Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem muhtelif zamanlarda buyurdular:
- Akıllı, Allah'a inanan, peygamberi tasdik eden ve ibadetleri yapan kimsedir.
- Allah, yeryüzünde akıldan daha az bir şey yaratmadı. Muhakkak ki akıl, yeryüzünde, kibrit-i ahmerden daha azdır, (İbni Asâkir)
- Akıllı, nefsini hesaba çeken, ölümden sonra lazım olacak şeyleri yapan kimsedir. (Tirmizi)
- Aklın başı imandan sonra, insanlara acımak, iyi kötü demeden herkese iyilik etmektir. (Beyhakî)
- Kim, haramdan daha çok kaçıyor, hayra daha çok koşuyorsa o daha akıllıdır. (Hakim Tirmizi)
- Aklın alameti, nefse hakim olmak ve öldükten sonra lazım olacaklara hazırlanmakdır. Ahmaklık alameti ise nefse uyup (günahlara dalıp) Allah'dan afv ve mağfiret beklemekdir. (İbn Mace)
- Allah indinde en üstününüz, akılca en üstün olanınızdır. (İ. Gazali)
- Her şeyin bir direği vardır. Mü'minin direği ise akıldır. Kişinin ibadeti aklı nisbetinde değer kazanır, (İ. Gazali)
- Bir kişi, oruç tutar, namaz kılar, hac ve umre yapar. Mükafatını aklı nisbetinde alır. (Hatib)
İhya ul-ulûm'da buyuruluyor ki:
- Aklı, işler hale getirmek için, iman ettikten sonra, salih ameller işlemelidir.
İmam-ı Şafii hazretleri buyurur ki:
- Lüzumsuz yere konuşmamak, misvak kullanmak, salihlerle, alimlerle beraber oturmak, zihni açar, aklı çoğaltır.
Akılla Alakalı Muhtelif Hadis-i Şerifler:
- İnsanın Allah'a yakınlığı aklı nisbetindedir. (Hakim, Tirmizî)
- Bir kimse, camiye gidip namaz kılar, Allah indinde sivrisineğin kanadı kadar kıymeti olmaz. Kiminin de namazı Uhud Dağı kadar kıymetli olur. Bunun sebebi, ikincisinin, birinciden daha akıllı olmasıdır.
Ashab-ı Kiramın:
- Ya Resûlallah, bir kimsenin akıllı olduğu nereden bilinir? suallerine: Resûlü ekrem efendimiz buyurdular ki:
- Kim haramlardan daha çok kaçar ve hayra da daha çok koşuşursa o daha akıllıdır. (Hakim)
Allahü Teala ve Tekaddes hazretleri, aklı yarattıktan sonra ona buyurdu ki:
- İndimde, senden daha sevgili, daha kerim bir mahluk yaratmadım. Seninle tanınır, seninle hamd ederim, seninle bana itaat ederler. (Hakim)
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- İnsanlar, Allah'ın rızasına akılları nisbetinde yaklaşırlar. Ahmak, ahmaklığı sebebiyle, fasıkın, fıskından daha büyük derde düşer.
Gene buyururlar:
- İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. (Deylemî)
- Aklın başı, insanlarla sevgi tesis etmektir. (İbni Asakir)
- Akıl gibi, sahibini hidayete ulaştıran ve tehlikeden uzaklaştıran bir şey yoktur. (Edebü'd-dünya ve'd-din)
- Aklın başı insanlarla iyi geçinmek, iyi-kötü herkese hayır yapmaktır. (Beyhakî)
- Akıl, hak ile batılı biribirinden ayıran bir Nurdur. (Edebü'd-dünya ve'd-din)
- İnsanın en faziletlisi, en akıllı olanıdır. (Edebü'd-dünya ve'd-din)
- Ahmak, Allah'ın hiç sevmediği kimsedir. Çünkü o akıldan mahrumdur. (Edebü'd-dünya ved-din)
- Ey Uveymir, aklını geliştirirsen rabbına daha çok yaklaşırsın. (Edebü'd-dünya ve'd-din)
AKIL VE AMEL
(İhya ü-Ulumiddin'den:)
Hace-i kainat sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
- Şanı ali olan Allah Teala, kulları arasında aklı parça parça taksim etti. İki kişi amelde, iyilikte, oruç ve namazda müsavi oldukları halde akılda, Uhud dağının yanında zerre gibi, birbirlerinden ayrılırlar. Allahü Teala kulları arasında akıl ve yakînden daha efdal bir şey bölüştürmemiştir. (Tirmizî)
Resûl-i ekrem efendimize soruyorlar:
- Adamın biri, mali ve bedenî bütün ibadetleri yapar. Fakat bunların ne olduğunu ve bunları yapmakla Allah katındaki mevkiinin ne olacağına aklı kesmezse, bunun mükafatı nedir? diye sual ettiklerinde, sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular:
- "Mükafatı aklı nisbetindedir." (Hatib Tarihi)
Enes radıyallahü anh'ın rivayetine göre, Resûl-i ekrem efendimizin huzurunda bir adamı övdüler ve çok ibadet ettiğinden bahsettiler.
Sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
- Aklı var mıdır?
Onlar, "Biz ibadetinden bahsediyoruz, siz aklından soruyorsunuz," dediklerinde Fahr-i kainat efendimiz buyurdular:
- Ahmak'ın düşdüğü günah, tacirin günahından büyük olur. Kıyamet günü insanlar akılları nisbetinde mevki alırlar." (Davud, Kitabü'1-akl)
Ebû'd-Derda radıyallahü anh anlatıyor:
"Resûl-i ekrem efendimize bir adamın çok ibadetlerinden bahsetdikleri zaman onun aklından sorardı. (Akıllıdır) derlerse, "iyi sevabı umulur" buyururlardı. Aklı yok dedikleri zaman "kıymeti yok" derlerdi. Yine bir adamın çok ibadetinden bahsetmişler Resûl-i ekrem efendimiz sorub aklı olmadığı cevabını alınca:
- Anlattığınız adamınız sandığınız derecelere ulaşamaz, buyurmuşlardır. (Hakim)
Allah Teala'nın insanlara bahşettiği asıl nimet, zeka ve sağlam akıldır. Yaradılışta mevcûd olmayan bu nimet, sonradan elde edilemez.
Ahmed er-Rufai kuddise sirruh buyurmuşlardır:
- Ahmaklar, cimriler, kibirliler bizim yolumuzdan istifade edemezler.
Akıl ve zeka enbiyaullah ve kibarı, ehlullahın mühim sıfatlarındandır. Ahmaklara katiyen manevî vazife tevdi edilemez, her ne kadar zahiri bilgileri, ibadet ve taatları olsa bile.. Bu zümrenin layıkıyla dünya ve ahiret işlerinin derinliğine vukufları olamaz. Hareketleri ve görüşleri sathîdir.
Akıllıca yapılan işlerden iyi netice alınır. Çünkü akıllı, gayeyi bilir. Sonra ne yapılması lazım gelirse ona başvurur.
Halbuki akılsız, ne yapılması lazım geldiğini bilemez, bilmeyince de, yalnız şuursuz bir halde hareket eder. Verimli bir netice alamaz. Hayr'ı, Şerr'i, iyiyi-kötüyü tefrik edemez. Gerek dünya işlerinde, gerek ahiret işlerinde vaziyet değişmez.
Mesela akıllı bir tüccar, yapacağı işini ayarlar, zamanını, alacağı, satacağı malı bilir. Çünkü ihtisası (ticaret bilgisi) ölçüsünde hareket eder. Ne satılır ne satılmaz, hangisinde dünya menfaati fazladır, onu da bilir. Alıcının iyisini, kötüsünü, bilgisi, tecrübesi sayesinde tefrik eder. Ödeme ve tahsilat vakitlerini ayarlar. Borçlarını gününde öder ve alacaklarını da takip eder, ihmal etmez. Her hareketi, ölçüsünde, teenni ile olur. Böyle hareket etmekle hem darda kalmaz, hem de menfaat temin eder. Her hareketi dürüstlük içinde olur, sözünde durur. Harama helale dikkatli olur. Kendisinin bir vasıta olduğunu, hakikatte ise, karı zararı verenin Hak Teala hazretleri olduğunu bilir.
Bu bilgi ve tedbire rağmen, kader sahifesinde yazdı ise, bazen de zarar eder, hatta borçlu kalır. Doğruluğunun neticesi olarak Allahü Azze ve Celle hazretleri, borcunun ödenmesinde, kolaylık gösterir ve yardımcı olur.
