Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
"-Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür." (Hadîd/20)
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh:
- Ey dünyaya rağbet edenler! Onunla mağrur olanlar. Ey akıllı ve hesaplı kişiler olduklarını söyleyenler, Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin yukarıdaki sözünü işitmediniz mi?
Oyun, eğlence, ve süs ise aklı başındaki şahıslara değil, cahil çocuklara yaraşır. Ben, size bildiriyorum. Ben size Allah'ın sizi oyun için yaratmadığını söylüyorum. Allahü Teâlâyı unutarak yalnız dünya ile meşgul olan, oynuyor demekdir. Yalnız dünya ile kanaat edip ahireti ve Allah'ı unutan, hiç bir şey olmayanla kanaat etmiş demektir. Çünkü yarın ölecek ve elinde dünyadan hiçbir şey kalmayacaktır.
Âhiretle meşgul olunuz. Kalblerinizle, Allahü Teâlâya yöneliniz. O'nunla meşgul olunuz. O'nun fazlından ve kerem elinden gelen rızıkları alınız.
Bu dünya fânîdir, geçicidir. O belalar ve musibetler diyarıdır. Orada hayat, hiç bir kimse için tam manasıyla hoş, tatlı ve dertsiz değildir. Hele bir de o kişi hikmet ehlinden biri ise.
Nitekim denir ki:
- Hikmet ehlinden olan kişinin gözü bu dünyada hiç bir zaman aydınlık olmaz. Çünkü onun gözü hep ölümü görüp durmaktadır.
Â'râbinin birisi çadırlı bir kabileye misafir olur. Onu yedirirler içirirler ve çadırda yatırırlar. Arabi derin bir uykuya dalar. Kabile giderken, üzerinden çadırı söker.... güneşin sıcağı kendisine vurunca uyanan Â'râbî:
- Dünya hayatı: Kurduğun bir çadırın gölgesine benzer. Bir gün olur, muhakkak senin gölgen de zalil olur.
HZ. İSA İLE YAHUDİ
Bir yahudi İsa Aleyhisselam ile arkadaş olur. O'na "Seninle beraber bulunup seninle beraber sohbet etmek isterim" der.
Hazreti İsa kabul eder. Beraberce yola çıkarlar. Bir nehir kenarına gelip, yemeklerini yemek için otururlar. Yanlarında üç tane yufka vardır, iki tanesini yerler, diğer üçüncüsü kalır, İsa aleyhisselam su içmek üzere nehre gider. Suyu içer gelir. Fakat kalan yufkanın ortadan kaybolduğunu görür. Adama "Yufkayı kim aldı?" diye sorar. Yahudi "Bilmiyorum" der. Kalkarlar beraberce yola koyulurlar. Biraz gidince İsa aleyhisselam yanında iki yavrusu olan bir geyiği görür.
Yavrulardan birini çağırır. Yavru gelir. Onu keser. Yanındaki adamla yerler. Sonra Hazreti İsa yedikleri geyik yavrusuna (Allah'ın izni ile kalk) der. Yavru kalkar, gider. Yahudiye der ki:
- Sana bu mûcizeyi gösterenin hakkı için soruyorum. Yufkayı kim aldı? Adam: Bilmiyorum, der.
Yürürler. Bir dereye varırlar, İsa aleyhisselam Yahudinin elinden tutar. Suyun üzerinden yürüyerek geçerler. Dereyi geçince; İsa aleyhisselam sorar:
- Sana bu mûcizeyi gösterenin hakkı için soruyorum, yufkayı kim yedi? Yahudi:
- Bilmiyorum.
Devam ederler. Kumluk bir yere gelirler, otururlar, İsa aleyhisselam kumları toplar, bir tepe meydana getirir. Sonra "Allahın izni ile altın ol!" der. Kum tepesi hemen altın olur. Sonra bunu üçe taksim eder ve:
- Biri benim, biri senin, diğer üçüncü hisse de yufkayı yiyenindir, der. O zaman Yahudi hemen atılır:
- Yufkayı ben yemiştim, der. Bunun üzerine Hazret-i İsa:
- Hepsi senin olsun! buyurur. Ondan ayrılarak bırakır, gider.
3 KİŞİNİN HESABI
Yahudi altınların başında iken, biraz sonra iki kişi gelir. Altınları görünce onu alıp öldürmek isterler. O der ki:
- Altınlar üçümüzündür. Aramızda paylaşalım. Fakat önce birimiz gidip şehirden yiyecek getirsin!? İyice bir karnımızı doyuralım. Ondan sonra da altınları taksim eder, gideriz.
