Hüccet-ül İslam el-Gazali buyurur ki: "İnsanın seadeti Hakkı tanımaktır. Her şeyin seadeti lezzet ve rahatının bulunduğu şeydedir. Her şeyin lezzeti tabiatının muktezası ne ise ondadır. Her şeyin tabiatının muktezası, her şey ne için yaratıldı ise ondadır. Gönlün lezzeti de gönül ne için yaratıldı ise oraya sevk olunmaktadır. Kainatın padişahı O'dur. Bütün acaib-i alem O'nun san'atının eserleridir Celle Celaluh. Hiç bir marifet onun marifetinden daha şerefli değildir, daha lezzetli değildir. Hiç bir nazar O'nun rubûbiyetini seyretmekten daha tatlı değildir. Gönlün tab'ının muktezası da gönül olmasıdır. "Eğer gönülde Allah'ı tanımak sevdası yok ise o, gönül olmaktan çıkar. Ten olur, kalıp olur. Böyle bir kalıbı besleyip durmak boşunadır. Çünkü bineği lokma ile dost olmuştur. Fasit şehveti, yerinde durmaktadır. Öyle bir şehvet lokma ile beslendikçe, marifet arzusunu öldürür. Böyle bir adamın gönlü tab'ının muktezasından uzaklaşmışdır. Eğer tedavi edilmez ise iki cihanın bedbahtı olarak helak olur.
Allah'u Teâlâ ile dost olmak farzdır. Bütün ehli İslam bunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hudavend sübhanehü ve Teâlâ "Yuhibbuhum ve yuhibbunehu" buyurmuşlardır.
- Allah onları sever, Onlar da Allah'ı severler" (Maide 54) demektir. Rasul-ü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem de buyurmuşlardır ki:
-"Bir kimsenin imanı Allah'ı ve resûlünü, ehlinden ve malından ve bütün mahlukattan fazla sevmedikçe kamil olamaz."
Dostluk, bir şeye meyletmek demektir. Duyulan şeylerin lezzetine uygun ve duyan azanın da hislerine uygun ve sevimlidir. Bu duygu hayvanlarda da vardır. Fakat insan gönül gözüne sahib olması sebebiyle onlardan üstündür. Bir kimsede akıl ve basiret ne derecede hükümran ise o kimse behîmî hasletlerden o kadar uzaktır. Kula Hazret-i ulûhiyetin Cemali, onun san'atının acaibi, zat ve sıfatının Celali perdesi açılınca duyular aleminden alınan lezzetlerin bir kıymeti olmadığını anlar. Sonra gözü O Cemalden ayrılmak istemez ve dost olur. Hakikatte Cenabı Hüdavend hazretlerinden başka dostluğa müstehak bir varlık bulunmadığını bil. Ondan başkasını dost edinen cehaletinden dolayı edinir. Hiç bir lezzetin didarı Hakkı müşahededen daha üstün olmayacağını bilmez. Bu bütün müslümanların yoludur. Lakin bunun hakikatına ermek gerekir. Şüphe yoktur ki ilim ve marifet güzel şeylerdir. Bilinen ne kadar şerefli ise, O'nu bilmek de o kadar şereflidir. Varlıkta hiç bir kemal, azamet, Celal ve Kemal, Hallak-ı alemin Kemalinden, Cemalinden ve Celalinden daha şerefli değildir. Çünkü şerefli olanları halk eden de O'dur. Biri kalkıp da Cenabı Hakkı bilmenin her şeyden şerefli olduğu ne ma'lum? diye konuşur ise bu çok yanlış ve bozuk bir sözdür. Hiç bir şeyi Sübhanehü ve Teâlâ hazretlerine kıyas edemezsin ki şu her şeyden şereflidir diyebilesin. Fakat şöyle diyebilirsin; Marifet şereflidir. Ve arifin temaşagahı olan bir bahçedir. Ucu bucağı yoktur. Bitmez ve tükenmez. Yerin göğün bir sonu bir haddi vardır. Her nerede arifin marifeti daha fazla ise onun Cemal-i İlahi'yeye ünsü yakınlığı daha fazladır ve onun hayale gelmeyen, aklen anlaşılamayan iki derecesi vardır.
Biri marifetdir. Bunun ötesinde bir derece daha vardır. O da müşahededir. Marifet ile müşahedenin kemal bakımından birbirine nisbeti de şudur:Müşahede, ma'şukun didarını görme lezzetini tatma, Marifet ise bu zevki hayal etmektir. Müşahede ne kadar mükemmel olursa lezzeti o kadar mükemmel olur.
