Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
- Allah Teâlâ katında, açlık ve susuzluktan daha sevgili bir amel yoktur.
- Her şeyin anahtarı vardır. Cennetin anahtarı da miskinler ve fakirleri sevmekdir. Onlardan sabırlı olanlar, kıyamette Allahu Teâlâ'nın celisleri en yakınları olacaklardır.
Ya Rabbi, evliyanın şerefi ve saf fakirlerin hörmetine bizim gönüllerimizi saf, temiz ve parlak eyle! Dünya ve ahiret şerefsizliğinden, bizim gibi miskin ve zavallıları koru. (Riyadü'n-nasihîn)
Anlatılır ki bir zamanlar eski kavimlerden biri darlığa ve sıkıntıya düşmüşdü. Ahaliden bir kısmı kendi aralarında toplanarak zamanın peygamberine gitdiler, dediler ki:
- Allah'ın hangi amellerden razı ve hoşnut olduğunu bize anlat. Ta ki o güzel amelleri işleyelim de, bizim bu darlıkdan kurtulmamıza vesile olsunlar.
Onların istediği üzere zamanın peygamberi niyazda bulundu. Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri kendisine vahyen şöyle buyurdu:
- Ey kullarım! Eğer benim rızamı istiyorsanız yoksulları sevindiriniz. Onların gönlünü alınız. Eğer siz onları sevindirir, gönüllerini alırsanız, işte o zaman ben sizden razı olurum. Eğer onları incitir, gönüllerini kırarsanız, işte o zaman ben de kırılır, size öfkelenirim.
FAKİRLERİNİZ SAYESİNDE
Ebû Hureyre radıyallahu anh'den: Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki:
- Taâmın yaramazı, fukaradan esirgenip de zenginlerin çağrıldığı düğün yemeğidir. (Mazeretsiz) düğün davetine icabet etmeyen Allah ve Peygamberine isyan etmiş olur. (Müslim'den)
Ebû'd-Derda Uveymir (r.a.)'den, Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
- Fukarayı arayınız! Görüb gözetiniz. Siz ancak fakirleriniz sayesinde (düşmanlara karşı) yardım görür ve rızıklanırsınız. (Ebû Davud)
Hazreti Ebû Hureyre (r.a.)'den: Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
- Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma hurma ile savulan kimse miskin (fakir) değildir. Hakiki miskin sadaka istemeyen afif ve nezih kimsedir. (Buhari ve Müslim)
Abdülkadir Geylani kuddise sirruh buyurur:
- Ey oğul! Eğer sana gelen fakir kişilerle, zengin kişiler arasında sence bir fark varsa, onlara ayrı muamele ediyor ve ayrı gözlerle bakıyor isen senin için kurtuluş yok demekdir. Fukara-i sabirîn (sıkıntılı, yokluklarında sabır ve metanet gösteren fakirler)e ikramlarda bulun. Onlarla bulunmayı ve onlarla bir arada oturmayı hayır, uğur ve bereket bil.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: - Sabırlı fakirler, kıyamet gününde Allah'ın sohbetdaşdır. Allah, bugün için, yani bu dünya hayatında onların kalbleri ile sohbetdaşdır. Onların kalblerinde tecelli eder. Yarın, yani kıyamet günü ise bizzat bedenleri ile sohbetdaşlarıdır. Bizzat kendileri ile sohbet eder. Onlar, o kimselerdir ki, dünyada kalbleri zühd ü takva sahibi olur. Dünyanın fuzuli şeylerine rağbet göstermezler. Onun zinet ve debdebesine yüz çevirirler. Allah'a ihtiyaç duyan kişiler olmayı tercih ederler.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem fakirlikle öğünürdü. Diğer peygamberan-ı izam hazeratı ve salih kulların çoğunluğunu fakirler teşkil ederdi. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
"- Fakirlik benim öğündüğümdür, buyurdu.