Kabul ederler. Bunlardan biri şehire yiyecek almak için gider. Fakat giderken şöyle bir şeytanlık düşünür:
- Ne diye altınları üçe böleyim. Şehirden alacağım yiyeceğin onlara isabet edecek kısmına zehir koyarım. Onlar yer yemez ölürler. Ben de bu şekilde altınların hepsine sahib olurum.
Dediği gibi yapar. Onlara isabet edecek yiyeceğe zehir koyarak getirir. Fakat o şehre gidince diğer iki kişi şöyle düşünürler.
- Altınları niye üçe taksim edelim. ikiye taksim edersek menfaatimiz daha fazla olur. O, şehirden gelince bir bahane uydurarak onu öldürelim. Getirdiği yemekleri afiyetle yer, sonra altınları aramazda taksim ederiz.
Ve öyle olur, şehre giden dönünce bir bahane ile onu öldürürler. Sonra da zehirli yemeği afiyetle yerler. Biraz sonra da altınların yanında kıvrana kıvrana ölürler. Altın yığını ortada ve üç kişi de ölü olarak onun yanındadır.
Biraz sonra İsa aleyhisselam havarileriyle birlikte bu manzaranın üzerine gelir ve şöyle buyurur:
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çoktur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa, o meşgale de ona on meşgale daha açar. Ahiret kaygısını hiç hatırlamaz. Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz. Fakat dünyalık menfaatine bir zarar geldi mi hemen başlar ağlayıp sızlamaya
- İşte bu dünyadır. Ondan sakınınız.
YUNUS DER Kİ
Yunus Emre hazretlerinin mühim bir kaç şiiri aşağıdadır.
Bize didar gerek, dünya gerekmez
Bize mâna gerek, dâva gerekmez.
Hey yârenler, bu dünyanın
Sonu vîran olur bir gün
Buna mağrur olanların
İşi pişman olur bir gün.
Âriflere bu dünya hayal ü düş gibidir
Kendini sana veren, hayal ü düşden geçer.
Basında aklı olan, ücretle amel kılmaz.
Hûrilere aldanmaz, göz ile kaştan geçer.
Bu dünyanın sevgisî, ağulu aşa benzer
Sonunu sayan kişi, ağulu aşdan geçer.
"DÜNYA SİZİ ALDATMASIN"
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Ey iman edenler, şüphe yok ki, Allah'ın va'di bir gerçekdir. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Çok aldatıcı şeytan da sakın sizi Allah'ın (mühleti) ile aldatmasın. (Fatır Sürsi: 5)
Hasan Basrî kuddise sirruh yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuduktan sonra buyurdu ki:
- Bunu, yani "Dünya hayatı sizi aldatmasın!" sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor. Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakıın ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de ona on meşgale daha açar. Ne avare insan oğlu ki, helal kazancından dolayı hesaba çekileceği, haramkazancından dolayı da azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Ahiret kaygusunu hiç hatırlamaz. Yarın Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz. Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz. Fakat dünalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen başlar ağlayıp sızlanmağa!...
ALLAH'IN HUZURUNA LAYIK OLMAK
İbrahim Metbûli kuddise sirruh buyurur ki:
- Kibri bırak, büyük olursun. Kalbini dünya sevgisinden yana temizle ki iman suyu kalbinde oluklar halinde aka... Bir kimsenn kalbi dünya sevgisinden yana temiz değilse; onun kalbine iman suyu akmaz...
Mevlana Şemseddin Hanefî kuddise sirruh'e soruldu:
- Kime salih denir?
Bu suali şöyle cevablandırdı:
- Salih odur ki: Allahü Teâlâ'nın huzuruna layık ola. Allahü Teâlâ'nın huzuruna o kime layık olur ki: Özünü dünya ve ahiretten yana temizleye...
Eşref-i Rumî kuddise sirruh buyurur:
- Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri bu dünyayı ve bu dünyayı sevenleri sevmemiş iken, dünyaya bağlanmak akıllı olanların işi değildir. Cenab-ı Hak bu dünyayıdüşman tutmuşdur. Çünkü dünya onun dostlarını saptırmaktadır. Yani dünya sevgisi insanları Allahü Teâlâ'ya ibadet etmekten alıkoymaktadır.
