Aşk ve Allah İçin Sevmek

Aşk ve Allah İçin Sevmek

Her seven, sevdiğine bağlıdır. Bunun için Allahü Teâlâ:

- Hevâsını kendine ilâh edineni gördün mü?{Furkan, 43) buyurmuştur. Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem de:

- Yer yüzünde ibâdet edilib tapılan en sevimsiz ilâh kişinin hevâsıdır. Ve yine bunun içindir ki:

- İhlâs ile "la ilahe illallah" diyen, cennete girer." buyurmuştur.

İhlâs demek kalbinde Allah'dan başkasına yer bırakmamak, kalbini Allah'a ortaklık şaibesinden uzaklaşdınp hâlis etmek, kalbinin sevgilisi, maksûdu ve mabudu yalnız Allah olmak demekdir.

Bu durumda olan kimse için dünya bir hapishanedir. Zira dünya, sevgilisini görmesine mânidir. Ölümü ise bu cezaevinden kurtarıb sevgilisine yönelmek demekdir. Şimdi soıı derece âşık olduğu sevgilisi bulunan ve hapisde olması sebebiyle, uzun müddet sevgilisinden uzak kalan ve nihayet hapishaneden kurtulup sevgilisine yönelen adamın halini bir düşün! O her şeyden önce ona kavuşmak istemez mi? Ve bu sevincin hududu var mıdır?

(İhyâu Ulûmiddîn, C. 4)

ÂYETÜ'L-KÜRSÎ

"Allah O'dur ki, başka ilâh yok. Ancak O vardır. el-Hayy ve el-Kayyûmdur. (Zâti, ezelî ve ebedî bir hayat ile diridir ve başka bir varlığa muhtaç olmaksızın zâtıyla kâimdir. Ve her şey bizzat kendisiyle değil, ancak O'nunla kaimdir.) O'nu ne bir dalgınlık ve uyuklama tutabilir, ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi onundur. O'nun nezdinde kim şefaat edebilir? Ancak izin verdiği kimse. O, kullarının o gün yapdıklarını da, sonradan yapacaklarını da bilir. (Dünyada daha karşılaşacakları şeyleri de. Her vakit arkaya bırakdıkları âhireti ve onda başlarına gelecekleri ve nail olacakları şeyleri hep bilir.) Onlar, onun ilminden hiç bir şeyi ihata edemezler. (Yani elde edib kavrayamazlar.) Ancak onun dilediği müstesna. O'nun kürsîsi gökleri ve yeri ihata etmişdir. Bunları muhafaza O'na hiç ağır gelmez. Çünkü o çok yüce, çok büyükdür.

Artık, hiç kimsenin dine girmesi hususunda zorlama yokdur. Çünkü doğru yol dalâletden seççilib meydana çıkmışdır. Artık, kim o azdırıcı şeytanı kabul etmeyib de Allah'a iman ve itimat ederse, o kopması ihtimali bulunmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. İşte Allah, kullarının her söylediklerini ve söylemediklerini işidici, her hallerini kemâliyle bilicidir.

Allah kendisine iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarır. Küfredenlerin dostları ise şeytandır. O da onları aydınlıkdan çıkarıb karanlıklara sürükler. Onlar cehennem arkadaşlarıdır. Bir daha çıkmamak üzere orada ebedî kalıcıdırlar onlar." (Bakara, 255)

Hadîsi şerifde buyurulmuştur ki:

- Kur'an'daki âyetlerin en büyüğü âyetü'l-kürsîdir, kim onu okursa okuduğu andan ertesi güne kadar hasenatını yazmak, seyyiâtını silmek üzere Allah bir melek gönderir.

Hazreti Ali kerremellahü vecheh'den rivayet olunduğuna göre. Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

- Bu âyet-i celile'yi hangi evde okumuşsam, muhakkak suretle şeytanlar, otuz gün, o evden uzaklaşmışlar, sihirbaz erkek veya kadın kırk gün oraya girememişdir. Yâ Ali, bunu çocuklarına ve ailene ve komşularına öğret. Bundan büyük âyet nazil olmamışdır.

