Alâeddin Attar kuddise sirruh hazretleri,
hastalıkları esnasında yakınlarına:
- Merâsim ve âdetleri bir kenara bırakınız! Halkın âdeti ne ise aksini yapınız! Biribirinize uyunuz! Allah Resûlünün gelişi insanların merâsim ve âdetlerini bırakdırmak içindi. Birbirinize sığınınız! Ve her biriniz kendisini nefyedib, başkasını doğrulayınız! Her işte yolunuz ölçülere bağlı olsun! Ölçüleri yerine getirmek azminden dönmeyiniz! Sohbet en büyük sünnetlerdendir. Bu sünnete riayet edib umumî ve husûsi şekilde ona riayet ediniz!
Eğer bu yolda istikamet gösterir iseniz tek nefesde veriminiz, benim bir ömür boyunca kazancım kadar olur. Hâlinizin daima yükselişde olması lâzımdır. Vasîyetlerimi çiğneyecek olur iseniz perişan olursunuz, buyurdular.
"Merâsim ve âdetleri bir kenara bırakınız! Halkın âdeti ne ise onun aksini yapınız", buyuruyorlar.
Halk daima ifrat ve tefrit halindedirler. Yapılması, sünneti seniyyeye uygun olanları terk etmeyib, fuzûli merâsimlerden kaçınmak lâzımdır. Hatta terbiye yolundaki sâlikler arasında bile acaib âdetler vardır (daimi el öpmek gibi).
Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz
- Din kardeşinin elini öpmek Musafahadır buyurdular. (Menâri Kenz-ül İrfan)
Öyle olunca el öpmek sünneti seniyyedendir.
Ancak hürmete şayan büyüklerin elleri yerli yersiz öpülmez. El öpmenin de bir âdabı, bir zamanı, zemini vardır. Çok kimseler zannederler ki el öpmekle bütün işleri arzuları tamam olur. Hatta "şu filân zatın elini öptüm, duasını aldım" gibi sözler sarfederler.
Oysa eli öpülen şahısların kısmı âzamı onların zannetdikleri gibi ellerinin öpülmesine meraklı değillerdir.
Onların arzuları el öpen kimselerin, iç âlemlerini ıslâh edib, büyük bir gayret sarf ederek mânevi yolda ilerlemeleridir. Bir kimse günde bin defa el öpse, teveccühü tâm ve ihlâs üzere kulluk vazifesini ölçülere uygun olarak yapmıyor ise kendisini aldatmış olur.
Günde bir defa icâb etdiğinde el öpmek kâfidir. Fazlası, eli öpülen hürmete şayan zevatı üzer bile.
Hülâsa her işi yerli yerinde, adâbında yapmak gerek. Fakir, Üstaz hazretlerinin huzurlarında bulunduğum halde, çok günler ellerini öpmediğim olurdu.
Başka bir zümre insanlar da vardır ki, bunların nazariyeleri, görüşlerinin temeli, hiç kimsenin elini öpmemek (hatta anası, babası dahi olsa) üzerine kurulmuşdur.
Birincilerin yolu nasıl hatalı ise bunların ki daha bozukdur. Bir insan büyüklerine hörmet, küçüklerine şefkat gösteremezse, onun hali nice olur? İslâmiyet'le böyle bir hareket nasıl bağdaşır?
Bir gün Ebu Yezîd Bestâmî kuddise sirruh giderken, bir genç arkasını takib ile izine basarak yürürdü.
Ebu Yezid Bestâmî kuddise sirruh:
- Ne eylersin? dedi. Genç cevaben:
- Senin vardığın yolca varmak isterim, dedi.
Ebû Yezîd Bestâmî kuddise sirruh:
- Bu şekilde hareket etmekle erişemezsin dedi. Genç dedi ki,
- Şu eski kürkünden bir parça ver ki bereketi gele.
Ebû Yezîd Bestâmî kuddise sirruh:
- Ebu Yezîd'in derisini dahi giyersen sana faidesi yokdur. Tâ Beyâzıd'ın işlediğini işlemedikçe.
Bu menakıbda Ebu Yezîd-i Bestâmî hazretleri de zamanındaki o gence "böyle âdetleri, ölçüleri bırakınız, büyüklerin yolunu takib ve taklid ediniz" diye nasîhat etmiş oluyor.
Bir gün Bursa'da samimi bir ahbabımız, muhterem Üstaz kuddise sirruha şu suali sordular;
- Büyüklerin elini öpmek muvafık mıdır? Yoksa caiz değil midir? Muhterem Üztaz aşağıdaki kıssayı misâl getirdiler:
Hâce-i kâinat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri ashabı ile bulundukları bir sırada, Saad-ibni-Muâz radıyallahu anh çıkageldi. Ashab-ı kiram hazeratının biraz ağır alışlarına muttali olan, Fahr-i kâinat sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri ashabına hitaben:
- Kumu ilâ Seyyidiküm. Yani büyüğünüze, seyyidinize ayağa kalkınız! (Yani tâzimde, hörmetde kusur etmeyiniz) buyurdular. Kâinatın terbiyecisi, Resûli Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, şu kısa cümle ile ashab-ı kiram hazeratını intibaha (uyanmağa), edebe davet etmişdir.
