Sehavet

Sehavet

Bir gün, fakir, zavallı bir adam Eşref-i mahlukat sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine, müracaat ederek, hayat da tek arzusunun evlenmek olduğunu söyledi. Halbuki, Şefîu'l-müznibin sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, dileği olan o kişinin Levh-i Mahfuzda ertesi günü öleceğini biliyordu. Buna rağmen hayır demeğe alışkın olmayan yüce Peygamberimiz "Peki" buyurmuş ve etrafa bu kişiye, küfüv bir kadının bulunmasını irade buyurmuştu.

Nihayet alelacele münasip bir eş bulunarak nikahları kıyıldıktan sonra akşam olmuştu. Gerdeğe girecekleri sırada ikinci dilek olarak, senelerden beri arzu edip de bir türlü yiyemediği, helvadan bahsetti. Bu ikinci isteğini de söyleyince hemen helva yaptırılmış ve kendilerine ikram olmak üzere, yatak odalarına konulmuştu.

Ertesi sabah Sertacü'l-Enbiya sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, sabah namazını müteakib, yeni evlilerin Mescid-i Nebevi'de cenaze namazını kılmak için intizar ediyorlar, buna rağmen beklenilen cenazeler gelmiyor.

Sonra tetkik neticesinde anlaşılıyor ki, o gece yeni evlilerin hanesine bir fakir gelmiş, "LILLAH" diyerek sadaka istemişti. Evlerinde, verecek başka bir nesneleri bulunmayan bu cömert kişiler, o yiyecekleri helvayı, hemen o saile vermişlerdi.

Tek yiyecekleri olan helvanın hepsini gönül rızası ile verivermeleri ne büyük fedakarlık ve gönül zenginliğidir.

Eğer o ağzı açık tabakta bulunan o helvanın hepsini vermemiş olsalardı, bir yılan gelip zehirini akıtacak, yeni evli olan karı-koca ikisi birden ölecekler ve cenaze namazları kılınacaktı.

O sadakayı, Allah rızası için vermeleri ile Cenab-ı Hakk'ın izniyle ömürleri uzamıştı.

Kenzü'l-irfan'dan: Seyyidü'l-beşer sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri buyurur:

- Tasadduk (sadaka vermek) Cenab-ı Hakk'ın gazabını söndürür, insanı seadette ibka ile, sû-i hatimeden muhafaza eder.

Molla Cami hazretleri buyurur:

- Yoksullara ve el açanlara şefkat ve merhamet göstermeli. Lokmayı iyi ve kötüden esirgememeli, böyle hallerde, isteyenin kim olduğuna değil yaratıcısına nazar temek lazım. İhsan, Cüneyd ve Şibli gibi kimselere olmaz, yüksek derece ve yüce himmet sahibi hiç el açar mı? diye düşünmemeli. Pılı pırtı içindeki o kimsenin keramet sahibi olmadığı nereden malum?... Allah'ın velileri hallerini gizlemek için bu kılığa bürünebilirler. (Reşahat'dan)

Fahr-i kainat sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, insanların en sehavetlisi, en cömerdi, en engin gönüllüsü idi. Ellerinde bulunan herhangi bir şeyi, ehlini bulur, hemen veriverirdi. Kainatın tılsımı yed-i alilerinde olduğu halde, fakirliği tercih ederler, aylar geçerdi de, devlethanelerinde ocak yanmazdı, yiyeceklerini ancak su ve hurma teşkil ederdi. Zaman gelirdi ki, açlıktan karınları üzerine taş bağlamak mecburiyetini hissederlerdi. Ashabı kiram hazeratı da, ister zengin, ister fakir olsunlar aynı ölçüyü nefislerinde tatbik ederlerdi.

SEHAVET ÖRNEKLERİ

Tebük seferinde asakir-i islamiyeye yardım toplamak lazım geldi. Çünkü mevsimin en sıcak zamanı ve yolculuk mesafesi çok uzundu.

