Gençlik ve Seher Vakti

Gençlik ve Seher Vakti

Muhterem Sâdık Dânâ Üstadımızın 7 Nisan 1996 tarihinde üniversiteli gençlerle yaptığı sohbet

Her mü'minin seher vakti kalkıp secde etmesi, ibadet etmesi icab eder. "Çünkü seher vakti Allah ü Teâlâ'nın kullarına bahşettiği en mühim ikramıdır. Bütün Hak aşıklarının kışın sıcak yataklarını terkedip gönüllerini Hâlik Teâlâ'ya verdikleri kudsi, ulvi anlardır. Gözyaşları ile namaz, niyaz, istiğfar tefekkür, zikrullah ile nefislerinden çıkıp Rabbül âlemine samimiyetle iltica ettikleri demlerdir.

Seher vakti gafil zümrenin uyuduğu gönül sultanlarının samimiyet ve tevazu ile Rablarıyla hemdem oldukları bayramlarıdır. Manevi terakkiyat, ilerleme vesilesidir.

Bu öyle bir vakittir ki feyz-i ilâhî yağmur gibi semâdan nüzul eder. Seherîlerin kalplerinde tecelli eder. Bütün rûhaniyet ve melaike-i kirâm hazeratı da iştirak ederler."

Bu manevi ziyafetlerden istifade etmek isteyenin, gereğini yerine getirmesi lâzımdır. Ama seher vakitlerinde nasıl kalkacağız?

İlk önce hayatımızı mutlaka nizama koymalıyız. "Bunun için gece geç vakitlere kadar oturup seher vaktinin kıymetini bilmeyenlerden olmayalım.

Dünya işlerine fazla itina göstererek onlarla çokça meşgul olup azaları yorgun düşürmeyelim. Halkın arasına karışıp fuzuli, faidesiz sözler konuşmayalım. Cesedin rahatını sıhhatimizin devamını, erken yatmakla elde etmeliyiz. Erken yatar isek fuzulî konuşmaları önlemiş oluruz. Akşam yemeklerini hafif yemek hem dini, hem de tıbbi âdâbdandır. Midenin yemekle dolu olmaması da geceleyin kalkışa bir sebebdir. Yenilen yemeğin uyanık bir kalb ve zikri ilâhî ile yenilmesi geceyi ihya etmeye yardımcı olur. Mideye ağır gelen bir yemek kalb için daha fazla ağırlık meydana getirir.

Salihlerle ve sadıklarla ülfet edenlerin de gece ibadetlerine kolay kalktıkları müşahade edilmektedir. Gönüllerini Allah'a verenlerle beraber olmak suretiyle onların o güzel halleri, onların gönüllerinden bizim gönlümüze in'ikas eder. Bu suretle benliğimizde dünya sevgisi zail olur, ittika yolunu tutanlardan oluruz.

Seherlerde kalkanlar, rûhen inkişaf ettikleri için bir kuş gibi hafif olurlar, az uykuları kafi gelir, yemeleri de azalır, fuzuli konuşmaları da. Fazla uyuyanlarda ise ağırlık, sıklet ve atalet olduğu için daima sıhhatlerinden şikâyet ederler."

Bazı gençlerin hayatı nizamsız, istikrarsız oluyor. Bu sefer yapılacakların herbiri yarım kalıyor. Herşey nizamlı olacak. Sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz Ebu'd Derdâ Hazretlerini Selmân-ı Farisi ile manevi kardeş yaptı. Ebu'd Derdâ (r.a.) çok ibadet ederdi. Geceleri sabahlara kadar ibadet eder, artık takati tükenir, başka iş yapamaz hale gelirdi. Selmân-ı Farisi (r.a.) Hazretleri onun mânevi kardeşi olduğu için vaziyeti kontrol etmek üzere evine gitti. âilesinin kılığını kıyafetini biraz fakîrane gördü. "Nasılsın hemşire?" diye halini sorunca Ebu'd Derdâ (r.a.)ın hanımı "kardeşin Ebu'd Derdâ bizimle meşgul olmaz, gece namaz kılar, gündüz oruç tutar, vaziyet de gördüğün gibidir" deyince Selmân-ı Farisi (r.a.) "Peki akşamdan evvel gelir, onunla görüşürüm" diyerek ayrıldı.

