Merhamet

Merhamet

Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri Musa aleyhisselama vahyen buyurduki:

- Merhametli ol, taki ben de sana merhamet edeyim. Ben çok merhametliyim. Kim ki merhametli olursa, ben de ona merhamet eder ve kendisini cennete koyarım, merhametlilere müjdeler olsun. (Fethurrabbanî, Sohbet 83)

RASÜLÜ EKREM BUYURUR Kİ

Rasülü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin merhamet hakkındaki muhtelif kelamları:

- Yeryüzünde bulunan fukara ve zuafaya merhamet ediniz ki melaike-i kiram da size merhamet edib hakkınızda hayırlı dua etsinler.

- Merhamet etmeyenlere merhamet olunmaz, yani insanlara şefkat göstermeyen kimseye Cenab-ı Hakk merhamet etmez.

- Cenab-ı Allah'a kasem ederim ki hiç kimse azabsız cennete giremez. Merhametli olanlar müstesna.

- Merhamet edin, merhamet olunasınız, afv edin afv olunasınız yazık laf ebesi olanlara, yazık günahlarını bilip istiğfar etmeyenlere.

- Mü'minleri merhamet, muhabbet ve yardımlaşmada, tek bir vücud gibi görürsün, nasıl ki bir aza rahatsız olunca diğerlerim ateş ve uykusuzluk alırsa o da öyledir.

- Ümmetinim salihleri çok namaz kılmış ve çok oruç tutmuş olmalarından dolayı cennete girmezler; bilakis kalblerinin temizliği, ruhlarının cömertliği, ve bütün insanlara olan merhametliliklerinden dolayı Allah'ın merhametine mazhar olurlar ve bu sebeple cennete girerler.

Sallallahü aleyhi ve sellem ashabına hitaben:

- Cennete ancak merhametliler girer, buyurdu.

Ashab-ı kiram radıyallahü anhüm dediler:

- Ya Rasülallah, biz hepimiz merhametliyiz.

Rasül-i Ekrem efendimiz buyurdular:

- Fakat sizin merhametiniz sırf kendi şahsınıza münhasır. Bilakis bütün insanlara karşı olacak. Gerçekde insanlara merhamet eden yalnız Allah'tır.

Yine hadis şeriflerde buyurulmuştur:

Allahü Teala, insanların ihtiyaçlarını gördürmek için öyle kullar yaratmıştır ki, onlara cehennem azabı yokdur. Kıyamet günü onlar için nurdan kürsüler hazırlanır. İnsanlar hesaba çekilirken, onlar Allahü Teala île sohbet ederler.

Kim bir mü'min kardeşine yardım etmek, ihtiyacını gidermek için hareket eder, yürürse, kendisine Allah yolunda cihat eden mücahitler sevabı verilir.

Kim bir müslüman kardeşinin ihtiyacını temin ederse Allahü Teaala'nın dostu olur. Bir kimse, mü'min kardeşinin sıkıntısını gidererek onu sevindirirse, Allahü Teala o mü'mine mahşerde ve sıratı geçerken nurdan iki ışık ihsan eder.

- Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onun yardımına koşar. Onu küçük ve kendinden aşağı görmez. Onun kanına, malına, ırzına, namusuna zarar vermesi haramdır.

MERHAMET VE FAZİLET

Enes bin Malik radıyallahü anh buyurdu ki:

- Bütün mahlukatı Allahü Teala yaratmıştır. Onların her türlü ihtiyaçlarım dilemekde, yaratıp göndermekdedir. Allahü Teala'nın rızası için, O'nun kullarına kim daha çok hizmet ederse, Cenab-ı hakk da o kullarını o kadar sever.

Anlatıldığına göre Musa aleyhisselam bir defasında duasında şöyle dedi.

- Ya rabbi! Beni hangi sebepten dolayı pak ve temiz kıldın?...

Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri vahyen bildirdi ki:

- Benim mahlükatına olan merhametliliğinden dolayı, gerek insanlara ve gerekse diğer canlılara karşı kalbindeki şefkat ve merhamet duygularından ötürü seni peygamberlik şerefi île şereflendirdim.

Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri buyurur.