Fahr-i kainat sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gözbebeği, en ziyade sevdiği, muhabbet ettiği ashabı kiram hazeratının medar-ı iftiharı Ebu Bekir Sıddîk radıyallahu anh huzuru alilerine çıkageldi. Neyi varsa yardım için getirmişti. Mefharı mevcudat sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

- Ya Ebabekir, evlad ve iyal'in için ne bıraktın? buyurdular. Ebubekir Sıddîk radıyallahu anh:

- Allah ve Resulünü bıraktım, cevabını verdi. Daha sonra hazreti Ömerü'l-Faruk radıyallahu anh geldi ve getirdiği emaneti teslim etdi. Resulü Ekrem efendimizin aynı sualine karşı

Hazreti Ömer:

- Ya Rasülallah! Evlad iyalime yarısını bırakdım, yarısını da yanımda getirdim, cevabını verdi. Hazreti Osman radıyallahu anh da orduya çok büyük yardımda bulundu.

Bunun üzerine Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin:

- Allah Osman'ı mağfiret buyursun! "Ceyşü'l-Usreyl teçhiz buyurdu." Sena-i nebeviyesine mazhar olmuşdur. Hazreti Aliyyü'l-Mürteza, Fatıma-i Zehra ve Haseneyn efendilerimiz hazeratı, üç gün devamlı olarak oruç tutmağa niyet etdiler. İftarlıkları kuru birer çörekdi. Oruca başladılar tam iftar edecekleri sırada kapı vuruldu. Gelen fakirdi. Allah nzası için yiyecek istedi. Ali kerremallahu veçhe hazretleri kendi önlerindeki iftarlık olan kuru çöreği fakire verdi, diğer hane halkı da ona uyarak, onlar da önlerindekileri verdiler ve su ile iftar etdiler.

Ertesi gün gene iftar saatinde kapı vuruldu. Bu da bir yetimdi, gene önlerindekilerin hepsini verdiler, su ile iftar etdiler.

Üçüncü gün iftar saatinde gene kapı vuruldu. Yiyecek isteyen bu sefer de bir esirdi. Buna da önlerindekini seve seve verdiler ve su ile iftar etdiler.

Bunların bu güzel hareketleri üzerine el-însan suresinin 7. ve 8. ayetleri nazil oldu. Meali şöyledir:

"O kullar verdikleri sözü yerine getirirler, fenalığı oldukça yaygın olan bir günden korkarlar...

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler."

6 AKÇE

Hazreti Ali radıyallahu anhın eline bir altın geçse hepsini dağıtır ertesi güne kalsın demez-di. Birgün çok acıkmışdı. Eve geldi. Hazreti Fatıma'ya (radıyallahu anha) hitaben:

- Evde yiyecek birşey var mı? buyurdu. Fatıma-i Zehra validemiz, yalnız altı akçe olduğunu söyleyerek:

- Bu akçeler ile çarşıdan yiyecek al! Hasan ile Hüseyin meyve istemişlerdi, biraz da meyve alırsın, buyurdu.

Hazreti Ali radıyallahu anh çarşıya çıkdı. Yolda birisinin, bir Müslümanın yakasına yapışmış:

- Ya hakkımı ver veya yürü mahkemeye gidelim dediğini gördü. Borçlu adam bana birkaç gün müsaade et, diyorsa da alacaklı:

- Hayır, ben de sıkıntıdayım, diyordu. Hazreti Ali üzülmüşdü:

- Münakaşanız kaç para içindir? buyurdu. Altı akçe olduğunu öğrenince, altı akçeyi ona verdi. Açlığını unutmuşdu. "Fatıma kadınların seyyidesi, Resûlullah'ın kızıdır. Bir şey demez" deye düşündü.

Diğer ashab-ı kiram hazeratı da, merhamet, isar ve infakda hep aynı meşrebde idiler. Yapabilecekleri bir iyiliği, muhatablarını kendilerine müracaat etmeden ifa ediverirlerdi.