Gene buyurmuşlardır ki:

- Yâ Ali! Beşerin seyyidi (efendisi) Âdemdir. Arabların efendisi Muhammed'dir. Öğünmek yokdur. İranlıların efendisi, Selmân, Rumların efendisi Suheyb, Habeşlilerin efendisi Bilâl, Dağların efendisi Tûr-i Sina, günlerin efendisi Cuma, kelâmın (sözlerin) efendisi Kur'an, Kur'an'ın efendisi Bakara Sûresi, Bakara'nın efendisi ise Âyetü'l-Kürsî'dir.

Bu âyet-i celileye ancak sıddîkler ve âbidler devam ederler. Kim yatarken bu âyet-i celüeyi okursa Allahü Teâlâ, onu nefsinin, komşusunun, onun da, komşusunun şerlerinden emin kılar.

İmam Buhari kuddise sirruh buyurur ki: Bize ulaşan haberler arasındadır ki, Allahü Teâlâ Cibril aleyhisselâma vahyedib buyurdu:

- Ey Cibril, eğer seni dünyaya gönderip, ora halkından kılsa idim ne yapardın? Cibril aleyhisselâm cevaben:

- Benim halimi benden iyi bilirsin Rabbım, ancak ben ehl-i dünyadan olsa idim, şu üç amele ihtimam ederdim:

Birincisi: Ehl-i iyâl sahibi olup da onlann nafakası hususunda darlık çekenlere yardım ederdim.

İkincisi: Onlann ayıblannı ve günahlarını, senden başkasının görmemesi için örtmeği kendime şiar edinirdim.

Üçüncüsü: Susuzlara su vermekle meşgul olurdum, buyurmuştur.

LAFZA-İ CELÂL

ALLAH lafzâ-i celâli, hadisi nebevide beyan olunan doksan dokuz esmâ-i hüsna'nın en büyüğüdür. Sıfât-ı ilâhiyyenin cümlesini cami' bulunan zât ismidir. Bu ismi celîli ilâhi, hiç bir sıfatı ilâhî hariç olmamak üzere cümlesini ifade eder. Diğer esmâ-i ilâhiyye herbir sıfata münferid olarak delâlet ederler. Allah lafzâ-i celâli ehassı esmadır. Yani her cihetden husûsidir. Allah'dan başka hiç bir kimseye ıtlak olunamaz.

Kulun bu ism-i celâl-i ilâhiden nasibi büyük olmalı, kalbi ve himmeti bu ism-i celîle müstağrak olmalı, ondan gayrılann muhabbetini kalbden sürüb çıkararak. O'nu zikirle O ismin sahibine ulaşmalıdır. O hâle gelmelidir ki, O'ndan başkasını arzulamasın, O'ndan gayrıdan korkmasın. Çünkü O'ndan başka her şey bâtıldır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri "Arabın söylediği sözlerin en doğrusu Lebid'in sözüdür ki şöyle demişdir:

"Biliniz ki Allah'dan başka herşey bâtıldır."

Bu yüce ism-i ilâhide, başka isimlerde olmayan hususiyetler pek çokdur. Bunlar saymakla bitirilemez. Bu cümleden olmak üzere birisi şudur:

Diğer isimlerden bir harf düşer yahud çıkarılırsa, hemen mânâsı bozulur. Alâkasız, hatta kötü manâlı bir kelime olur. Fakat bu ismi celîl bu gibi şeylerden münezzehdir. Şöyle ki, başındaki elif hazfolunmuşsa yine içinde bakî olarak "Lillahi" olur. "Allahü ma fissemavet ve'l ard" gibi ayet-i celilelerde olduğu gibi. Birinci lâm hazfolunmuşsa "Lehü"olur."Lehü mülküs semeveti ve'l ard" gibi ayet-i celilelerde olduğu gibi ikinci lâm da hazfolunursa" o " kalır."Huvallahüllezi La İlahe İlla Hü" gibi ayeti celilelerde olduğu gibi. Hülâsa olarak hangi şekilde olursa olsun, muhakkak O'na sarahatle delâlet eden bir mânâ ifade eder. Mânâdan sakıt olmaz. (Bakara Sûresi Tefsiri, shf. 325)