Selman Farisi radıyallahu anh hastalanmıştı. Sad İbni Ebi Vakkas onun ziyaretine gitdiğinde onu ağlar vaziyetde buldu. Dedi ki:
- Ey Selman niçin ağlıyorsun? Halbuki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem senden razı idi. Yoksa ölümden mi korkuyorsun? Cevaben dedi ki:
- Ey Sad nasıl ağlamayayım ki. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Dünyada binek hayvanının yeminden başka şey, tasarruf etmeyin, bulundurmayın buyurdu. Halbuki benim etrafımda ise bir çok şeyler vardır.
Sa'd radıyallahu anh der ki, evine bakdım. Bir tekne, bir kase, bir de su kabı vardı. Bir rivayetde eski bir deve palanı vardı.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Ben cennet kapısında durdum. Cennet ehlinin çoğunu miskinler (aciz fakirler) gördüm. Cehennem kapısında durdum. Cehennem ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.
Gene buyuruyorlar: (Hazreti Ebû Berze'den)
Müslümanların fakirleri Cennete kuşlar gibi koşuşurlar. Denecek onlara ki "hesaba dursanıza", onlar diyecek ki, "Vallahi hesaplık bir şeyimiz yok" ve Allah buyuracak ki "Kullarım doğru söylüyorlar" Onlar cennete diğerlerinden yetmiş yıl önce girerler." (Ramuz el-Ehadis).
HAYVANLARA DA ŞEFKAT
Hayvanlara karşı dahi merhametli, geçimli, güler yüzlü bulunmamız icab eder, onlar da Cenab-ı Hakk'ın mahlukudur, hepsi de insanların hadimidirler. Onların yem ve yiyeceklerini ihmal etmeyib, sularını da vaktinde verib, elimizden geldiği kadar sıcaktan ve soğuktan muhafaza etmeliyiz.
Pîrimiz Muhammed Bahaeddin Nakşibend kuddise sirruh hazretleri, Emir Külal hazretleri tarafından yedi sene gibi uzun bir müddet hayvanların bakım ve tedavisi için vazifelendirildi.
O bu vazifeyi büyük bir ihlas ve engin gönüllülükle yerine getirdi. Nerede yaralı veya hasta bir kedi, köpek ve emsali bir hayvan görse hemen kendi elleri ile seve seve büyük bir tevazu ile hiç tiksinmeden cerahatlerini temizleyip yaralarını sarmak suretiyle tedavilerine ihtimam etdi. Hatta bazan kendini alamaz, onların da üzerinde Cenab-ı Hakk'ın Rububiyet sıfatı olduğunu düşünerek, onların ayak izlerine yüzlerini, gözlerini sürer, Cenab-ı Hak'dan afv, mağfiret dilerdi.
Hayvanların ve bütün mahlukatın dahi gönülleri vardır, iyi muameleden, sevgiden hoşlanırlar, kötü hareketlerden gücenirler. Fakirhane bahçesinde evi muhafaza için iki kelb bulunur. Hangisinin önüne yiyecek konulursa, o onu yer. Diğerinin önüne yiyecek konulmadığında, bana yemek verilmedi diye üzülmez, açlığa razı olur. Fakat sevgide, iyi muamelede adalet üzere aynı hareketi görmek isterler. Mesela birisini sevib de diğerini sevmeği ihmal etdiğimizde, sevilmeyen üzülür. Çeker başını, bahçenin bir köşesine gider, kuyruk sallamayı terk edib arkasını döner, çağırdığımızda, başını çevirib de katiyyen gelmez. Herkesin hor hakir gördüğü köpekler dahi gönül bakımından çok hassas olurlar.
Bir ahbabımızın papağanı var. Gelen misafirler, o kuşcağıza güler yüz ve tatlılıkla "ah bu ne güzel şey", gibi iltifatlı sözler söylerlerse, ona çok memnum olur, neş'elenir (cicim benim, cicim benim) deye konuşmaya başlar. Eğer ziyaretçiler asık suratla konuşur, sert kaba hareketlerde bulunurlar ise o kadar öfkelenir ki gak gak deyerek kafesden çıkıp onları gagalamak ister, ve onlar oradan ayrılıncaya kadar bu öfke devam eder.