Kibarı ehlullahın halleri de aynıdır. Şeyh Ekber Muhyiddin Arabi de nesne isteyenlere nesi varsa dağıtmıştı, En sonunda eşyasız kuru bir evi kalmışdı. Bir sail geldi, "Lillah" deyince verecek bir şeyi kalmadığı ve "La" deyemediği için mülkiyeti üzerinde olan tek evinin anahtarını adama teslim etdi ve evi terketdi.

Resulü ekrem efendimiz buyurdular (Ebu Hureyre radıyallahu anhden):

- Cömerdlik cennetde bir ağaçdır. Cömerd olan onun bir dalını yakalamışdır. O dal onu cennete götürmeden bırakmaz. Cimrilik de cehennemde bir ağaçdır. Cimri de bu ağacın bir dalına yapışmışdır. O dal o adamı cehenneme götürmeden bırakmaz.

CÖMERDİN ELİNDEN ALLAH TUTAR

Gene buyurdular (İbn Abbas radıyallahu anhden):

- Cömerdin kusuruna bakmayın. Zira o her sürçtüğü zaman Allahü Teala onun elinden tutar.

Gene buyuruyorlar:

- Allah cömerddir, cömertliği ve güzel ahlakı sever, adî ahlakı sevmez.

Gene buyururlar:

- Bana Cebrail aleyhisselam geldi. Ve "bunların hepsini öldür yalnız bu adamı bırak" dedi. Zira cömerdliğinden dolayı Allahü Teala onu beğendi, Allahü Teala'nın hoşuna gitdi.

Gene buyururlar (Abdullah bin Ömer radıyallahu anhden):

- İki haslet vardır ki, Allahü Teala onları sever ve iki haslete de buğz eder. Sevdiği hasletler cömerdlik ve güzel ahlakdır. Sevmediği iki huy da, kötü ahlak ve cimrilikdir. Allahü Teala bir kulunun iyiliğini dilediği zaman onu, insanların işlerini görmekde istihdam eder.

İnsanlara hizmet etmek pek kıymetli bir haslettir. Ancak gönlü zengin, sehavetli olanlarda, bu gibi haller tahakkuk eder. Cimrilerin bu güzel huydan nasibleri yokdur.

Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sidre-i münteha'ya yükseldiklerinde, kendilerine cennet ve cehennem gösterildi. Bu meyanda cehennemde bir kimseyi ateş yakmıyordu. Ama buram buram terlemekde idi. Fahr-i kainat efendimize o kimsenin sehaveti ile meşhur Hatemi Taî olduğu bildirildi.

Düşünelim, ey mümin kardeşim, bir müşrik, imansız olarak öldüğü halde, sehavetine binaen Hak Celle ve Teala hazretleri kendisine istisnaî bir muamelede bulunuyor.

Bir mümin bu güzel huyla ahirete intikal ederse, Hak celle ve ala hazretleri nazanndaki kıymetini teemmül edelim de, bu güzel sıfatla sıfatlanmağa say u gayret edelim. Ellerimizde bulunan üç beş kuruşluk dünya malını Rabbımızın razı olacağı yerlerde sarf edelim. Hakikatte mal-mülk Cenab-ı Hakk'ındır. Bizler ancak emanetçiyiz.

Gene Resulü Ekrem efendimiz buyuruyorlar (Ebu Hureyre radıyallahu anh'den):

- "Cömert Allah'a yakın, insanlara yakın, cennete yakın ve cehennemden uzaktır. Cimri Allah'dan uzak, insanlardan uzak, cennetten de uzak ve cehenneme yakındır. Allah katında cömerd bir cahil, cimri olan bir alimden daha sevimlidir. En ağır hastalık, cimrilik hastalığıdır."

Gene buyuruyorlar Ebu Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den:

- Allahü Teala bir takım insanları iyilik için yaratdı. İyiliği onlara sevdirdi. Ve iyilik ile uğraşmayı da onlara sevdirdi. Yardım ve iyilik isteyenleri de onlara yöneltdi. Vermek sebeblerini de onlara kolaylaşdırdı. Kıtlık olan kurak yerlere yağmuru gönderib kurumuş toprakları ve oralarda yaşayanları hayata kavuşturduğu gibi.

