Merhamet

Merhamet

Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri Musa aleyhisselâma vahyen buyurdu ki:

- Merhametli ol, tâki ben de sana merhamet edeyim. Ben çok merhametliyim. Kim ki merhametli olursa, ben de ona merhamet eder ve kendisini cennete koyarım, merhametlilere müjdeler olsun. (el-Fethurrabbânî, Sohbet 23)

Rasûli Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin merhamet hakkındaki muhtelif kelâmları:

- Yeryüzünde bulunan fukara ve zuafaya merhamet ediniz ki melâike-i kiram da size merhamet edib hakkınızda hayırlı dua etsinler.

- Merhamet etmeyenlere merhamet olunmaz, yani insanlara şefkat göstermeyen kimseye Cenab-ı Hakk merhamet etmez.

Sallallahü aleyhi ve sellem ashabına hitaben:

- Cennete ancak merhametliler girer, buyurdu.

Ashab-ı kirâm radıyallahü anhüm dediler:

- Ya Rasûlallah, biz hepimiz merhametliyiz.

Rasûl-i Ekrem efendimiz buyurdular:

- Fakat sizin merhametiniz sırf kendi şahsınıza münhasır. Bilâkis bütün insanlara karşı olacak. Gerçekde insanlara merhamet eden yalnız Allah'tır.

Yine hadis-i şeriflerde buyurulmuştur:

- Allahü Teâlâ, insanların ihtiyaçlarını gördürmek için öyle kullar yaratmışdır ki, onlara cehennem azâbı yokdur. Kıyâmet günü onlar için nûrdan kürsîler hazırlanır. İnsanlar hesâba çekilirken, onlar Allahü Teâlâ ile sohbet ederler.

- Kim bir mü'min kardeşine yardım etmek, ihtiyacını gidermek için hareket eder, yürürse, kendisine Allah yolunda cihâd eden mücâhidler sevâbı verilir.

Bize gelen bir rivâyet odur ki; bir zamanlar Mûsâ aleyhisselâm çobanlık eder, koyun güderdi. O gütdüğü koyunlardan birine dahi asası ile vurmadı. Aç bırakmadı. Eziyet etdiği olmadı.

Vaktaki Allahü Teâlâ O'nun koyunlarına karşı bu şefkatini gördü. Kendisini peygamber kıldı. Hatta O'nunla konuştu.

Sonra Benî İsrâil'e çoban oldu. Onları birçok şerden kurtardı. Her kim Allah'ın yaratdığını aziz bilir ve onlara şefkat gösterirse; yükselir, tâ ötelere... yücelere... Erenler mertebesine.

İbrahim Düssûkî kuddise sirruh buyurur:

- Hiç bir sâlik kemâle eremez. Tâ bütün insanları sevinceye, onlara şefkat besleyinceye, görünen ayıblarını örtünceye kadar.

Her kim anlattığımın dışında bir kemâl iddiasında bulunursa hemen şu hükmü giyer: Yalancı.

Mürşidler; sâliklerin, merhamet, sehâvet, güzel ahlâk sahibi ve mütevazi olanlarını severler ve onlar ile ferahlanırlar.

Ancak mütekebbir cimri, duygusuz, kasvetli, kötü ruhlu insanları sevmezler. Çünkü bu güruhda merhamet duygusu bulunmaz.

İnsanlar ancak merhametlerinin derecesine göre, Hâlık Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine yakındır.

Nebîler sultanı fahri kâinat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz insanların en merhametlisi ve sehâvetlisi idi.

Ebû Bekir Sıddîk radıyallahu anh efendimiz de sahabe-i kiram radıyallahü anhüm ecmain hazeratının en merhametlisi ve sehâvetlisi idi. Geceleri sabaha kadar âsî kulların afvı için göz yaşı döker, gündüzleri de elinde avucunda ne varsa hepsini yoksullara bîkeslere dağıtırdı. Mali yardımda bulunurdu. Müsâid zamanlarında da hastaları, dulları, yetimleri ziyaret eder, ihtiyaçlarını giderir, gönüllerini alırdı. Bedeninin zayıflığına rağmen, o, bu hizmetleri, hatırşınaslığı, çoşkun, derin merhamet ve sehâvet ölçüsünde değerlendirmesini bilirdi.

Sultanü'l-Ârifîn Beyâzid Bestâmî kuddise sirruh'un, zamanın kutbu Ebû Hafs Haddad kuddise sirruh ile mülâkatı:

Ebâ Yezid Bestâmi hazretleri zamanın kutbunun bazı hususiyetlerini öğrenmek için ziyaretine gelmişti. Aralarında şöyle bir görüşme geçti:

Beyazid Bestami Kuddise sirruh Ebû Hafs'a hitaben buyurdu ki:

- Senin ayaklarını öpeyim. Bana dua et.

Ebu Hafs'ın derdi büyüktü.

- Ben Sana dua etmekle, içimdeki dert sükûnet bulmaz ki.

- Derdin nedir, söyle de çare bulalım.

- Acaba kıyamet gününde bu kadar İbadullahın hali nice olur? İşte benim derdim bu.

- Halkın muazzeb olmasından yani, azaba uğratılmasından sana ne?

- Bana ne mi? Benim fıtratımın mayası şefkat suyu ile yoğrulmuştur. Ehli cehennemin bütün azabı bana yükletilip onlar afvolunsa ben memnun ve derdimden halâs olurum.

Bu cevapların karşısında Beyazıd Bestami hazretleri buyurdular ki:

- Anladım ki kutbiyet sırrı başka bir mânâdır. Fazilet, ilim ile değil, amel çokluğu ile de değil, ancak mevhibe-i ilâhi ve teveccühü Hudâ'dır.

Halbuki zahiren Ebu Hafs hazretleri ümmî, fakir bir demirci idi.