“Seyr u sülûkte muvaffakiyetin anahtarı;
İhlâs, tevâzu ve sa'y ü gayrettir. Bu hususu benimseyenler dikkatli olup Allah’ın rızâsını talep edenler, Rabbimiz Teâlâ Hazretlerinin rızâsını kazanırlar, aksi hareket edenler, fesat çıkaranlar ise hüsrâna uğrayanlardan olurlar.
Allah için sevgi olan yerde mü'minler birbirlerine karşı daha fazla sevgili ve saygılı olur, nefislerini her zaman kardeşlerinin hizmetine fedâ ederler. Bu fedâkarlığı yaparken, Cenâb-ı Hakk'ın kendilerine bahşettiği bu hâlleri tahattur ettikçe, mahviyetleri artar, teslimiyetleri yine Hâlık Teâla'nın izniyle tezâyüd eder.
Ancak tam ihlâs sâhibi, yani sırf Allâh'ın rızâsına tâlip olanlar, kulluk vazifelerini hayatlarının sonuna kadar yüksek bir gönül enginliği ile idâme ettirirler, yorulmak nedir bilmezler. Şüphesiz bu da şânı yüce olan Allah Teâlâ'nın tevfiki iledir.
Maneviyatta hizmet çok büyük bir mevki işgâl eder. Hizmet yolunda bulunanlar (karşılık beklemeden) büyük derecelere nâil olurlar, yine bunda da başta ihlâs, istikâmet, hemcinsine karşı şefkatli ve nezâketli olmak şartıyla. Hiçbir ehlullah tasavvur edilmez ki ihlâssız ve mahviyetsiz olsun... Nezâketle ve hilmiyetle kalpler fethedilir, sevgiler çoğaltılır. Hilm sâhibi olup hemcinsine rıfk ve mülâyemetle muâmele edenler, seçilmişlerden olur. Bunları Allah sever ve kullarına da sevdirir.
Rabbimiz zü'l Hazretleri cümlemizi ilmi ile enginleştirsin, hilmi ile zinetlesin, takvâ ile şereflendirsin, âfiyetle bezesin... Amin...
Bir de îsâr sahibi olanlar, hizmetlerinden büyük karşılık alırlar. Bunlar hasetçi ustanın çırağını kıskandığı gibi olmazlar, hizmete ehil olanlara yardımcı olurlar.
Sultanul-Ârifîn Bayezid-i Bestâmi -kuddise sirruh- Hazretlerine sordular ki:
«Kul tam olarak Allah'tan ne zaman râzı olmuş olur?» Dedi ki:
«Eğer Hak Teâlâ, kullarını âlây-ı illiyyine (en yüce mertebelere) erdirse ve beni de esfel-i sâfiline (en aşağı erecelere) düşürse, ben hâlimden razı olam, ol kuldan kim âlây-ı illiyyine erişti» " yani Cenâb-ı Hak kullarının hepsini en yüce mertebelere eriştirse ve beni de en aşağı mertebeye indirse, diğer kulların yüce mertebelere nail olmasını kıskanmak bir tarafa, ben bundan memnun olur ve içinde bulunduğum hâle rıza gösteririm".
Bu yazılanlar işin zâhir kısmından bir cüzdür, ehl-i irfân için sezilecek çok ince sırlar vardır. Nitekim Eşrefoğlu Rûmî Hazretlerinin sözleri ne kadar nüktelidir.
"Dildudak debrenmeden sözü işiten gelsin" buyuruyorlar.
Allah Teâla ve Tekaddes Hazretleri cümlemize dünyevi, uhrevi saâdetler, muvaffakiyetler müyesser eylesin. Hakkı hak, bâtılı bâtıl gören zümreye ilhak eylesin. Âmin...
Altınoluk Dergisi, sayı: 162, sh. 6, Ağustos 1999. (Vefatından sonra yayınlanan bir mektubu)
* * *
İnsan maneviyat yoluna girdikçe şevki, aşkı artar. Ona hiçbirşey ağır gelmez. İbadet etmek, haramlardan kaçmak hepsi zevk haline gelir. Musibetlere tahammül, kaza-kader bahsine icabet kolay hale gelir. İsteklisine ve gayretli olana maneviyat yolunu engelleyecek hiç bir şey yoktur.
Maneviyat yolcusu dünyaya fazla sarılmamalıdır. Dünyayı büsbütün terketmek de gerekmiyor. Dünyaya dünyanın gerektirdiği kadar çalışacağız. Çünkü o rızık kapısıdır. Ahirete de, o ne kadar gerektiriyorsa o kadar hazırlıkta bulunacağız. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete” çalışacağız.
Mânevi dersler sathî çalışmadan ziyade gönül alemiyle ilgilidir. Bizler zikrederken mutlaka Cenab-ı Hakk’a gönlümüzü vereceğiz. O hususa çok dikkat etmek gerekiyor. Cenab-ı Hakk’la başbaşa kaldığımız zaman sanki Rabbımız yeryüzünde tek bizi yaratmış gibi bir halet-i ruhiyede olacağız.
Bir kimse Cenab-ı Hakk’ı ne kadar severse insanlara karşı şefkati o kadar artar. Çünkü yaratılanların hepsi Cenab-ı Hakk’ın mahlûkudur. Kendini aradan çıkarır, mahlûkata karşı hadim (hizmetçi) yapar. Hakikaten bir kimsenin cemiyete ve İslâmiyete hizmeti ne kadarsa Cenab-ı Hakk katında mertebesi o kadar yücedir.