Gene buyururlar (Zübeyr İbni el-Avvam radıyallahu anhden):

- "Ey Zübeyr, bilmiş ol ki, kullarımın rızıklarının anahtarları, arşın yanındadır. Herkese masrafına göre, Allahü Teala nafaka gönderir. Sarfiyatını çoğaltanın nafakasını çoğaltır. Kısanın da nafakasını kısar.

Burada bahsedilen masraf, Hak yolunda meşru harcanılan şeylere dairdir. Yapılan fuzuli israflar buna dahil değildir.

Allah Teala ve tekaddes hazretleri hasisleri, cimrileri sevmez, kullarına da sevdirmez. Üç mezmum ahlak vardır. Hasislik, kibirlilik, ahmaklık. Netekim bir ölüm vukuunda cenazeyi mezara nakledenler, eğer, ölü cömert ise büyük sitayişlerle kendisini medh ü sena ederler, hayatında ne kadar hatalı işleri var ise de... Yok cimri hasis bir kimse ise kendisini zem ederler, aleyhinde konuşurlar. Zahiren gözle görünür günahı olmadığı halde.

Rivayet edilir ki, Hazreti Osman'ın, Hazreti Talha'dan elli bin dirhem alacağı vardı. Bir gün mescidde karşılaşdılar.

Talha radıyallahu anh:

- Malın hazır al götür dedi.

Hazreti Osman radıyallahu anh:

- Ben onu sana bağışladım, git ihtiyacına harca, dedi.

Sa'd radıyallahu anh da şöyle anlatdı. Bir gün Talha'nın huzuruna girdim. Kendisini çok sıkıntılı gördüm ve:

- Derdin nedir? deye sordum.

- Sa'd çok param birikdi bunu ne yapacağımı düşünüyorum, dedi. Ben de:

- Düşünmeğe lüzum yok. Akrabanı çağır da onlara dağıt, dedim.

O da adamlarını çağırtdı ve parasını dağıtdı. Paranın mikdarını hizmetçisinden sordum. Dörtyüz bin dirhem olduğunu söyledi.

Yine adamın biri Talha'nın yanına sokuldu. Merhametini celbedecek şekilde davranışlarda bulundu ve kendisinden yardım istedi. Talha radıyallahu anh:

- Sen beni teshir etdin, Osman'ın bana verdiği bir hurmalık var. Bu hurmalığımı sana vereyim. Yoksa hurmalığı gene Osman'a satıb, parasını mı vereyim? dedi. Adam parayı tercih etdi. O da hurmalığı Osman'a satdı ve parayı kendisine verdi.

Kureyş'den bir zat bir yolculuk dönüşünde, yol üzerinde oturan bir adam gördü. Adam yaşlı ve hasta idi. Kendisinden sadaka istedi. Adam da kölesine: "artan neyimiz varsa onu şu adama ver" dedi. Adam bedevinin önüne dört bin dirhem para döktü. Bedevi paraları toplamak için kalkmak istedi ise de kalkamadı ve ağlamağa başladı. Bunun üzerine adam dilenciye:

- Azımsadın mı? Niçin ağlıyorsun? deye sordu. Bedevi:

- Hayır, senin ikramından toprakların da faydalanacağını düşünerek ağladım, dedi. (İhya ül Ulumi'd-din)

Pek kıymetli kardeşlerim,

Cömertliğin, îsarın önemi sebebiyle, Allah Teala ve tekaddes hazretleri, ancak seçtiği kullarını bu pek alî mümtaz sıfatlarla değerlendirir.

CÖMERTLİK ALLAH ÂŞIKLARININ SÜSÜ

Cömerdlik, Rabbımız Teala hazretlerinin mühim sıfatlanndandır. Başta sallallahu aleyhi

ve sellem efendimiz olmak üzere bütün peygamberan hazeratı ve ashabı kiram ve kibarı ehlullah (rıdvanullahi aleyhim ecmain) hazeratı bilaistisna bu güzel, ulvi ahlakla ahlaklanmışlardır.