Bütün insanlarla, çocuklarla, yaşlılarla ve tüm mahlukatla geçimli olmak sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin güzel ahlaklarındandır.
HİLM, RIFK, MÜLAYEMET
Riyad-ün-Nasihin'den bir kıta:
Bin taat hazinesi ve bin kerem sofrası
Bin gece ibadeti, binlerce uyanıklık
Ve bin ay oruç tutmak, bin sene halvet etmek
Hakk'ın makbulu olmaz, incitirsen bir kalbi.
Bu yazılar, kalbin ehemmiyeti hakkında uyanık olmamızı ihtar mahiyetindedir.
Hulusi kalb ile yapılan her niyet ve amelin Hak katında kabul olacağına elhamdülillah inanıyoruz.
Kalb-i selime vasıl olanlar ile hilm sahibleri, kalb kırmamak, incitmemek hususunda çok hassasdırlar. Kaba ruhlu, pervasız kimselerin gönül alma işinde nasipleri pek az olur. Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri, Musa kelimullah hazretlerini Fir'avn'a gönderirken leyyin, yumuşak bir lisanla konuşmasını emir buyurmuştur.
Demek ki dostla, düşmanla görüşürken mülayemete dikkatli olacağız. Hilmiyet, yumuşaklık güzel ahlakdan bir şubedir.
Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri buyururlar:
- Halim olanlar, dünyada, ve ahiretde büyük ve muhteremdirler.
- Hilm, nübüvvete kariyb bir faziletdir. (Kenzü'l-irfan)
Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurur.
- Şüphesiz Allah, rıfk, mülayemet ve itidal sahibidir. Binaenaleyh rıfk, mülayemet ve itidal ile muamele edilmesini sever, rıfk mülayemet ve itidal ile yapılan muameleye verdiği mükafatı, sertlikle yapılan muameleye vermez.
Gene Fahr-i Kainat efendimiz buyururlar:
- Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri, bir hane halkı için hayır murad etdiği zaman, onlara birbirlerine, rıfk, mülayemet ve itidal ile muamele etmelerini nasib eder, eğer rıfk, mülayemet ve itidal, yaratılmış bir varlık olarak görünmüş olsaydı, insanlar ondan daha güzel bir şey göremezlerdi. Eğer sert muamele de yaratılmış bir varlık olarak görünmüş olsa idi, insanlar ondan daha çirkin bir şey göremezlerdi. (Gafletten Kurtuluş)
Deruni, ahlakî yönden sallallahu aleyhi ve sellem efendimize uymak, ittiba etmek, ibadetlerin en faziletlilerindendir.
Muhterem Üstaz hazretleri, herkese karşı bilaistisna, nezaket ve yumuşaklıkla muamele ederlerdi. Müddeti hayatlarında hiç kimseye sert çıkışdığı ve kalb kırdığı görülmemiştir, ifrattan, tefritden çok sakınırlar, her hususda orta halli, yani itidal üzere hareket ederlerdi.
Ya Rab! Bizleri sevgili habibin ve sevdiklerin hörmetine
İlim ile gani eyle.
Hilm ile ziynetlendir.
Takva ile şereflendir.
Afiyet ile güzelleşdir.
Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
"- Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını veririz, tastamam. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte onlara ahirette ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları şey batıldır." (Hud, 15/16)
Ebû Zer radıyallahu anh şöyle demiştir:
- Bir defa ben Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber giderken şöyle buyurdu:
- Dünyada servet sahibi olanların, ahirette sevabları azdır. Yalnız sağına soluna (çevresindekilere) yardımda bulunup hayır yapanlar müstesnadır. (Cevahirül-Buharî. S. 423)
Sehi bin Sa'd radıyallahu anh rivayet eder:
- Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından bir adam geçti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında oturan kimseye:
- Şu adam hakkında ne dersin? buyurdu. O da: - Halkın ileri gelenlerinden biridir; her hangi bir kadının nikahına talib olursa talebi kabul edilmeye, bir şey hakkında şefaat ederse sözü dinlenmeye layıktır, dedi.
