Ümmet-i Muhammed İçin En Hayırlı 8 Âyet

 

Ümmet-i Muhammed İçin En Hayırlı 8 Âyet - Doç. Dr. Kerim Buladı

Sayı : 370 - Aralık 2016


Kur’ân-ı Kerim’in her âyeti, bir ışık, bir nûr, bir hidâyet kaynağıdır. Ancak bazı âyetler ve bazı sûreler vardır ki, onların ayrı bir güzelliği, üstünlüğü ve fazileti vardır. Fatiha ve Yâsin Sûreleri, Ayetü’l-Kürsî, Âmenerrâsûlü gibi. Bu yazımızda gönüllere ümit ve ferahlık serpen bazı âyetlerden söz edeceğiz.

Kur’ân’ın tercümanı diye şöhret bulan ve Hz. Peygamber’den sonra Kur’ân’ı en güzel anlayanlardan biri olarak bilinen Abdullah ibni Abbâs’tır. Daha ziyade İbn Abbâs diye anılır. İbn Abbâs (r.a), Nisâ Sûresi’nde bulunan 8 âyetin bu ümmet için üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlı olduğunu söyler.1 Sırasıyla bu âyetler şunlardır:

“Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilicidir, yegâne hikmet sahibidir.”2 “Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzularının esiri olanlar) ise, büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.”3 “Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.”4 “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.”5 “Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir). İyilik olursa onu katlar (kat kat artırır), kendi nezdinden de büyük mükafat verir.”6 “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.”7 “Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah tarafından bağışlanmayı isterse , Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.”8 “Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.”9

Allah Teâlâ, helal ve haramı, bilmediğimiz nice hikmetli işleri, üstün ve faydalı olan amelleri bizlere açıklamıştır. Ayrıca bizden önceki ümmetlerden istikamet üzere olanların yollarını bize göstermiş ve bu konuda bizleri aydınlatmıştır. Günahlarımızı bağışlamak için de tevbe kapısını bize açmış, kötülüklerden uzaklaştıracak ilkeleri göstererek bizi irşat etmiştir.10

Kıldığımız namazların her rekatında Allah Teâlâ’ya“Bize doğru yolu göster11 diye dua ederiz. Bu yol, peygamberlerin, sıddîklerin, şehitlerin ve salihlerin yoludur. Bu yol ebediyete uzanır. Bu yolun arkadaşları, hidâyet öncüleridir.12 Bu yol, Allah Teâlâ’nın insanlar için tayin ettiği tek doğru yoldur. Bunun dışındaki yolların hepsi batıldır, insanlığı sefalete ve cehenneme götürür.13

Allah Teâlâ, tevbe etmemizi, hatalarımızı ve günahlarımızı itiraf ederek kendisine yönelmemizi istiyor. Böyle bir yönelişi de kabul buyuracağını vaat ediyor. Tevbe edenleri de sevdiğini ifade ediyor (Bakara, 2/222). Fakat, günahkarlar ve nefsânî arzularına uyanlar, bu önemli kulluk ve teslimiyet yolunda mü’minleri saptırmak istemektedirler. Mü’minler, kendilerini haktan uzaklaştırmak isteyenlere karşı tevbe silahı ile mücadele etmeleri önemli bir kulluk görevidir. Allah Teâlâ, mü’minlerin bir kötülük ve haksızlık yaptıklarında hemen tevbe edip Allah’tan bağışlanma istediklerini bildirir. Ayrıca mü’minlerin günahlarda ısrarcı olmadıklarını açıklar (Âl-i İmrân, 3/135). Allah Teâlâ’nın tevbe kapısını açık tutması, inananlar için büyük bir lütuftur.

İnsan zayıf yaratılmıştır. Maddi ve manevî açıdan dayanıksızdır. İnsanı fizyolojik ve ruhî yönden en iyi tanıyan hiç şüphesiz Allah’tır. Bu yüzden Allah, onun neye gücünün yetip yetmeyeceğini en iyi bilendir. Allah kulları için hep kolaylığı murat etmiş ve zorluğu istememiştir (Bakara, 2/85). Din konusunda Allah Teâlâ, kullarına hiçbir zorluk yüklememiştir. Hz. Peygamberimiz de bu konuda “Ben kolaylık ve müsamaha üzere olan hanif dini ile gönderildim”14 buyurmaktadır.

Mü’min Allah ve Rasûlünün yasakladığı büyük günahlardan kaçınması halinde küçük günahlarının affedileceği, şerefli, güzel bir yere yani, cennete girdirileceği Allah tarafından bildirilmiştir.15 Bu ilahî beyan, mümin için bir müjdedir. Başta günahların en büyüğü sayılan Allah Teâlâ’ya ortak koşmak olmak üzere, çeşitli âyet ve hadislerde açıkça ifade edilen haksız yere bir cana kıymak, ana-babaya karşı gelmek, yalan konuşmak, yalan şahitliği yapmak, hırsızlık yapmak, yetim malı yemek, namuslu kadınlara iftira atmak, zina etmek, savaş meydanından kaçmak, sihir yapmak, gıybet etmek, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, faiz yemek gibi günahlardan sakınanların, küçük günahlarının affedileceğinin bildirilmesi, inanan insanlar için bir güvence ve teminattır. Zaten mü’min, büyük günahlarla barışıklık ve tanışıklık içinde olmaz. Elinde olmayarak küçük günah işlerse hemen tevbesini yapar ve günahlardan arınmanın yolunu arar.