- Fazileti kullarımın merhametli olanlarında arayınız. Onlara sığının, zira ben merhametimi onlara yerleştirdim. Katı yüreklilerde merhamet aramayın. Zira onlarada gadabımı yerleştirdim. (Hadls-i Kudsî)

Rasul-ü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem anlatır:

- Bir zaman bir adam yolda yürüyordu. Şiddetle susadı. Orada bulduğu bir kuyuya inerek susuzluğunu giderdi. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp solumakta olan bir köpeği orada gördü. Kendi kendine "Bu köpek de benim gibi susuzluktan çatlayacak hale gelmiş!" diyerek kuyuya indi. Ağzına su doldurdu. Sonra, yukarıda bu suyu avuçlarından köpeğe içirerek onun susuzluğunu giderdi. Onun bu hareketi Allah yanında hoş karşılandı ve geçmiş günahları afvedildi.

Sahabe-i kiram radıyallahü anhüm sordu:

- Ey Allah'ın Rasülü mahlükata yaptığımız iyilikler için de sevab var mıdır?

Yüce Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:

- Her canlıya yapılan hizmet karşılığında sevab vardır.

ŞEFKAT VE MANEVİ TERAKKİ

İbrahim Düssûki kuddise sirruh buyurur:

- Her kim ki, kendisinde Allah'ın yaratmış olduğuna karşı şefkat ve merhamet hissi yok ise Hakk ehlinin yükseldiği makamlara çıkamaz.

Şefkatsiz bir kimsenin manevî terakkiyatı durur.

Bize gelen bir rivayet odur ki; bir zamanlar Musa aleyhisselam çobanlık eder, koyun güderdi. O gütdüğü koyunlardan birine dahi asası ile vurmadı. Aç bırakmadı. Eziyet etdiği olmadı.

Vaktaki Allahü Teala O'nun koyunlarına karşı bu şefkatini gördü. Kendisini peygamber kıldı. Hatta O'nunla konuştu.

Sonra Benî İsrail'e çoban oldu. Onları birçok şerden kurtardı. Her kim Allah'ın ya-ratdığını aziz bilir ve onlara şefkat gösterir, yükselir, ta ötelere... yücelere... Erenler mertebesine.

Gene İbrahim Düssûkî kuddise sirruh buyurur;

- Hiç bir salik kemale eremez. Ta bütün insanları sevinceye, onlara şefkat besleyinceye, görünen ayıblarını örtünceye kadar.

Her kim anlattığımın dışında bir kemal iddiasında bulunursa hemen şu hükmü giyer: Yalancı.

Mürşidler saliklerin, merhamet, sehavet, güzel ahlak sahibi ve mütevazı olanlarını severler ve onlar île ferahlanırlar.

Ancak mütekebbir cimri, duygusuz, kasvetli, kötü ruhlu insanları sevmezler. Çünkü bu güruhda merhamet duygusu bulunmaz.

İnsanlar ancak merhametlerinin derecesine göre, Halık Teala ve Tekaddes hazretlerine yakındır.

ALLAH DOSTLARININ MERHAMETİ

Nebiler sultanı fahri kainat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz insanların en mer-hametlisi ve sehavetlisi idi.

Ebu Bekir Sıddîk radıyallahu anh efendimiz de sahabe-i kiram radıyallahu anhüm ecmain hazeratının en merhametlisi ve sehavetlisi idi. Geceleri sabaha kadar asî kulların afvı için göz yaşı döker, gündüzleri de elinde avucunda ne varsa hepsini yoksullara bîkeslere dağıtırdı. Mali yardımda bulunurdu. Müsaid zamanlarında da hastaları, dulları, yetimleri ziyaret eder, ihtiyaçlarını giderir, gönüllerini alırdı. Bedeninin zayıflığına rağmen, O, bu hizmetleri, hatırşinaslığı, coşkun, derin merhamet ve sehavet ölçüsünde değerlendirmesini bilirdi.

Rahman: Cenab-ı Hakk'ın yüce sıfatlarındandır.

Merhamet: Enbiyaullah'ın sıfatıdır.

Merhamet: Ashab-ı kiramın sıfatıdır.

Merhamet: Kibar-ı ehlullah'ın sıfatıdır.