Marifet ve müşahedede müşterek bir durum vardır. Aynı marifet başka bir yerde karşına bir başka türlü çıkar. Bir evvelki ile hiç alakası yoktur. Halbuki aynı şeydir. Bu bir ağacın tohumu gibidir. Marifet nasıl bu alemde yönlerden temizlenmiş ise müşahede de öteki alemde yönlerden münezzehdir. Didar görmek marifete bağlıdır. Her kimin marifeti yoksa didardan perdelenmiştir. Her kimin marifeti tam ise didar ona tam görünür. "Allahü Teâlâ insanlara umumî olarak, Ebu Bekir'e ise hususi olarak tecelli eder." hakikatini Cenab-ı peygamber buyurmuştur.
Didarın halka değişik görünmesi şöyledir:
Hak Teâlâ birdir. İnsanların suretleri ise çok çeşitlidir. Birbirine tamamıyla benzeyen iki suret göster! Gösteremezsin. Çünkü her insan tekdir. Bir aynanın karşısında bu gerçek belli olur. Birisi parlaktır, diğeri değil. Birisi doğrudur diğeri değil. Bir gün olur eğri de doğru olur. Güzelin her azası mütenasiptir ve her vakit rahattır. Fakat güzel olmayanın bu noksanlığı ona bizzat sıkıntıdır. Şüphen olmasın ki Didar lezzetini peygamberler bulmuşlardır. Alimlerin bulduklarını ise körler de bulmuşlardır. Mütteki ve aşık alimlerin bulduklarını diğer alimler de bulmuşlardır. Fakat ariflere gelince Allah Teâlâ'nın bunlara dostluğu daha fazladır. Hangi arifin dostluğu daha fazla ise zevki daha fazladır.
Didar bundan sonra gelir. Onun tohumu daha başka bir marifetdir. Bir kimse ne kadar aşıksa onun duyduğu zevk o derecededir. Marifet aşkı ile müşahede aşkı birbirine bağlıdır. Fakat muhabbet ona yar olmadıkça marifet seadetin kemali için kafi değildir. Muhabbet o derece galip olacak ki gönülde dünya muhabbetinden eser bırakmayacak. Buda zühd-ü takvasız ele geçmez. Zahid arifin lezzeti daha kamildir. Bilesin ki ahiret gözü dünya gözü gibi değildir.
Bazı marifet ehilleri demişlerdir ki: Haberlerde geldiğine göre Musa aleyhisselam, baş gözü ile o sonsuz denizin hakikatini şu dünya zemininde müşahede etmek istedi. Fakat isteğine verilen cevap istediği gibi olmadı. Halbuki onun baş gözü, gönül gözü ile birdi. Gönlü kendi zannına göre yegane idi. Halbuki bu makam ehadiyeti Cem'dir ki, bu makamın derecelerinin âlâsı bizzat makam-ı Muhammedî'ye mahsusdur.
Musa aleyhisselam tecellî anında bayılıp düştü. Ona o zaman dediler ki:
-" Burada bu senin işin değildir. Senden sonra gelecek yetime aiddir."
Musa aleyhisselam bu hitabı tasdik için dedi ki,
- "Seni tesbih ve tenzih ederim. Sana ancak senin kendine has mahbub kıldığın ve kendisine makamların en yükseğini tahsis eylediğin vasıl olabilir. Benim için olmayan bir şeyi istemekten sana tevbe ederim. Ve ben müşahede makamlarının en yükseğinin Hazreti Muhammed'e mahsus olduğuna iman edenlerin ilkiyim. (Araf 143)
Ariflerin sözlerine kulak ver ve dikkat et, hallerini anlamağa çalış. Marifet ve Hakk dostluğunun her şeyden kıymetli olduğunu anlarsın.
İşte Allah dostluğu bütün makamların üstünde bir makamdır. Kulun kemalatının en son derecesi Hak dostluğunun gönlünde galip olması ve dostundan başka her şeyden alakasını kesmesidir. Eğer bir kimse bunun ne demek olduğunu merak ediyorsa Allah'dan başka her şeyden gönlünü temizlesin. Dünya dostluğunu gönlünden çıkarsın. Allah dostluğuna mani olacak her şeyi terk edip O'nun marifetini şevkle istesin. Allah dostları ile beraber olsun.
Marifet tohumları vucûd toprağında hazır beklemekledir. Bunların filizlenmesi için zikre ve fikre devam etmek lazımdır.