Gelişi güzel herkesin, bilhassa mütekebbir kimselerin elleri öpülmemelidir. Yaşlı, diyânetperver, sâlih kişilerin ve akraba büyüklerinin, bilhassa ana ve babaların her sabah ellerini öpmeli, gönüllerini alıb bir dilekleri olub olmadığını sormalıdır. Ebeveyn, yavrularına karşı çok şefkatli oldukları için, ufak bir hareketden kırılırlar. Yerinde olan iyi bir hareketden de memnun ve mesrûr olurlar.
*
Musafaha iki müslümanın karşılıklı el sıkmalarıdır. Bu Musafaha esnasında güler bir yüzle selevât-ı şerife getirmek yerinde bir hareket olur. Musafaha esnâsında elleri çok cansız, cılızca, yahûd koparacak şekilde sıkmak doğru değildir.
*
Alâeddin Attar kuddise sirruh:
- Sohbet en büyük sünnetlerdendir, buyuruyor.
Sohbet, garazsız, ivazsiz, dünyevî bir menfeate müstenid olmayıb, sırf Allah rızâsı için yapılırsa, melekler ve ruhâniyet de o toplantıya iştirak ederler.
Sohbetin devâmı müddetince kalbler Mevlâya yönelir masivâ çıkar, iman kuvvetlenir, imân artınca da onu ihlâs, istikamet takib eder.
Maalesef, zarurî toplantılar müstesna, diğer topluluklar da, hemen hemen hep nefsanî, dünyevî, yani dünya ve âhirete yaramayan konular ele alınır. Meselâ, muhtelif şikâyetler, sıhhatından, kızından, karısından (yahud kocasından) oğlundan, cemiyetden şikayet edilir.
Halbuki Hâlık teâlâ ve tekaddes hazretleri, "nasıl oldu?", "niçin oldu?" gibi şikâyetlerden gadablanır, ancak kullarının mücellâ, müberra, musaffa olan tertemiz, lekesiz kalblerine nazar eder.
Sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri, ashabı kiram hezaratını Mescid-i Nebevi'de, Ashabı suffa denen mahalde sohbetleriyle tekâmül ettirmişlerdir.
Muhammed Bahaeddin Nakşibend ve emsâli pirân hazeratı sohbete çok ehemmiyet vermişler, büyük velîler bu manevî dershanelerde yetişmişlerdir.
Sohbete devam eden kimse, kendisinin de farkına varmadan, mânen, rûhen terakki etdiği gibi, bir çok, tarihi, ictimai, fikri, coğrafi daha bir çok dinî ve dünyevi bilgiler elde etmiş olur. Bu sohbetlerde kalem kağıt kullanılmaz amma, bu ulvi kelâmlar, Cenab-ı Hakk'ın izni ile hafızada kalır. Eâzım-ı hanefiyeden fakih Ebu'l-Leys Semerkandi kuddise sirrûh:
Bazı müminlerin, şâyânı ihtiram ve yaşlı olan diğer bazı müminlerin, ellerinin öpülmesinin luzûmunu beyan etmişlerdir. Hazreti Enes radıyallahü anh diyor ki:
Birisi Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem'e;
- Biz müslümanlardan birisi, bir mümin kardeşine ve dostuna mülâki olunca tazimen ona karşı eğilmeli midir? deye sordu.
Mefharı mevcûdât sallallahü aleyhi ve sellem:
- Hayır eğilmemelidir, buyurdu.
O kimse:
- Onu kucaklayıb öpmeli midir? deye sordu.
Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri:
- Hayır, deye cevab verdi.
Tekrar o kimse:
- Musafaha edib el tutuşmalı mıdır? dedi.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:
Bu son suale cevaben:
- Evet deye tasdik ve tasvib buyurdu.
Muanâkaya, kucaklaşmağa gelince:
Çok ince giyimli olmamak şartıyla, iki müminin birbirleriyle muânakasında bir beis olmadığında bütün ashab ittifak etmişlerdir.
Musafaha; hakkında ihtilâf edilmeyen bir sünnet-i kadîmedir.
Fahr-i Kâinat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Hüzeyfe radiyallahü anh rivayetiyle;
- Mümin, mümine mülâkî olub ona selâm vererek elini sıkdığı zaman, her ikisinin günâhları, ağaç yapraklarının döküldüğü gibi dökülür. buyurmuşlardır. (Musâhabe 6 shf. 111.)