Abdullah bin Tüsterî kuddise sirruh buyurur:
– Bizim mezhebimizin yolumuzun esası, üç şeydir: Helâl yemek, güzel ahlâk ve Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme uymak.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
“Rasûlümün getirdiği emirleri alınız. İtaat ediniz, yasak etdiği şeylerden sakınınız!” (Haşr, 7)
Dünyada, felâketlerden, âhiretde ise azabdan kurtulmak için iki şey lâzımdır. Emirlere sarılmak, yasaklardan kaçınmak. Bu ikisinden en büyüğü, daha lüzumlusu ikincisidir ki, buna verâ’ ve takvâ denir.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ashab-ı kirama:
“Müflis kime denir?” buyurdular. Onlar da:
“Parası, malı kalmayan kişiye denir” dediklerinde buyurdular ki:
“Ümmetimin arasında müflis şu kimsedir ki, kıyâmet günü defterinde, çok namaz, oruç, zekât sevabı bulunur. Fakat bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevabları bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce sevabları biterse hak sahiblerinin günahları, bunun üzerine yüklenir, sonra cehenneme atılır.” (Müslim)
HARAM LOKMA YİYEN HARAMİ OLUR
Sultan İkinci Murad’a para gerekmişdi. Çandarlı Halil Paşa’dan borç almıştı. Bunu gören Fazlullah Paşa:
– Devletlû Sultanım, Padişahlara hazine gerekdir. Müsaade ederseniz ve ferman buyurursanız, hazine cem’ine mübaşeret idelüm.
Bunun üzerine:
– Nasıl ve nireden hazine cem’ edebilirsiniz?
– Bu vilâyet halkında mübalağa ile mal vardır. Padişahlara zaman zaman, bir sûretin bulup almak münasip düşer.
– Hay Fazlullah! Bu söz ne sözdür, bu rey ne reydür ki, söyler ve teklif edersiz? Bizim vilayetimizde üç helâl lokma vardır. Biri madenler, biri haraçdır, biri de gazalardan alınan ganimetlerdür. Bizim askerimiz gaziler ordusudur. İmdi bunlara helâl lokma gerekdür. Şol padişah kim ordusuna haram lokma yedirir, ol asker Harâmî olur. Harâmînin ise sebâtı olmaz. Bir küçük mukavemet gördükde, firara kadem basar. Bundan sonra netice-i halin ne olacağı malum olur.
Helâl kazanmakdan aciz olduğu bir zamanda evlenen insan çocuk çoluk sebebiyle şüphelilere yahut harama düşebilir. Bu ise kendinin ve çoluk çocuğunun din bakımından helâkine sebeb olur.
Evlenmedeki fazilet bunun mahzurunu ortadan kaldırmaz. Hadis-i Şerifte buyurulmuşdur ki:
– Kulu kıyamet gününde mizan başına getirirler. Onun her biri birkaç dağ büyüklüğünde iyi amelleri bulunur. Ona çoluk çocuğunun nafakasını nereden kazandığı sorulur. Bu yüzden bütün iyi amelleri gider. Sonra bir melek: Bu o kimsedir ki, çoluk çocuğu bütün iyiliklerini yedi, hesabı bundan soruldu, der.
Bildirildi ki: “Kıyametde bir kimsenin ilk dâvâcısı çoluk çocuğu olur, derler ki:
– Ya Rabbi! ondan hakkımızı sen al. Bize haram yedirdi. Bizim ise bundan haberimiz yokdu. Bize öğrenmemiz gereken şeyleri öğretmeyip, bizi cahil bırakdı, derler. O halde miras malı olmayan, yahud helâl maldan kazanmayan kimsenin evlenmesi doğru değildir. Ancak evlenmediğinde zina yapacağını yakinen biliyorsa evlenebilir. (Kimya-yı Saadet Tercümesi, s. 192)
Altınoluk Sohbetleri-4, Sâdık Dânâ, s. 115-127Vv