Bir insan hem Allah dostu olsun, hem de cimri olsun tasavvur edilemez. Cimriler Hakk celle ve ala hazretlerinin nazarında hiç itibarı olmayan kişilerdir.

Cömerdlik Allah'ı sevenlerin, aşıkların süsüdür. Hasislik ise, değersiz olanların hastalığıdır, lekesidir.

Cömerdlik içerisine her güzelliği alan sıfatların anahtarıdır.

Cimrilik ise içerisine her kötülüğü alan seviyesizliklerin anahtarıdır.

İnsanların hali, her hangi bir müessesede bulunan veznedarın hali gibidir. Her ne kadar paralar veznedarın elinde ise de, hakikatde o müesseseye aiddir. Kulların elindeki servetler de hakikatte kendilerine alt değildir. Her ne kadar kendilerinin gibi görünürse de, yaratanlarının olduğunu iyice bilmelidirler. Ve ona göre hareket etmelidirler.

Allah'ı yakinen bilenler, kurb makamında olanlar, hakikat ehilleri oldukları için Rablerinin emrinde olurlar. Dünya malının emanet olduğunu bildikleri için, ellerindekileri Allah'ın rızası yolunda sarf ederler. Deryalar gibi akıtırlar. Bizler için ashab ve evliyaullah menakıblarında çok büyük ibretler vardır.

Bizlere düşen bu hususları nefsimizde tatbik edib sehavet ellerimizi açarak yapılması gereken bütün maddi, bedeni hizmetleri ifa etmekdir. Dünya serîu'z-zevaldir. Sonu olan, muvakkat bir dünya hayatı için fazla sıkıntılara girmek, mal yığmak iptilasına düşmemeğe azimli olmalıyız. Nice dünyalık yığanların akıbetlerini görüyoruz. Aman gayretli olalım, bu dünya nimetlerini Allah'ın rızası yolunda harcayalım.

Allah Teala ve tekaddes hazretleri üzerimize tevfikini refik eylesin! amin.

BİR KÖPEĞİN DİĞER KÖPEKLERE ZİYAFETİ

Muhterem üstazımız, Sultanü'l-arifln Mahmud Sami kuddise sirruh hazretleri şu aşağıdaki ibretli hikayeyi tekrar tekrar anlatırlardı. Evladları intibaha gelib, sehavet ve fedakarlıkları artsın deye...

Bir gurub insan tenezzüh niyetiyle kıra gidib, hem orada dinlenmek, hem de sohbet ederek hoşça bir vakit geçirmek istemişlerdi.

Yemekler yenilmiş, namazlar kılınmış, semereli, verimli manevi hasbihaller yapılmışdı. Yenen yemeklerden geriye haylice et ve kemik kırıntıları kalmışdı. Onları, orada bulunan bir köpeğin önüne koydular. Fakat bu hayvancağız çok aç olmasına rağmen yemedi. Bir müddet düşünür gibi bir hal aldı ve kayboldu. Bir müddet sonra, arkasına sekiz, on köpek takarak geri gelmişdi. O yemekleri, kuyruk sallayarak onlara göstermiş, kendisi de aç olduğu halde, onlara ikram kasdıyla hiç yememişdi. Onlar karınlarını doyurduktan sonra hep birden uzaklaşdılar. Sonra tek köpek geri geri döndüğünde, yalnız kuru kemikler kalmışdı. Ancak onlardan yiyebildi. Zahiren köpekdi ama, bu hareketi ile, orada bulunanlara iyi bir örnek olmuşdu.

Hakiki bir mümin de kendi nefsi için sevdiklerini, mümin kardeşi için istemedikçe ve infak etmedikçe kamil bir mümin olamaz.