Marifetin kemali iki yol ile hasıl olur:
Birincisi: Sofiyenin yoludur ki, mücahededir. Daimi zikir ile batın tasfiye edilir. Bir an gelir bu zikir, zikredene Allah'dan başka her şeyi unutturur. O zaman o, batınıyla hadisatın ve eşyanın hakikatlerini görmeğe başlar ve Hak Teâlâ'nın azameti zahir olur.
İkincisi: Marifet ilmini öğrenmektir. Marifet ilmi; kelam ilmi ve diğer ilimler demek değildir. Marifet ilminin başı ilahi san'atın acaibi üzerinde tefekkürdür. Kul tefekkürle zat-ı Hakkın Celal ve Cemaline doğru terakki eder. Esma ve sıfatın hakikatlerine vakıf olur. Bu ilim uzundur. Fakat daha kısa yoldan vasıl olmak mümkündür. Arif bir üstad-ı kamil bulur. Terbiyesine girer, fakat murdarlıklarını terketmeyenler, ihlas sahibi olmayanlar üstad-ı kamili bulamazlar. Burası bir tuzak değildir ki av gelip oraya düşsün. Nasıl rızkını aramak için ticaret gibi kazanç yollarını araştırıyor ise bunu da araması lazımdır. Marifet arayan da, bu iki yoldan birinde aramadıkça bulamaz ve eline bir şey geçmez. Hak Teâlâ'nın muhabbeti olmadan ahiret seadetine erebileceğini söyleyen cahilce bir laf etmiş olur. Ahiret Cemali hazreti ilahi alemidir ki bütün güzellikler orada zahir olur. Mes'ud ve bahtiyar odur ki kendini o aleme göre hazırlar.
İşte bütün riyazatlar, ibadetler, marifetler bu alem ile o alem arasındaki münasebeti temin etmek içindir. O'nun muhabbeti ise bu münasebetin ta kendisidir.
İnsan bu dünyada ne durumda ise ahirette de o durumda olacaktır. Ancak ahirette bu dünyadaki durumunun hakiki veçhesini görecektir.
- "Nefsini temizleyen muhakkak felah bulmuştur." (Şems/9)
- "Nefsini alabildiğine örten, temizlemeyip himaye eden de hüsrana uğramıştır." (Şems/10)
Muhabbet bulunmaz bir cevherdir. Muhabbet davasında bulunmak kolaydır. Bir kimse kalkıp kendisini aşıklardan sayabilir fakat hakiki muhabbetin burhanları, nişanları vardır ki, insan bunları aramalıdır.
Birincisi; Ölüme itibar etmez, bu vadide hiç bir dostu, dostun didarını mekan içinde aramaz. Dostumu öldükten sonra görürüm, aceleye lüzum yok, diyorsa aşık değildir. Aşıkın ölümü bildiğiniz ölüm olmayıp bir alemden arzuladığı aleme intikal demek olduğundan ölümü hatırlamak ona zor değildir.
İkincisi; Allah dostu dostuna nesi varsa feda eder. Kendini dosta yakın kılacak en küçük bir hareketi terketmez. Ve dostu incitecek en küçük hareketten şiddetle sakınır. Bu vasıfta olmayan ve dosta götürecek vesile aramayan, aşık değildir.
Üçüncüsü; Dostunun zikri her an gönlünde tazedir. Bir zorluk olmadan onun sevdasına tutulmuştur. Dost dostunu durmadan zikreder. Onu bir an unutursa dostlukta noksanlık var demektir.
Dördüncüsü; Kur'an ki dostun kelâmıdır. Resûl ki dostun resûlüdür: Hazreti Mustafa -sallallahü aleyhi vesellem-. Kur'an'a ve Resûl'e mensup ne varsa dost aşkına sever. O'nun kullarına, O'nun yarattığı her şeye, O'nun aşkına şefkat gösterir.
Beşincisi; Halvet ve münacata düşkün olur. Gece olduğunda her türlü zahmeti bir tarafa bırakır ve dostuyla halvette kalmak için münacata koyulur. Dostu onu beklerken gece sabaha kadar uyuyan sakın dostluktan bahsetmesin.
Altıncısı; İbadet kolay gelir, ağırlığı kalkar. Kimin dostluğu sağlam ise, hiç bir şeyde ibadette bulduğu zevki bulmaz. İbadetten başka her şeyden sıkılır.
Yedincisi; Dostun kullarına muti' ve müşfik olur. Dostluğuna isyan edenlere, kafirlere karşı sert olur.
- "(O müminler) Kafirlere karşı sert, kendi aralarında ise merhametlidirler." (Süre-i Feth/29)
Fasl-ül Hitab- Tevhide Giriş Tercümesi
Sahife 324-332
Bazı yerleri kısaltılmıştır.