Diğer meslek erbabı da ister memur, ister işçi, ister san'atkar, ister yazar olsun, kendi saha-larında akıllıca, bilgili ve şuurlu olarak hareket ederlerse onlar da muvaffak olurlar.
Hakiki bir müslüman da, Allahü Teala'nın kendisine bahşettiği aklı sayesinde, nereden geldiğini, nereye gideceğini bilir, Allahü Teala ve Tekaddes hazretlerinin emirlerine Resûl-i ekrem efendimizin de sünnet-i seniyyesine ittiba eder. Kulak dolması ile değil, aklı, ihlası sayesinde, işin derinliğini kavrar. Kulluğun icabı ne ise tam samimiyetle ona yönelir. Kuvvetli iman ve ihlası sebebiyle hayatının sonuna kadar büyük bir sıdk ve sebat üzere ömrünü ifna eder. Dinsizler böyle yüce bir nimetten mahrumdurlar. Dünyevi bir çok şeyler başarsalar bile, Allah'dan uzaklıkları sebebiyle akl-ı maada (ruhani akıl) geçemezler, akl-ı meaş da (dünyevî akıl) kalırlar.
Ebû Zer radıyallahu anh anlatıyor. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve selleme sordum.
- Ya Rasûlallah, İbrahim aleyhisselama gelen sahifelerde neler vardı? buyurdular ki:
- İbrahim'e gelen sahifelerde hikmetli, faydalı ve uyulması gerekli olan öğürler vardı, buyurdu. Ve şu cevapları verdi:
"Aklını kullanabilen akıllılar için belirli saatler vardır. Belli bir saatte Allah'a münacaatta bulunur. Belli bir saatte kendi nefsini hesaba çeker. Belli bir saatta aziz ve celil olan Allah'ın kudreti hakkında tefekkür eder. Yine belli saatlerde geçimini temin etmek için çalışır. Akıllı kimseler şu üç şey dışında başka bir şey için çalışmazlar. Öbür dünya için azık hazırlamak, geçimini düzeltmek ve haram olmayan şeylerle ihtiyacını karşılamak.
Yine akıllı kimselere düşen, içinde bulundukları durumları iyi değerlendirmek, ileriyi görmek, işlerini ona göre ayarlamak, ve dillerini tutmaktır. Lüzumu kadar konuşan kimseler, faydasız şeyler konuşmazlar. (Hayatü's-Sahabe)
AKIL-HAYA-İMAN
Hazreti Ali kerremallahü vecheh hazretleri buyurmuştur ki:
- Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edeb gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.
Muhammed Bâkır hazretleri buyurur:
- Bir kimsenin kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında da o kadar noksanlık vardır.
Muhammed b. el-Hanefîyye hazretleri buyurur:
- İyi kişilerle dost olmayan, iyiliklerle birlikte bulunmayan kişi, beraber olduğu kimselerden nasibini alamayan kişi, Allah kendisine bir çıkış yolu gösterinceye kadar akıllı bir kimse değildir.
Cebrail aleyhisselam, aklı, hayayı ve imanı Adem aleyhisselam'a getirip, dedi ki:
- Ya Adem! Allahü Teala sana selam ediyor, getirdiğim şu üç hediyeden, birini kabul etmeni emir buyurdu.
Adem aleyhisselam:
- Getirdiğin bu üç hediyeden aklı kabul ediyorum, deyip aklı aldı.
Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam iman ve hayaya:
- Haydi siz gidebilirsiniz, dedi.
İman:
- Allahü Teala emir eyledi ki, akıl nerede ise, sen orada ol. Bunun için ben akıldan ayrılıp gidemem.
Haya da:
- Allahü Teala bana da aynı şekilde emreyledi. Ben de akıldan ayrılıp gidemem, dedi.
Allahü Teala kime akıl verirse, haya ile iman da onunla beraber bulunur. Aklı olmayanın ne hayası ne de imanı bulunur.
İmam Gazali kuddise sirruh buyurmuştur:
- Akıllı insanlar yanında bulunmak, aklı çoğaltır, akılsız olanlarla bulunmak ise aklı azaltır.
Ve nitekim bir ata sözünde denir ki:
"Körle yatan şaşı kalkar."