Sehl der ki, Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sükut etti. Sonra diğer bir kimse geçti. Bu defa Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- Bu adam hakkında ne dersin? diye sordu.
- Ya Resûlallah! Bu zat yoksul bir müslümandır. Her hangi bir kadının nikahına talib olursa talebi red olunur. Şefaati kabul edilmez. Bir söz söylese sözüne kulak asılmaz, dedi.
Bunun üzerine Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
-Bu fakir, dünya dolusu olan, öteki gibi insanlardan hayırlıdır, buyurdu. (Cevahirül-Buharî. S. 424)
fakİrlİĞİn EDEBLERİ
Kimya-yı Saadet'ten
Fakirliğin edebi şudur ki: Fakirliğe kalben razı olmak, dil ile de şikayette bulunmamakdır.
Birincisi: Fakirliğe sevinmek ve şükretmekdir. Çünkü bu Allahu Teâlâ'nın hususi bir ihsanı olup, evliya kullarına verilir.
İkincisi: Şükretmez ve hamd etmez ise de, fakirliği aşağı görse de Allahu Teâlâ'nın fiilini aşağı görmez. Tıpkı damardan kan aldıran bir kimse, o anda canı yansa da kan alan adama kızmaz. Bu derece de büyükdür.
Üçüncüsü: Fakirlikten dolayı Allahu Teâlâ'yı ayıplar. Bu haramdır. Fakirlik sevabını giderir. Bilakis Allahu Teâlâ'nın yapdığını olması icab eden şekilde yapdığına, hiç bir kimsenin onun bu işini ayıplamağa, kusurlu görmeğe hakkı olmadığına inanmak dinimizin esasıdır.
Dil ile şikayet etmemek lazımdır. Tahammül perdesini korumak (yırtmamak) lazımdır.
Hazreti Ali radıyallahu anh buyurur:
- Fakir olur ki ceza görür. Bunun alameti kötü huylu olması, şikayetçi olması. Allahu Teâlâ'nın kazasına kızmasıdır. Fakir, olur ki seadete kavuşur, bunun alameti, iyi huylu olması, şikayet etmemesi ve hamd etmesidir.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Fakirliği gizli tutmak, dolu hazînelerdendir. Fakirliğin edeblerinden biri de zenginlerle bir arada oturmamak, onlara tevazu göstermemek, (Bu söz kibirli zenginlere ait olsa gerek) karşılarında eğilmemek, yaltaklanmamaktır.
Süfyan Sevri kuddise sirruh buyurur:
- Fakir, zenginin etrafında dolaşırsa, bilki müraidir. Sultanın etrafında dolaşırsa, bil ki hırsızdır.
Fakir bazen elinden gelirse sadaka vermeli. Az da olsa malı kendisinden uzaklaşdırmalıdır. Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
- Bir gümüş olur ki yüz bin gümüşden önce gelir.
- Nerede deye, sorduklarında:
- İki gümüşü olup birini veren kimse için. Bu çok malı olmakdan ve yüz bin gümüş vermekten üstündür.
Fakirliği istemekten ise, kul'un kendisine, Allah'ın takdir etdiği şeyi benimseyerek ona razı olması en güzel yoldur.
Bazı müslüman için, fakirlik, bazısı için de zenginlik hayırlıdır. Bazı insan fakirliğin adabını yerine getiremez, gafilane ömür sürer, halinden şikayetçi olub, iç genişliği gösterib de, şükür, sabır yolunu tutamaz.