İşte bu ayetü'l-kürsî Cenâb-ı Hakk'ın, zât ve sıfatı ilâhiyesine delâlet eden mes'elelerin, en büyüklerini ihtiva etmesi bakımından "Ayetü'l-kürsî" namıyla.tesmiye olunmuşdur. Bu âyet-i celile ile sabit ve müberhendir ki Allah Teâlâ bizzat vâcibu'l-vücuddur, ulûhiyetde müteferriddir. Hayatı bizzat daimidir. Kimseye muhtaç olmaksızın hayy u lâyemûttur. Zâtıyla kaimdir. Kıyametde kimseye muhtaç değildir. Herkes ona muhtaçdır. Hululden kat'iyyetle münezzehdir. Teğayyürden yani herhangi bir değişikliğe uğramakdan ve ef al-i ilâhiyesi olan işleri idarede usanmakdan, yorulmakdan, ağır gelmekden münezzehdir. O'nun vücuduyla varlıkların vücudu arasında bir benzerlik, müşabehet yoktur. Mahlûkatın vücudlarına arız olan şeyler, O'na arız olmaz. Mülkün ve melekûtun sahibidir, mâlikidir. Her şeyin asıllarının ve fertlerinin, yani dallarının, devamının ibda edicisidir. Emsalsiz ve tahminlerin fevkinde, kudret, kuvvet sahibidir. Huzurunda O'nun izin vermediği hiç kimse şefaat edemez. Bütün eşyayı bizzat kendisi bilir, O'na hiç bir şey büyük değil, gizli de değildir. Mülk ü kudreti O'nun kudreti gibi sonsuzdur. Hiç bir iş O'nu diğer bir işden alıkoyamaz. Hiç bir iş O'na ağır gelmez. O'nu fehimler kavrayamaz. O'nun zâtı ve sıfatlan hakkında söylenebilecek en büyük söz Cenâb-ı Ahmed sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediğidir.

 

"La uhsî senâen aleyke ente kema esneyte âlâ nefsike"

- Seni lâyık olduğun şekilde sena edemem, sen kendini nasıl sena etdiysen öylesin." (Bakara Sûresi Tefsiri, 329-330)

* * *

Sevgi Kâsesinden İçir Allahım

Sevilmeğe layık tek varlık vardır.

O da sensin Allahım

Hörmet edilmeğe, sayılmağa sevilmeğe lâyık, tek varlık vardır.

O da sensin Allahım,

Rükû edilmeğe, secde edilmeğe lâyık tek varlık vardır,

O da sensin Allahım.

Bir kula sevgi kâsenden ne kadar içirirsen, o seni o derece sever.

Demek ki bir kul için seni sevmek farz oldu.

Ne mutlu o kişiye ki seni sevdi ve bu ihsan edilen sevginin kıymetini bildi, değerlendirdi..

Bu değerlendirmede, basiret gösterenler ki onlar kulluk vazifelerini ifâ edebildiler.

Ancak senin sevdiğin kullar kemâle erdi. Onların gönüllerinden her türlü dünya ve ukba zevkleri çıkdı.

Dolayısıyla sevdikleri tek oldu. Tek'i seven de her murada erdi. Onlar o tek ummamna daldılar. Kalblerini gönüllerini hep o tek işgal etdi.

Böyle olunca, kalbde tek Allahü Teâlâ'nın sevgisi istikrar buldu, ve o gönül pek kıymetli bir derya, bir hazine oldu.

Ya Rab! Bizi de sevgi nimetinden mahrum eyleme, her şey, senin sevginle yeşerir, canlanır, kuvvet bulur.

Bu sevgi, şevk, aşk haline dönüştüğü zaman sahibini sarhoş eder, çünkü kendi aradan çıkmış, sevdiğiyle var olmuşdur. Kendi aradan çıkdığında ise, Rabbü'l-âlemîn hazretlerinin yani senin her türlü ikram ve ihsanına nail olmuşdur.