İnsanlarla iyi geçinmek kadar kişinin akıllılığına, ilminin ve hilminin çokluğuna delalet eden başka birşey yoktur. Nefs, isteğinin aksini yapandan hoşlanmaz. Kin ve öfke insanın metanetini yok eder. İyi geçinme sayesinde nefsin şiddeti azalır, kesilir. Nefis hafif meşrebliğinden vazgeçer.
Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur ki:
- İntikamını almağa gücü yettiği halde, öfkesini yenen kimse kıyamet gününde mahlûkatın gözleri önünde dilediği huri ile evlenmek üzere muhayyer bırakılır. (Ebû Davûd, Edeb)
Ebû Said radıyallahu anh'den:
Bir kurban veya Ramazan bayramında, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem yanımızdaki namaz kılınan yere çıktı, kadınların yanından geçerken onlara:
"- Kadınlar! Sadaka veriniz; zira bana cehennem gösterildi. Oradakilerin çoğunluğu sizlerdiniz" buyurdu.
Kadınlar:
- Ya Resûlallah, neden? diye sordular.
- Çünkü siz ötekine berikine çokça lanet okur, kocalarınıza karşı nankörlükte bulunursunuz. Ne acaibdir ki, kendini tutan, tam akıllı ve dininde samimi kimsenin aklını, sizin kadar eksik akıllı, eksik dinli hiç bir kimsenin çelebildiğini görmedim." buyurdular.
- Ya Resûlallah! Aklımızın, dinimizin eksikliği nedir? dediler.
- Kadınların şahidliği, erkeklerin şahidliğinin yarısı değil midir? diye sordu.
- Evet, dediler.
- İşte bu aklın eksikliğindendir. Adet gördüğü zaman da namaz kılamaz, oruç tutamaz değil mi?, buyurdular.
- Evet, dediler.
- İşte bu da dinin eksikliğinden" buyurdular. (Buhari'den Seçilmiş Hadisler)
Bir ara, Ensardan bir genç geldi. Sallallahü aleyhi ve selleme selam vererek oturdu ve Allah Resûlüne hitaben şöyle dedi:
- Ya Resûlallah, mü'minlerin hangisi daha üstündür?
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem ona cevaben buyurdu ki:
- Ahlakı en güzel olan... Genç bir daha sordu:
- Ya Resûlallah, mü'minlerin hangisi daha akıllıdır?
Resûlü ekrem buyurdular:
- Ölümü en çok hatırlayan... Ölüm gelmeden önce ona en iyi hazırlanan... İşte mü'minlerin en akıllıları bunlardır. (Tenbîhu'l-Gafîlîn'den)
Malik b. Dinâr rahimehullah buyurur:
- "Birgün bir çocuğa uğradım. Toprakla oynuyor ve bir gülüyor, bir ağlıyordu. Şuna selam vereyim, dedim. Nefsime büyüklük geldi. Vazgeçtim. Sonra dedim ki; Ey Nefis! Nebiyy-i Ekrem sallalahü aleyhi ve sellem büyüklere de selam verirdi, küçüklere de, vardım selam verdim.
- Ve aleyke's-selam ve rahmetullahi ve berakatuh Ey Malik bin Dinar! diye mukabelede bulundu. Şaşırdım, dedim ki:
- Bugüne kadar beni görmediğin halde beni nereden tanıdın? Dedi ki:
- Ruhum rûhuna melekût aleminde mülaki olduğunda. Şimdi de Hayy u lâyemut olan Allah sizi bana tanıttı.
Sordum:
- Akıl ile nefis arasındaki fark nedir? Dedi ki:
- Seni bana selam vermekten men eden nefsindir. Selam verdiren de aklındır. Cevabına hayret ettim. Dedim ki:
- Derdin ne, bu toprakla oynuyorsun?
Dedi ki:
- Çünkü biz ondan yaratıldık. Yine ona döneceğiz.
Yine sordum:
-Görüyorum, onunla oynarken bir gülüyor, bir ağlıyorsun.
- Evet, dedi. Rabbımın azabı gözümün önüne geliyor, ağlıyorum. Rahmetini hatırlayınca da gülüyorum.
Dedim ki:
- Ey oğulcuğum! Daha senin ne günahın var ağlıyorsun? Bana:
- Böyle deme ya Malik! dedi. Her vakit görüyorum, annem ateş yakarken, büyük odunları küçükleriyle tutuşturuyor. Onun için ağlıyorum.