Bilhassa ashab-ı kiram hazeratı, kendileri için en lüzumlu, en sevdikleri şeyleri, seve seve isar etmekden büyük bir haz bir zevk duyarlardı.

Abdullah bin Ömer radıyallahu anh efendimizin Dümeyne namında çok sevdiği bir cariyesi vardı. Bu kadını azad eyledi ve Nail isminde bir kölesi ile nikahladı.

İyice teemmül edelim ki, yapılan fedakarlığı takdir edelim. Feragat edilen şey alelade bir dünya malı değildir. Canı gönülden sevdiği pek kıymetli cariyesi. Fakat Allahü Teala'nın yüce aşkı bir kalb de gönülde lemean ederse, diğer sevgiler onun dûn'unda olur.

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, meşrebleri bir olduğu için Sa'd ibni Rebî ve Abdurrahman bin Avf radiyallahu anhüma hazretlerini manevi kardeşler yapmışlardı. Sa'd İbni Rebî radiyallahu anh sayılı zenginlerdendi. Kendisinin bu zenginliğinden, manevi kardeşinin istifadesini düşünerek, bir gün Abdurrahman bin Avf hazretlerine hitaben:

- Kardeşim, ben oldukça bir dünyalığa malikim, bunun yarısını sana hibe edeyim, dedi ise de Abdurrahman bin Avf hazretleri ona hitaben:

- Kardeşim, malın ve ehlin sana mübarek olsun? Bana zahire satılan pazarın yerini gösterirmisin? diyerek helalinden kendi emeğiyle kazanacağı rızkı tercih etmişdir. Bir müddet pazarda keş, peynir ve emsali şeyler satmış, zaman gelmiş ashab-ı kiramın en zenginlerinden olmuşdur. O'nun "Elimi kuma uzatsam, altın oluyor" sözü meşhurdur.

Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, ashab-ı kiram hazeratına, ve gazalarda askeri teçhiz hususunda büyük yardımları olmuşdur.

Cennetle tebşir edilen on sahabiden biridir. -radiyallahu anh-

Ey Rabbımız! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan, cimrilikden, takatsizlikten, kasvetden, gafletden, zilletden, azlıktan, meskenetden sana sığınırız.

Hasan Basri Çantay anlatıyor:

Mehmed Akif bir akşam bizi Ankara'ya evine çay içmeğe çağırmışdı, biz gitmek üzere iken o kendisi geldi:

- Akşam çayını sizde içeceğiz, dedi. Ben tabii memnun oldum, fakat bunun sebebini öğrenmek istedim ve sordum. Gülerek cevab verdi:

- Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler!

Odanın yegane mefruşatını teşkil eden o tek kilimi fakire veren kendisi idi.

Gene devam ediyor:

Şiddetli bir kış günü Akif i sırtındaki bir ceketle gördük. Üşüyor fakat üşüdüğünü hissetdirmemeye çalışıyordu. Tahkik etdim; paltosunu bir fakire giydirmişdi.

Mehmed Akif cimri zenginlere "ağniyayı sabirînden" cömerd fakirlere "fukarayı şakirinden" dermiş. İstiklal Marşı'nı yazdığı vakitler, malî vaziyetinin en dar zamanına tesadüf etmesine rağmen, kendisine hediye edilen 500 lirayı kabul etmemiş, "o benim değil, milletime armağanımdır", demiştir.

"O günün 500 lirası, bugünün milyonları karşılığında..."

Verdiği söze çok sadakat gösterir, söz verilen saatte ve mahalde aynı saatte bulunur, beklediği şahıs vaktinde gelmez ise çok üzülür, icabında aynı mahalde saatlerce beklermiş.

Muhterem Üstaz kuddise sirruh hazretleri:

Söz verilen saatde, mutabık kalınan mahalde hazır bulunurlar, mazeretsiz icabet edilmediğinde o kadar gazablanır idiler ki, hiç bir şey gazabını teskin edemezdi.

Vaadin küçüğü, büyüğü olmaz. Sözünde durmamak münafıklık alametlerindendir.