Akşamdan evvel Selmân-ı Farisi (r.a.) Ebu'd Derdâ (r.a.)'nın evine gidince onu hanesine gelmiş buldu. Selmân-ı Farisi Hazretlerinin evine gelişinden memnun kaldı. Buyur etti. Manevi kardeşinin önüne biraz sonra yiyecek yemek getirdi. Misafire ikram etmek de İslamî âdâbdan, sünnet âdâbındandır. Ebu'd Derdâ (r.a.) Selmân-ı Farisi'ye "yemeğe buyrun" dedi Selmân-ı Farisi "birlikte yiyelim" cevabını verdi. Ebu'd Derdâ "ben oruçluyum" dedi. Selmân-ı Farisi orucunu bozacaksın, beraber yiyeceğiz cevabını verdi ve ısrarla onun orucunu bozdurdu. Herhangi bir cemiyete gidildiğinde nafile oruçlu olmamaya dikkat edilmelidir. Eğer böyle bir durumla karşılaşılırsa oruç bozulur sonra o oruç kaza edilir. Bir mü'minin gönlünü almak en başta gelen ibadetlerdendir. İnat edip de bozmamaya karşı, bozmak daha muvafık görülmüştür. Sonra beraberce yemek yediler Selmân-ı Farisi (r.a.) "kardeşim bize Cenâb-ı Allah dört hak vermiş, dört hakkı da yerine getirmemiz icab eder. Birincisi âilemizle meşgul olacağız, -hatta aynı tabirle- sevişeceğiz dedi. Çünkü âile seâdeti muhakkak muhabbetle elde edilir. Güzelce yiyeceğiz, içeceğiz, hoş vakit geçireceğiz. âilenin hakkı verildikten sonra gece de vaktinde yatacağız. O da cesedin hakkı olmuş oluyor. "Cesedin hakkını vermek lazımdır" deyince kalktılar, istirahate hazırlandılar. Ebu'd Derdâ Hazretleri namaz ve ibadet için yatmadan kalkınca Selmân-ı Farisi (r.a.) "yat" dedi Ebu'd Derdâ Hazretleri gece yarısı tekrar kalktığında tekrar yatırdı. Seher vakti olunca "kalk kardeşim, şimdi ibadet vakti, beraberce ibadet edelim." buyurdu ve geceyi böylece geçirdiler.

Demek haklardan ilki âile hakkı, oluyor. İnsanın âilesi yok, bekârsa evine gider annesiyle-babasıyla güzelce vakit geçirir. Seher vakti gene vakitli kalkar ibadetini yapar. Bu hiçbir şeye mani değildir. Cesedin hakkı verildiği zaman vücud dinlenmiş oluyor gece ibadeti yapılmış oluyor. Gecenin ilk saatlerindeki uyku, vücudun dinlenmesi bakımından daha semerelidir. Gecenin geriye kalan diğer kısmını ibadetle geçiren müridin geceyi ihya etmesinden elde ettiği nimetler günün her anına yayılır ve gündüzü gecenin himayesinde olur. Bu ise kalbinin ilâhî nûrlarla dolu olması demektir.

Ebu'd Derdâ Hazretleri Selmân-ı Farisi Hazretlerinin sözlerini dinledikten sonra "Ben bunu gider sallâllâhu aleyhi ve sellem efendimize sorarım" dedi ve gidip hadiseyi efendimize anlattı. Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz "Evet Selmân senden efkahtır" (fıkhı daha iyi bilir) buyurdular

Dördüncü de; gündüzleri bize düşen vazife ne ise onu ifa etmektir. Tüccarsa ticaretiyle meşgul olur, talebe ise okuluyla, dersleri ile seve seve ilgilenir. Talebelerin manevi olarak ağır vazifeleri olmaz, belki hazırlık dersleri vardır. Onu onbeş yirmi dakikada ifa eder sabah namazını kılar sonra dersine çalışmaya fırsat bulur. İnsan kendini ayarlarsa çok vakit bulur, ayarlamazsa vakit daralır, her işi layık-ı veçhile yerine getiremez. Böylece gündüzleri herkes işiyle gücüyle meşgul olacak, cemiyete faydalı olacak. Bir kul ki mahlûka faydasız birisidir, o makbûl değildir. Cenâb-ı Hakkı seven mahlûkatı sevecektir. Nizam-ı âlem böyle birbirini takip eder. İlmi varsa ilimle, mali vaziyeti müsaitse mali vaziyetiyle, bedeni müsaitse mesela gençler bedenle mahlûkata yardımcı olacaklardır.