Bazı kimse de zenginliğin vecibesini yerine getiremez, nefsin tesiri altında kalır. Bu servet Allahu Teâlâ'ya karşı hicabını artırmağa yarar. Yer, içer bütün ömrünü zevki, nefsi - hevası yolunda harcar, zenginliği ile iftihar eder, kibirlenir, böbürlenir, Allahu Teâlâ'nın lütfettiği nimetlere karşı şükür edeceği yerde azgınlaşır, tuğyan eder, hatta bazıları, sınırı aşar; "Ben becerikliyim, bilgim ve çalışmam sayesinde zengin oldum" der. Fakirleri küçümser, dinine, vatanına, milletine, cemiyete karşı en ufak bir fedakarlık yapamaz. Böyle bir zenginlik, onun Allahu Teâlâ'dan uzaklaşmasına sebeb olur.
Asıl dikkat edilecek husus, bir müslümanın gerek darlıkda, gerek refah ve bollukda Rabbi'sinden razı olub, O'nunla beraber olma şuuruna sahib olması keyfiyetidir.
Sabreden fakir'in derecesinin yüksek olmasına sebeb, kendisini Cenab-ı Hakk'a karşı perdeleyecek, uzaklaşdıracak olan dünya malına sahib olmamasıdır. Hatta seyr ü sülük yolunda fakirlerin, zenginlerden ve zahiri ilim yolunda olanlardan (mütevazi, ilmi ile amil olanlar müstesna) gönüllerini daha ziyade Rabbü'l-Alemîn hazretlerine verdikleri müşahede edilmekdedir.
Çünkü zenginlerin zihinlerini malları mülkleri oyalamakda, zahiri ilim yolunda olanları da bilgilerinin verdiği gurur.
Halbuki insan oğluna verilen ilim, deryadan bir katre ölçüsünde bile değildir.
Abdülkadir Geylani kuddise sirruh hazretleri buyurur:
"Allahu Teâlâ, dostlarına dünya malı vermez ki, onunla meşgul olub kendisinden uzakda kalmayalar. Adedi pek az olan, bazı dostlarına dünya malı verir. O onları, kendisinden uzak etmez, perdeleyemez. Çünkü dünya, ukba, her türlü istek ve arzu onların kalblerinden, sökülüp alınmışdır. Her an Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri ile beraberdirler. Çünkü bunlar, seçilmişlerin seçilmişi, Allah'ın kendilerini sevdiği has veliler zümresindendirler. (Fethü'r-rabbanî)
Zenginlik, refah, günümüzde, ekseriya varlıklı ailelerde bir perişanlık haline gelmektedir.
Halbuki zenginlik, hüsnü istimal edilecek otursa, huzur kaynağı haline gelir.
Bilhassa devrimizde buna pek çok ihtiyaç görülmektedir. Devletimizin, milletimizin, ferdlerin buna ihtiyacı vardır. Amma yerinde kazanıp, yerinde sarfetmesini bilmek şartıyla.
Bakıyoruz, herkes Holding şirketleri kurmak sevdasında. Görüş böyle olunca para kazanmanın yerini para toplama, mal yığma sevdasına terk etmiş oluyor. Sonra bu şirketler büyüdükçe, sermaye bakımından güçlendikçe, sahiblerinin ihtirasını artırıyor. Gece-gündüz bu zihinlerini meşgul ediyor.
Hülasa tek gaye bu olunca evleri, aileleri, çoluk-çocuklarıyla meşgul olamıyorlar. O zenginlik, varlık içinde, "keşke daha zengin olsam" fikri onları yiyip bitiriyor. Zaman geliyor, (haydi vaktin geldi) emri gelince o muazzam servet olduğu gibi kalıyor. Zekatı verilmeyib hayır işlerinde kullanılmayan malın hesabı da muhakkak ki, çok üzücü olacaktır.
