Şevvâl

Şevvâl - Doç. Dr. Kerim Buladı

Sayı : 377 - Temmuz 2017


İslam’ın temel şartlarından biri olan Ramazan orucumuzu tamamlayarak bayrama ulaşmanın saadetini yaşıyoruz. En önemli nimetlerden sayılan zaman, sessizce vakar ve sükûneti ile akıp gidiyor. Bu seyrin farkına varabilenlerin, hem dünyada hem âhirette kazançlı çıkacağını zamanı yaratan Allah Teâlâ,  bizlere haber veriyor. Bize lütfedilen ömrümüz de bu akışın içerisinde tamamlanıyor ve emaneti sahibine tevdi etmenin vakti yaklaşıyor.

Bizlere hayat veren Yüce Rabbimize sayısız hamd ve şükürler olsun ki, bu yolculukta yaratılış gayesini idrak eden, unutmayan ve ruhunu teslim edinceye kadar sürdürme niyetinde ve azminde olan kullarına basîret ihsan etmiştir. Onlara çeşitli zaman dilimlerini, ayları, geceleri ve gündüzleri bereketli kılmış, kimini kiminden üstün ve bunların içerisinde icabet saatleri yaratmıştır. Ramazan ayını onu yine değerli bir ay takip ediyor. Daha sonra hac ayları başlıyor. Kısaca hayat içerisinde hiçbir boşluk, gayesizlik, hem dünyayı hem de ahreti kuşatmayan, kucaklamayan ve hedefe odaklanmayan bir zaman dilimi yoktur.

Ramazan ayını takip eden Şevvâl’de girdik. Şevvâl kamerî aylardan birinin ismidir. Hac aylarının ilkidir.1 Kur’an’ın indirildiği ve orucun farz kılındığı Ramazan ayından sonra gelmesi ve hac aylarının ilki olması, hac ayları ve aynı zamanda harem ayları olarak bilinen Zilkade ve Zilhicce aylarının başlangıcında yer alması, Şevvâl ayına ayrı bir önem katmaktadır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v), bu ayın değeri ile ilgili şu hadisi oldukça önemlidir:

Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra Şevvâl’den altı günü ona eklerse bütün sene oruç tutmuş gibi olur.”2

Ramazan ayından sonra Şevvâl ayında altı gün oruç tutmanın müstehab veya mendub olduğu belirtilmiştir. Âlimlere göre efdal olan Ramazan Bayramını müteakip altı gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Bununla birlikte bu orucu çeşitli günlerde tutan yahut Şevvâl ayının ortasına veya sonuna bırakan dahi peşi peşine tutmuş gibi fazilete nâil olur. Çünkü böyle hareket edenlere de Ramazan orucuna altı gün ekledi, denilebilir. Âlimlerin beyanına göre Şevvâl’den altı gün eklemekle tutulan orucun, bütün senenin orucu olması, yapılan ibadet ve taâtların on misli ile katlanmasındandır. Böylece Ramazan’ın on misli on ay eder, altı günün on katı da altmış gün yani iki ay olur. Bu suretle oruç tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibi3 sevap kazanır.4

Hadiste ifade edilen sevap miktarı aslında Kur’an’ın da bir bakıma beyanıdır. Zaten hadis bir başka deyişle sünnet,  Kur’an’ın bir açıklamasıdır. Yapılan iyiliklere on kat sevap verileceğini Kur’an şöyle bildirmiştir: “Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.”5 Bir başka âyette bu sevabın bire yedi yüz katına ve Allah’ın dilemesi halinde daha fazla katlara da çıkacağı açıklanmıştır:

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”6

İbadet ve taatların sürekliliği, kulluk bilincinin en önemli ve vazgeçilmez cihetidir. Mümin, ergenlik döneminden ruhunu teslim edinceye kadar ibadetle yükümlüdür. Bu yükümlülükte devamlılık şarttır. Kulluğun gerekleri olan ibadetlerde inkıta/ara vermek, savsaklamak, tembellik sergilemek ve zafiyet göstermek yoktur. Kul, nefes alıp verdiği müddetçe üzerine terettüp eden görevleri şartlara ve durumuna göre ifa etmekle sorumludur. Şu âyetler bu anlamda büyük önem arz etmektedir.

“O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.7

Hz. Peygamber’e hitap eden bu âyetler, onun şahsında bütün ümmet-i Muhamemd’e hitap etmektedir. Ölüm gelinceye kadar, hiç ara vermeden kulluğumuzu sürdürmek ve bu çerçevede ibadetleri yerine getirmek, O’nu tesbih ve takdis etmek imanımızın gereğidir. Sadece Ramazan’dan Ramazan’a kulluk görevlerimizi hatırlamak, Kur’an’ın ortaya koyduğu kulluk tarifi ve tanzimi ile alakasının olmadığının şuurunda ve farkında olmalıyız.

Dipnotlar: 1) İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Beyrut, 1999, VII, 243. 2) Müslim, Siyâm, 204; Tirmizî, Savm, 52; İbn Mâce, Sıyâm, 33; Dârimî, Savm, 44; Ahmed b. Hanbel, V, 417. 3) Daha fazla bilgi için bkz. Nesâî, Siyâm, 76. 4) Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1978, VI, 238. 5) En’âm, 6/160. 6) Bakara, 2/261. 7) Hicr, 15/98-99.

Comments are closed.