Merhamet: Ariflerin, aşıkların sıfatıdır.

Merhametli insanı, Allah Teala ve tekaddes hazretleri sever.

Merhametli insanı, Sallallahü aleyhi ve sellem sever.

Merhametli insanı, Allah dostları sever.

Merhametli insanı, bütün insanlar sever.

Merhametli insanı, bütün mahlükat sever.

Ahmed er-Rufaî kuddise sirruh buyurur:

- İhvan, yani din ve tarikat kardeşleri için şefkat duygusu beslemek, Allah'a yaklaşdıran sebepler arasındadır.

Hatem-i Esam Kuddise sirruh buyurur ki:

- Ya Beyazıd, bu söz gerçek midir ki, sen müridlerine demişsin ki, "Hangi müridim cehennem kapusuna varıp, ateşe atılacak kulları çıkarıp kendi yanmazsa o benim müridim değildir"

Beyazıd Bestamî kuddise sirruh şöyle cevab verir:

- Evet öyledir, şimdi dahi derim ki hangi müridim tamu (cehennem) kapusunda dürup, cehennemliğe şefaat eylemezse, kendini cehenneme atıp onu cennete koymazsa ol müridden ben bîzarım.

MERHAMET ÖLÇÜSÜ

Müslümanlık şefkat, merhamet dinidir. Kişinin merhametli olması kemaline delildir. Bütün mahlükata karşı şefkat ve merhametle muamele etmek, Allahü zülcelal velkemal hazretlerinin emridir, insan olsun, hayvan olsun, muti' olsun asî olsun herkese karşı mehametli olmak, katı kalbli olmamak İslamî ahlaktandır.

Resül-i Ekrem sallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:

- Merhametli, sadece kendisine karşı merhametli olan değildir. Merhametli hem kendisine hem de başkalarına karşı merhametli olandır. Kişinin kendisine merhametli olması, günahları terk etmesi, tevbe ederek kötü huylarından vaz geçmesi ve ibadetlerini ihlasla yaparak Allah'ın azabından kurtulmasıdır. Kişinin başkalarına merhametli olması ise, her ne suretle olursa olsun müslüman kardeşlerîne eza etmemesidir. Müslüman o kimsedir ki, insanlar onun elinden ve dilinden eza ve cefa görmezler, zarara uğramazlar.

EBUBEKİR ES-SIDDÎK RADIYALLAHÜ ANH'IN TEFEKKÜRÜ

Bir gün Basülü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki: (mealen)

- Ya Ebubekir senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı yetmiş senelik nafile ibadetden daha hayırlıdır.

Gene başka bir zamanda diğer bir sahabeye de:

- Senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı on senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır.

Gene başka bir zamanda diğer bir sahabeye de:

- Senin bir saat tefekkürün başkalarının yaptığı bir senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır, buyurmuşlardır.

Hace-i kainat, mefhar-ı mevcudat sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, muhatablarını, derece, seviye ve tefekkürlerinin çeşidine agah olduğu için, konuşmaları ve cevablan ona göre olurdu.

Ebübekir radıyallahü anh'ın tefekkürü şu şekilde olurdu:

- Ya Rabbi! vücüdumu öyle büyüt ve genişlik ver ki (bilirim senin emrin tahakkuk edecektir, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girecektir) bütün vücudum cehennemi doldursun. Hiçbir asî kulun cehenneme girmesin!

Sultanü'l-Arifîn Beyazid Bestamî kuddise sirruh'un, zamanın Kutbu Ebu Hafs Haddad kuddise sirruh ile mülakatı:

Eba Yezid Bestamî hazretleri zamanın kutbunun bazı hususiyetlerini öğrenmek için ziyaretine gelmişti. Aralarında şöyle bir görüşme geçti:

Beyazid Bestami Kuddise sirruh Ebü Hafs'a hitaben buyurdu ki:

- Senin ayaklarını öpeyim. Bana dua et. Ebu Hafs'ın derdi büyüktü.

- Ben sana dua etmekle, içimdeki dert sükunet bulmaz ki.

- Derdin nedir, söyle de çare bulalım.