ÜÇ GURUP İNSAN
Semüre b. Cündep'den:
Hazreti Ömer radıyallahu anh şöyle dedi:
"Kadınlar da erkekler de üç gurubdurlar:
1. grub kadınlar: İffetli, dinine bağlı, yumuşak huylu, eşine bağlı ve çok çocuk yapanlardır. Kötü günlerde kocalarına yardım ederler, hiç bir zaman kocalarının kötülüğüne çalışmazlar, fakat böyleleri az bulunur.
2. grub kadınlar ise sadece çocuk doğurmaya yararlar.
3. grub kadınlar ise insanın boynunda bir utanç lalesidir. Allah onları, dilediği kimselerin boynuna geçirir, dilediği zaman da çıkarır.
Erkeklere gelince: Birinci grub erkekler iffetli, müsamahakar, yumuşak huylu, akıllı ve akıl danışılanlardır. Başlarına bir iş gelirse, hemen onu, aklına danışarak halleder. Ve ne yapılması gerekirse onu yaparlar.
2. grub ise bir iş hususunda fikir yürütmekten acizdirler. Başlarına bir iş gelirse, akıllı bilgili kimselere danışır. Ona göre hareket ederler.
3. grub ise şaşkın ve kararsız kimselerdir. Müşkilleri olursa, onu gidib ehline danışmaz, danışsa da söyleneni yapmaz, (İbni Ebi Şeybe, İbni Ebi'd-Dünya, Hayatü's-Sahabe tercümesi.)
İmam Rabbani kuddise sirruh buyurur:
- Biliniz ki bir insanın aklı ne kadar az ise, kendisine o kadar hüsn-i zan eder. Akıllı olan da kendisine sû-i zan eder.
Mataru'l-Bazerani kuddise sirruh buyurur:
- Akıl elleri, nefis dağlarına tırmanmaktadır... Halbuki nefis aklın emrindedir... Çünkü, akıl, yardımcılarını ilahi nurlardan alır...
Hikmet, akıldan sudûr eder.
Çünkü akıl ilimlerin reisidir. Adaletin ölçüsüdür... İmanın dilidir... Beyanın kaynağıdır... ruhların bahçesidir. Bu kalıpların nurudur... Hakikatlerin tartışıdır. Korkup kaçanlar akılla yola gelir.
O, arzulu kimselerin çekip götürenidir.
Ve nihayet akıl, müştakların, daima temenni ettikleri bir ilahi ihsandır. (Tabakatu'l-Kübra, C. 2)
EĞER AKLIN OLSAYDI
Gavsu'l-Azam Abdulkadir Geylanî hazretleri buyurur:
- Senin aklın yok. Eğer aklın olsaydı, dininin ortadan kalkmasına ağlardın. Elinde sermaye var. Fakat sen onunla ticaret yapmıyorsun. Şu Akıl ile haya, ikisi malın sermayesidir. Fakat, sen onlarla iyi bir ticaret yapamıyorsun! Kendisiyle amel edilmeyen ilim, kendisinden faydalanılmayan akıl ve fayda vermeyen ömür tıpkı içinde oturulmayan bir eve, bilinmeyen bir hazineye ve yenmeyen bir yemeğe benzer. Sen nerede ve hangi halde olduğunu bilmiyorsan, ben biliyorum. Benim yanımda şeriat aynası vardır.
Allah Teala buyurur:
-Allah bilir, siz bilmezsiniz (Bakara Sûresi, ayet 216)
Gene buyuruyorlar:
- Benim önümde, akıllarınızdan ve bilgilerinizden iflas etmiş olarak, ayaklarınız üstünde durunuz. Ta ki onun ilmine nail olasınız. Hayretler içinde seyran ediniz. Onun hakkında hayretlere dalınız. Ta ki onu tanıyacak ilim gelsin! Sizde onu tanıyacak ilim hasıl olsun! Hayret baştadır. Birinci mertebede gelir. İkinci mertebede ilim gelir, üçüncü olarak ise malümata ulaşmak gelir.
Allah Teala kendilerinden razı olsun, onların örnek ahlakından biri de, sekînet, vakar sahibi olmaları ve az konuşmaları idi. Bu onların akıllarının kemalinden ve zamanlarındaki insanları tecrübe etmiş olmalarından ileri geliyordu.