FIRSAT ELDE İKEN
Dünyada, dünya mallarına sahip olmak için çırpınanlar, helal-haram demeden dünya malı toplayanla topraklar altında türlü azaplarla inleyecek ve diyecekler ki:
- Ya Rabbi, bizi kısa bir müddet için olsa dahi dünyaya göndersen de biraz ibadet etsek ve senin rızanı kazanmak için gecemizi gündüzümüze katsak ne olur? (Yani namaz kılmak, kelime-i tevhii getirmek isteyecekler). Onların bu şekilde yalvarıp yakarmalarına şöyle cevap verilecek:
- Sizler dünyada hiç de az kalmadınız. Ama bu ömrü dünya muhabbeti uğruna, bile bile israf ettiniz. Sizlere bitmez tükenmez nasîhatlar verildi. Tatmakda olduğunuz zapların mutlaka başınıza geleceği sizlere tekrar tekrar anlatıldı. Bu şartlar altında artık mazeret beyan etmeğe hakkınız yokdur. Çünkü dünya kulluk yeri idi, halbuki burası hesab yeridir.
Ama işlerin hakikatini toprak altına girdikten sonra anlamanın insan oğluna hiç bir faidesi tasavvur olunamaz.
Eşref-i Rumî hazretleri devam ediyor:
- Ey aziz, bu dünyaya her kim gönül verip, biriktirmiş ise sonunda pişmanlık taşı ile başını çok döver. Ama son pişmanlık fayda vermez. Bu gün fırsat elde iken dünya maı esaretinden kurtulmağa bak.
Mezarları gez, ömrünü, haram-helal demeden dünya malı toplamak için geçirenlerin sonunu yakından gör. Onların haram-helal demeden biriktirdikleri bunca malların mirasçıları elinde kaldığını bil.
DÜNYANIN ÖMRÜ BİR SAAT
Resûlü Ekrem salallahu aleyhi ve sellem:
"-Dünyanın ömrü bir saattir" buyurmuşlardır. O bir saati yani kısa ömrü ibadet ve ubudiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esaretinden kurtulmanın bir yolu da cömertliktir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar. Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
- Şüphesiz ki nur kalbe girince kab genişler ve ferahlar.
-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alameti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedîlik alemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakra Tefsiri, Mahmûd Sami.)
NİCE PEYGAMBERLER
Eşref-i Rumî kuddise sirruh gene buyurur:
- Bu dünyaya bizden evvel pek çok peygamber geldi. Ve bu Peygamberlere dünya malı verildi. Ama onlar dünya malını yanlarında saklamadılar. Dünya malı ile zevk ü sâfâyadalmadılar. Onlar, Allahu Teâlânın verdiği nimetlerini yine Allah rızası için harcadılar. Kendileri arpa ekmeği yediler ve aba giydiler.
Bütün dünya Süleyman aleyhisselamın hükmü altında idi. İnsanlar, cinler, vahşi hayvanlar ve kuşlar emrinde idi. Hepsnin lisanından anlardı. Buna rağmen kendisi zenbil örer, o şekilde rızıklanırdı.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, gazalardan ganimet malı alır, onları hemen fakirlere, ihtiyaç sahiplerine devrederdi, kendisivakit olur dokuz günde bir arpa ekmeği yerdi.
Gene buyurdular ki:
- Bu dünyada nefsinin arzularına uyanlar ve nefsini rahat ettirenler, ölünce öyle bir derde ve azaba düşerler ki, bu dertten kurtulmak çok zor, belki de imkansızdır.
Ama bu dünyada öyle zahmet çeke, fakirlik ve miskinlik ile bağrı yananlar, doyuncaya kadar yiyecek ve içecek bulamayanlar, sonu gelmeyen bir rahata kavuşurlar.
DÜNYA BİR ÇÖPLÜK GİBİ
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ebu Hüreyre radıyallahü anh'a hitaben:
- Ey Eba Hüeyre, sana, dünyayı bütün varlığı ile göstereyim mi? buyurdu.
Ebu Hüreyre radıyallahü anh der ki:
- (Ben de göster, ya Resûlallah) dedim. Bunun üzerine Resûlü Ekrem elimden tutarak, beni Medine çöplüklerinin döküldüğü bir dereye götürdü. Orada insan kellleri insan pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikler vardı. Bunları gösterdikten sonra:
- Gördüğün bu kelleler aynı sizin gibi ihtiras ve uzun kuruntular besleyen kimselerdi. Şimdi etsiz kemik olarak kaldılar ve nihayet çürüyüp toz haline geleceklerdr. Bu pislikler, onların yedikleri, leziz yemeklerdir. Nereden kazandı ise kazandı, sonra da midelerine indirdiler. Şimdi ise, herkes bunlardan uzaklaşmaktadır. Bu parçalanmış bezler, onların süslü elbiseleri idi. Şimdi rüzgar onları parça parça etmişdr. Bu kemikler onların, üzerlerine binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. İşte dünyanın manzarası ve sonu budur. Şimdi dünyalık için ağlamak isteyen ağlasın.