- Acaba kıyamet gününde bu kadar ibadullahın hali nice olur? İşte benim derdim bu.

- Halkın muazzeb olmasından yani, azaba uğratılmasından sana ne?

- Bana ne mi? Benim fıtratımın mayası şefkat suyu ile yoğrulmuştur. Ehli cehenemin bütün azabı bana yükletilip onlar afvolunsa ben memnun ve derdimden halas olurum.

Bu cevapların karşısında Beyazid Bestami hazretleri buyurdular ki:

- Anladım ki kutbiyet sırrı başka bir manadır. Fazilet, ilim ile değil, amel çokluğu île de değil, ancak mevhibe i ilahî ve teveccühü Hüda'dır.

Halbuki zahiren Ebü Hafs hazretleri ümmî, fakir bir demirci idi.

Allah dostlarının Merhameti nihayetsizdir.

Her devirde büyükleri çekemeyen, hased eden, hatta onlara hakaret eden bulunmuştur. Muhyiddin Arabi kuddise sirruh zamanında adamın biri bu Allah dostuna düşman kesilmiş. Namazlarının sonunda da ona on defa lanet okumağı vazife edinmiş. Zamanı gelmiş o lanetçi kişi ölmüş. Adamın cenazesinde Muhyiddin Arabi hazretleri de bulunmuş. O adamın afvı için Halik Teala hazretlerine çok yalvarmış. Cenaze defnedildikten sonra bir ahbabının evine giden Muhyiddin Arabi hazretleri bir müddet murakabede bulunduktan sonra murakebe halinden gülümseyerek ayrılmışlardı. Bu halini soranlara şöyle anlatmış:

- Bana her gün, namazlarından sonra lanet okuyan kimse afvedilinceye kadar hiç yemek yememek ve içmemek üzere ahdetmiştim. Ve onun için de şimdiye kadar hiçbir şeye iltifat etmeden bekledim. Yetmişbin kelime-i tevhidim vardı, onların sevabım da o bana lanet okuyan kimseye hediye ettim.

Elhamdülillah Allahü Teala benim bu niyazlarımı kabul ederek onun günahlarını afvetti. Ahdim yerine gelmiş olduğuna göre de artık yemek yiyebilirim.

Allahü Teala' nın rahmeti sonsuzdur. Kayserili bir ahbabımız vardı. Arasıra görüşür, hasbihal ederdik. Hal ehli idi. Daimi huzur halim devam ettirenlerdendi. Muhabbet ehli, merhamet ehli idi.

Uzun müddet görüşmek kabil olmadı. Üç beş sene evvel görüştüğümüzde kendisini çok kederli ve üzüntülü buldum. Kendisine sordum:

- Kardeşim! Üzüntünün, telaşının sebebi nedir? Cevaben dedi ki:

- Derdim dertlerin en büyüğü. Benden merhamet duygusu alındı. Herkese karşı adeta düşman kesildim. Hatta haklı haksız aileme zulmediyorum. Görüşlerim çok değişti. Allah'ın kullarına, mahlükatına karşı içimde en ufak bir acıma duygusu kalmadı.

Mahvoldum, halimin perişanlığına teemmül ediniz. Bir çare necat bulunuz.

Kendisine kişinin, hastalığını bilmesinin büyük bir nimet olduğu söylenirdi. Çünkü kusurunu, hatasını bilen onu gidermeye gayret eder. Şüphesiz ki kişinin halinin değişmesi bilerek veya bilmeyerek işlemiş olduğu bir günahın neticesidir. Kendisine bilhassa seherlerde büyük bir nedamet içinde, ihlas ile, can u gönülden, kırık bir kalble ısrarlı olarak istiğfare devam etmesi tavsiye edildi.

Takriben bir yahut birbuçuk sene evvel tekrar görüşmek imkanı hasıl oldu. Allahü Teala ve tekaddes hazretleri onu bağışlamış, eski halini iade etmişti.

Kendisine halin nasıl diye sorulduğunda:

Elhamdülillah, Allahü Teala ve takaddes hazretleri habibi ve sevdikleri has kulları hürmetine eski halimi iade etti, dedi. Çok neşeli idi.

"Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğritme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın." (Al-i İmran: 8)