Yoksa zenginlik hüsnü istimal edilib Hakk yolunda kullanılırsa ne hayırlı bir maldır. Yalnız kazanmakla, mal, mülk yığmakla iktifa etmeyip, Allahu Teâlâ'nın rızasına uygun hayırlar yapılırsa o servet ne bereketli bir maldır. Harcadıkça Rabbimiz Teâlâ hazretleri onun bereketini ziyadesiyle çoğaltır. Maşaallah hayırsever değerli sehavetli insanlar mevcuddur. Anadolu'nun her yerinde böyle, Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu malı, yerinde kullananlar çoğalmakdadır.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize soruyorlar:
- Ya Rasûlallah en akıllı kimse kimdir? Buyuruyorlar ki:
- Ölüm gelmeden önce ahireti için hazırlık yapandır.
*
Geçenlerde Eskişehir'e yolumuz düştü. Şehrin tam göbeğinde bir hayırsever müslüman kardeşimiz, güzel, büyükçe bir İmam-Hatip lisesi yaptırmış ve mearife hediye etmiş. Geriye kalan, takriben sekiz on dönümlük arsasını duvarlarla ördürmüş, buralara, cami, yurd, dispanser, aşhane gibi hayır müesseseleri kurmak niyetinde imiş.
Takriben o, sekiz on dönümlük arsayı müteahhidlere vererek en aşağı seksen belki yüz daire almak suretiyle değerlendirebilirdi.
Amma o mal toplama niyetinde değil. Cenab-ı Hakk'ın kendisine verdiği bu dünya nimeti ile, zengin, şerefli, hayırsever, mütevazi, sırasına göre vakarlı bir şahsiyet olmağı tercih etmiş, kendisi için daha hayırlı görmüşdü.
Eğer ihtiraslı birisi olsa idi, o elde edeceği bir yekunlu meblağ ile holdingine, bir diğerini ilave etmeği düşünürdü. Bunun tahakkuku içinde bankaya müracaat eder, yüksek faizle de bir mikdar para alır. Hem de aldığı o meş'um para kendisini, huzursuzluğa sevk eder. Onu ödemek için hayli sıkıntılara düşerdi. Belki de ödeyemiyecek hale gelir, iflas bayrağını çekenlerden olurdu.
Kumarbazların, faiz alanların, faiz verenlerin akıbetlerini görmekdeyiz. Bu yüzden yüzlerce sivrilmiş müesseselerin, kısa bir zamanda eridiklerine şahid olmakdayız.
Serveti verenin de alanın da Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretleri olduğunu bilenler, çalışırlar; çünkü çalışmak Cenab-ı Hakk'ın emridir. Hem de kazançları ile hırsa kapılmayıp ahiret hazırlığı yapmış olurlar. Yani infak ederler, bu hareketleri ileride kavuşacakları daimî hayatdaki makamlarını, derecelerini yüceltmiş olur.
Eskişehir'deki bu muhterem hayırsever vatandaşımızın bu hareketini gıbta ile karşılar, tahsin ederiz.
Böyle bir fikir ve görüşde olan bir kimsenin bütün işi doğruluk çerçevesinde yürür, hem de dünyada; gerek iş hayatında, gerek yuvasında, dünyanın her türlü kederlerinden mahfuz olarak, mes'ud huzurlu bir hayat sürer. Nizamlı bir işi olduğu için lüzumundan fazla borçlanmaz, hayra sarfetmek için daima yanında ihtiyat parası bulunur.
Muhteris, dünyacı gözü ile böyle hareketler acaib karşılanır, menfeatini bilememek gibi görülebilir, fakat aklı selim, aklı mead gözüyle ise, iş tamamen aksinedir. Bilmezler ki, bu görüşte olanların dayanağı Allahu zül celal vel kemal hazretlerinin bereketidir, rızasıdır.
Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ashab-ı kiram hazeratına
- Siz ahir zaman ümmetimi görseydiniz onlar için imansız derdiniz. Onlar da sizleri görselerdi, bunlar deli derlerdi buyurmuşlardır.