Gençlerimiz; hem vazifemizi yapacağız, hem derslerimizi ihmal etmeyeceğiz hem de hizmet yoluna gideceğiz. Uysal olacağız geçimli olacağız, hüsnü ahlâk sahibi olmaya gayret edeceğiz. Kincilik, hasedcilik, çekememezlik maneviyatta, Müslümanlıkta yoktur. Bunlara dikkat edersek, bir taraftan inkişaf etmiş oluruz.

Âilemizin hakkını hukukunu verdik, gece de istirahat ettik, cesedin hakkını vermiş olduk. Seher vakti kalktık Cenâb-ı Hakla başbaşa kalarak manevi en büyük vazifemizi ifa etmiş olduk, gündüzleri de ne üzerine çalışıyorsak onu hakkıyla yerine getirdik.

Bir de bunları ifa ederken gönlümüzü Cenâb-ı Hakka bağlayacağız. Efendim; gece Cenâb-ı Hakkı andığımız zaman gündüz anmayacak mıyız? Elbette her zaman onunla olacağız. Kim Cenâb-ı Hakkı daha fazla anarsa Cenâb-ı Hak katında o kadar makbûldür. Mesela talebe mektebe gelip giderken huzuruna dikkat edip, edebini muhafaza edecek. Böylece Allah'ını zikretmiş, olur. Sayısız, tesbihsiz. Günlerimizi böyle değerlendirmeye gayret edeceğiz.

Dinimizde elhamdülillah hiçbir zorluk yoktur. Zorluğu icad edenler dinini lâyıkı vechile bilmeyenlerdir.

Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri rahmet-i îlâhisi mucibince kullarına ağır mükellefiyetler yüklememiştir. Yalnız kullarının acizliklerini idrak ederek, kendisine âdâb üzerine, engin bir gönül kırıklığı içerisinde ibadet ve itaat etmelerini istemektedir."

Yemede içmede ve diğer dünyevi hususlarda orta halde bulunmamız icab ettiği gibi, ibadet hususunda da itidalli hareket etmek gerekmektedir. İfrattan ve tefritten kaçınmalıyız.

Bakın şimdi gençlik ne kadar inkişaf ediyor. Evvelce kırk-elli sene önce böyle gençlik yoktu. Yetişmeye fırsat da yoktu. Sebebi, ne böyle okullar vardı, mektepler, medreseler vardı ne de böyle kabiliyetli muallimler vardı. Hep seciyesiz insanlar vardı. Onlarla muhatap olduğunuz zaman itikadınızı bozarlardı. Bakın sizler çok talihli yavrularsınız. Cenâb-ı Allah güzel güzel okullar, rehberler, öğretmenler verdi. Güzel güzel ısınıyorsunuz. Evvelce böyle sıcak okullar yoktu. Herkes soğukta titreye titreye ders görürdü. Şimdi sizlerin giyim yiyim ne gibi ihtiyaçlarınız varsa hepsi fazlasıyla karşılanıyor. Bize düşen ise, canı gönülden Cenâb-ı Hakka şükretmek, kulluk vazifemizi ifa etmek, aklımızı başımıza toplayıp nizami bir hayat yaşamaktır.

Bugün memleketin yetişmiş gençlere çok ihtiyacı var. Yarın Cenâb-ı Hak sizlere güzel mevkiler verecek, inşaallah büyük büyük hizmetler yapacaksınız. Ama avare dolaşanların ne cemiyete ne İslamiyete ne de kendisine faydası olur.

Hulasa yapacağımız iş Cenâb-ı Hakkın bize hibe ettiği hayatı değerlendirmektir. Ne zamana kadar? rûhumuz cesedimizden ayrılıncaya kadar.