Tevbenin Kabulü İçin

Tevbenin Kabulü İçin

Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

– Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki, felâh bulasınız. (Nûr, 31)

– Ey mü’minler! Bir daha dönmeyecek tevbe ile Allah’a tevbe ediniz. (Tahrim, 8)

– Ve bir günah işledikleri, yahud kendilerine zulm ettikleri vakit, Allah’ı hatırlıyarak günahlarına mağfiret istiyenlerdir. Günahları Allah’tan başka kim afvedebilir? Bir de onlar işledikleri günah üzerinde bilib dururlar iken ısrar etmeyenlerdir. (Âl-iİmran, 135)

Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:

– Allahım! İkâbından afvine, gadabından rızana, senden yine sana sığınırım. Sana lâyık bir senâ etmekten acizim. Sen kendini nasıl senâ etti isen öylesin Ya Rab. (Müslim)

– Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve gece yetmiş def’a Allah’a istiğfar ederim.

– Günahlardan halis olarak tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.

– Kul günahından tevbe ettiği zaman, Cenâb-ı Hak bu günahı, kiramen kâtibin meleklerine, kulun günah işlediği azalarına ve kulun günah işlediği mekâna ve o zamana unutturur ve böylece de kıyamet gününde o tevbe eden kulun işlediği günah için bir şahid bulunmaz.

– Gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için, Allah geceleyin elini açar (tevbeyi kabul eder) gece günahkâr olanların tevbe etmeleri için de gündüzün elini açar, bu hal güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete kadar) devam eder. (Müslim)

Tevbe ve Şartları

Tevbenin tarifi: Kendi ihtiyariyle geçmiş olan günahın mislini tazimli bir halde terketmektir.

Günahkârın, günahını kalben kendi ihtiyarı ile terketmesi lâzımdır. Eğer yalnız dili ile tevbe edib, kalbinden günahının terki için kararlı olmazsa, tevbesi sahih olamaz.

Nitekim Şair Sâib divanında diyor ki:

– Elde tesbih, dudakta tevbe, kalb ise günahların şevk ve muhabbeti ile dolu olursa, o masiyet ve günahlar, kişinin tevbe ve istiğfarı ile alay ederler.

Tevbe, Allah’a ta’zim ve gazab-ı ilâhisinden kaçınmak için olmalıdır. Eğer başka bir niyet için olursa bu tevbe kabul olunmaz.

Rasûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:

– “Sizin hastalığınızın ve şifanızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ilacınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız.” (Ramûz el-Ehâdis)

Günahlardan dönen kişiye yaraşan; tevbesini bozmamak için ecelini gözlerinin önüne getirmek, geçmişte işlemiş olduğu günahlar üzerinde düşünmek, Tevbe-i istiğfarı çok yapmak, tevbe nimetini verdiği ve ona muvaffak ettiği için Allah’a şükretmek ve kıyamet gününün sevabı hakkında tefekkür eylemektir. Zira şüphesiz ki âhiret sevabını düşünen güzel amelleri işlemeğe daha çok rağbet eder. Âhiret azâbını düşünen de kötü, çirkin ve haram fiillerden kendisini alıkoyar.

Yahya İbni Muaz kuddise sirruh buyurmuştur ki:

– Samimi bir tevbenin alâmeti üçtür:

Oruç tutmak için az yemek.

Namaz kılmak için az uyumak.

Hak teâlâyı zikretmek için az konuşmak.

Gene buyurdular:

– Tevbe, günahların hepsini yok eder. Tevbe bunu yaparsa, acaba onun rızası ne yapar? Rızası bunu yaparsa, sevgisi ne yapmaz ki, sevgisi akılları dehşete düşürür, sevgisi bunu yaparsa, dostluğu ne yapmaz ki. Dostluğu ondan gayrı her şeyi unutturur. Dostluğu bunu yaparsa, lütfu ne yapmaz ki?

Cüneyd Bağdâdî kuddise sirruh buyurdular:

– Tevbenin üç mânâsı ve merhalesi vardır:

İlk olarak peşimânlık duymak, ikinci olarak yapılan kötü işi tekrar etmemeye azmetmek. Üçüncü olarak da yapılan haksızlıkları (kul haklarını) helâl ettirib husûmetten arınmaktır.

Mü’min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir. Allah dostları en ufak zellelerini dahi, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül-celâl velkemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.