Allah Teâlâ, kendi rızası için yapılan hiçbir ameli zerre kadar bile olsa, boşa çıkarmayacağını beyan buyurmuştur. İbn Abbâs Hazretleri, yukarıda anlamını sunduğumuz Nisâ Sûresi, 41. âyette geçen “zerre” kelimesinin miktarını “kırmızı karıncanın başı” şeklinde tefsir etmiştir. Güneş ışığı küçük bir delikten vurunca havada uçuşarak görülen toz parçacıklarına da “zerre” denilir ki, bunun bir tartısı ve ölçüsü yoktur.16

Allah, hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık etmez. O, adildir, O, çok merhamet sahibidir. “Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa o da sadece kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez17 gibi âyetler, mü’minin, ümit kaynağıdır. İyiliklerde yarışmanın temel dayanağıdır.

Kıyamet gününde kulun ameli tartılır. Ameli tartılırken terazinin başında hazır bulunması istenir. İçinde Kelime-i Şehâdetin bulunduğu bir kağıt çıkarılır. Kişinin bütün sicilleri (amel defterinde yazılı bulunan fiilleri) terazinin bir gözüne, diğer gözüne de Kelime-i Şehâdet konur. Kelime-i Şehâdetin yazılı bulunduğu terazinin gözü ağır gelir. Amellerinin konulduğu diğer göz ise hafif kalır.18 İmanın üstünlüğü ve değeri böylelikle ortaya çıkar. Dünyada iken yakînen söylenilen Kelime-i Şehâdet, kulun kurtuluşuna sebep olur. Bu açıdan iman, kulluk hayatının en başta gelen ilkesidir. O olmadan, diğer amellerin hiçbir değeri yoktur.

Allah şirkten başka, dilediklerinin günahını affedeceğini müjdelemiştir. Hz. Ali, yukarıda anlamını verdiğimiz Nisâ Sûresi 49. âyet hakkında “Kur’ân’da bu âyetten daha sevimli bir âyet benim için yoktur” der.19 Bu yüzden dünya ve âhiret saadetini isteyen mü’min, şirk, şüphe ve tereddütten uzak yakınî bir imana sahip olmalıdır. Ahretteki kurtuluş ancak böyle bir imanla olacaktır.

Allah Teâlâ, kötülük yapan ya da nefsine haksızlık eden kimsenin kendisinden bağışlanmayı istemesi durumunda, onu huzurundan boş çevirmeyeceğini vaat etmiştir. Böyle bir mükafat, ancak günahlardan vazgeçilerek nedamet duyulması ve Allah’a tevbe edilmesi ile elde edilir.

Şükür, Allah’a minnet duymaktır. Her şeyimizle O’nun eseriyiz. Bütün maddi ve manevi varlığımız O’nundur. Bize hayat nimetini veren ve bizi insan olarak yaratan O’dur. Bizi rızıklandıran, yediren, içiren ve doyuran O’dur. Nankörlük, şükrün zıddıdır. İmanın zıddı olan küfür kelimesinin bir anlamı da nankörlüktür. Mü’min, nankör olmamalıdır. Allah nankörleri sevmez ve onları cezalandırır. Nitekim Kur’ân, nankörlükleri sebebiyle bir çok milletin helak edildiğini haber vermektedir. Allah, nimetlerin kadrini bilen şükür ehli bir topluluğu cezalandırmayacağını bildirmiş ve bu konuda bize teminat vermiştir. Nisâ Sûresi, 147. âyette bu açıkça vurgulanmıştır.

Yazımızın başında anlamlarını verdiğimiz âyetler hakkında kısaca açıklamalarda bulunduk. İbn Abbâs (r.a)’ın dediği gibi bu âyetler, Ümmet-i Muhammed’e verilen lütuf ve ihsanlardır.

Dipnotlar: 1) Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, Beyrut, ts. II, 57; Nesefî, Medâdrikü’t-Tenzîl, Beyrut, ts., II, 61 (Mecmûatü’n-Mine’t-Tefâsîr, içinde). 2) Nisâ, 4/26. 3) Nisâ, 4/27. 4) Nisâ, 4/28. 5) Nisâ, 4/31. 6) Nisâ, 4/40. 7) Nisâ, 4/49, ayrıca bkz. 116. âyet. 8) Nisâ, 4/110. 9) Nisâ, 4/147. 10) Bkz. Beydâvî, a.g.e., II, 56, Hazin, Lübâbu’t-Tevîl, Beyrut, ts. II, 56 (Mecmûatü’n-Mine’t-Tefâsîr, içinde). 11) Fatiha, 1/6. 12) Nisâ, 4/69. 13) En’am, 6/153. 14) Buharî, Îman, 29; Ahmed b. Hanbel, VI, 116. 15) Beydâvî, a.g.e.; II, 61; Hâzin, a.g.e., II, 61. 16) Hâzin, a.g.e., II, 75. 17) En’âm, 6/160. 18) Bkz. Tirmizî, Îman, 17; İbn Mâce, Zühd, 35. 19) Tirmizî, Sûre, 5, 3037 (Tefsîru Nisâ).

 

Comments are closed.