Gene Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurur:
-Kıyamet günü Tıhame Dağı gibi ameli olan kimseler Allah'ın huzuruna getirilecek ve bunların cehenneme girmesi emir olunacaktır.
- Bunlar namaz kılarlar mı idi? diye sorulunca, Resûlü Ekrem:
- Evet namaz kılarlar, oruç da tutarlar, hatta geceden de ibadetlerine katarlardı. Ancak dünyalıktan kendilerine bir şey takdim edildiği zaman helal-haram demeden ona uçuşur ve başına çökerlerdi.
Allahu Teâlâ ve tekaddes hazretleri, Musa aleyhisselam'a:
- Ya Musa! Dünyaya meyletme! Zira benim huzuruma ondan daha ağır bir günah ile gelmiş olmazsın, buyurur.
Bir gün Musa aleyhisselam yola giderken, ağlayan bir adam gördü. Dönüşde de aynı vaziyetde ağladığını görünce:
- Ya Rab, Senin kulun durmadan senin korkundan ağlıyor, dedi. Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri;
- Göz yaşları ile beyni de aksa, yine onu affetmem. Çünkü onun kalbinde dnya sevgisi var, buyurmuştur.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
- Ya Musa! Zalimlerin yeri olan dünyadan sana ne var! Orası senin yerin değildir. Sen orayı düşünme ve onu hatırından çıkar. O, ne çirkin bir yerdir. Ancak iyi amel edenler için güzel bir yerdir. Ya Msa! Zalimi ben gözetir ve mazlumun hakkını ondan alırım.
Rivayete göre:
İsa aleyhisselam bir gün gök gürültüsü ve şimşeklerle başlayan şiddetli bir doluya yakalanır. Sığınılacak bir yer arar. ileride bir çadır görür ve oraya koşar. Çadırın içinde bir kadın görür, oradan uzaklaşır. Bir mağara görür, kapısına gider ki, içinde bir arslan var. Hemen mağaranın kapısını kapatır ve:
- Ya Rab! Herkese bu kadar nimetler verdin, ama bana bir sığınak bile vermedin, der.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri:
Senin sığınağın benim rahmetimdir. ıyamet günü seni yüz Hûri ile evlendirir ve her günü dünyanın bir yılına muadil olan dört bin yıl düğünün sürer. Münadileri "nerede dünyadan i'raz edenler (yüz çevirenler)? Bu gün dünyadan yüz çeviren Meryem oğlu İsa'nın düğününe gelin, yiyip için", buyuur.
İsa aleyhisselam:
- Yazıklar olsun, o dünyalık peşinde koşanlara nasıl olup da o servetlerinden ayrılacaklardır. Halbuki onlar dünyalığa bağlanmış, ona aldanmışlardır. Onlar, ona bel bağlarken o, onları rezil etmişdir. Yine yazıklar olsun o dünyayamağrur olanlara. O dünya, nasıl onlara hoşlanmadıkları şeyi gösterecekdir. Onları sevdiklerinden ayıracak ve mukadder olan akıbetlerine uğratacakdır. Düşüncesi dünyalık, işi isyan olan kimseye yazıklar olsun! Yarın günahları ile nasıl rezil ve perişan oacaklardır, buyurmuşdur.
Bir şair de şöyle demiştir:
Maişet bolluğundan dünyayı övenler
Yakında onu yereceklerdir.
Dünya ikbal ettiği vakit sıkıntısı çok
Yüz çevirdiği vakit, hasreti büyüktür.
Fudayl kuddise sirruh anlatıyor:
Duyduğuma göre adamın biri rüyasında yol kenarında oturan bir kadın gördü. Kadın alabildiğine süslenmişti. Yanından geçen herkesi içinden yaralardı. Arkasını döndüğü vakit güzellerin güzeli, yüzünü döndüğü vakit çirkinlerin çirkini idi.
- Senin şerrinden Allah'a sığınırım, deyinc kadın:
- Hayır paraya kıymet verdikçe, benim şerrimden kurtulamazsın, dedi. Adam:
- Sen kimsin? deyince, kadın:
- İşte bildiğin dünyayım, dedi. Hazret-i Ali radıyallahu anh Selmân-ı Fârîsî radıyallahu anh'a yazdığı bir mektubda dünyayı şöyle temsil etmişir:
"Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür. Hoşuna giden şeylerden vazgeç ki, sana fazla yaklaşmasın! Kat'i olarak bundan ayrılacağını bildiğin için sıkıntılarını arkaya at. Dünyada olanlardan uzaklaş. Dünyanın lehine çalışmaktan skın. Zira dünyaya meyil bağlayıp onun varlığına sevinen kimseye mutlak surette dünyadan bir kötülük gelir. Vesselam.