Ya Rab! Sevdiklerini sevdir. Başda Resulü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerini sevdirdiğin gibi sevilmeğe lâyık olan her dostunu sevdir. Sırasıyla bütün ehli beytin, ashabı kiram hazerâtinın, hülâsa islâmiyeti seven ve ona hizmet edenlerin bilâ istisna, hepsinin ayaklarının tozu eyle!

 

Sevmek ne güzeldir
Sevememek ise nasibsizliktir.
Seven kabukdan çıkar, özün malı olur.
Yarab senin sayende, seni seviyoruz,
Yine senin sayende, sevdiklerini seviyoruz.
Yine senin sayende seni sevenleri seviyoruz.
Yine senin sayende seni sevenleri, sevenleri seviyoruz.

Ya Rab! Seni sevenler, her ne kadar gönüllerinden mâsivayı çıkarmış iseler de, bilâ istisna, ölçüsünden olmak şartıyla her şeyi severler, fakat bu sevgi sana olan sevgilerine mâni değildir, çünkü her şeyi sevmeleri, senin sevginin, artıklarıdır, cüzleridir.

Senin sevginden zuhur eden her hal kemal bulur tam köz haline dönüştüğünde sahibinde, gürültü, patırtıdan eser ve dış emraz kalmaz. Onun yerini sükûnet, huzur alır. Du. aranûan zikir halinin nihayetidir.

Yâ Rab! Bizleri sevdiklerin ile hemdem eyle, onlardan ayırma! Onların yanı cennet, uzağı ise cehennemdir.

Bizleri onlardan ayırma ki, onların nurundan doya doya içelim.

Ancak senin rızana, sana tam kulluk etmekle erişilir,

Kulluğun şartı da, bahşettiğin sevgi ve istikametle emirlerine harfiyyen uymak, yasaklarından sakınmaktır.

Yunus Emre hazretlerinin aşkı tarifi de şöyledir:

İşidin ey yârenler
Kıymetli nesnedir
Aşk Değmelere bitinmez
Hürmetli nesnedir aşk

Hem cefâdır hem sefa
Hamzâ'yı attı Kaf'a
Aşk iledir Mustafâ
Devletli nesnedir aşk

Dağa düşer kül eyler
Gönüllere yol eyler
Sultanları kul eyler
Hikmetli nesnedir aşk

Kim kime vurdu ok
Gussâ ile kaygu yok
Feryâd ile âhı yok
Firkatti nesnedir aşk

Denizleri kaynatır
Mevce gelir oynatır
Kayaları söyletir
Kuvvetli nesnedir aşk

Âkilleri şaşırır
Deryaları düşürür
Nice ciğer pişirir
Key odlo nesnedir aşk.

Miskin Yunus neylesin
Derdin kime söylesin
Varsın dostu toylasın
Lezzetli nesnedir aşk.

Bitinmez: Nasib olmaz. Mevc: Dalga. Keyodlu: Şiddetli, ateşli. Toylamak: İkram etmek

(Yunus Emre, Güldeste / Kültür Bakanlığı Klasik Türk Eserleri /3)

* * *

Bilhassa Osmanlı sultanlarının hemen hemen hepsinin aşkı ilâhi ile gönülleri yanmış, kavrulmuş, saray hayaü, debdebe, tefâhür gibi hallerden kaçınmışlar, bu sayede kahramanca beldeler fethetmişler, fethetmekle de kalmamışlar, oralan imâr etmişler ve halkının refahına vesile olmuşlardır.

İ'lâ-yı kelimetullah yolunda, tertemiz imrâr-ı hayat etmişlerdir.

Yüce Hakan, şair Birinci Ahmed Han'ın şiirin-deki şu dörtlüğü ile mevzûumuzu kapatıyoruz:

Evliyanın himmeti yaktı beni kül eyledi
Sâfi'yim. buldum sofayı, dü cihanım kalmadı.
Ahmedî der, "Ya ilâhi Sana şükrüm çok durur"
Hamdülillah aşk-ı Hak'dan gayrî varım kalmadı.