bu fülan kulunu mağfiret eyle. Zira o temiz ve abdestli olarak geceliyor.”
Gene buyuruluyor:
– Abdestli olarak uyuyan, gece ibadet eden, gündüz oruç tutan kimse gibidir. (Deylemî) (Hâce Mûsâ Topbaş, Altınoluk Sohbetleri-5 s. 86)