Ruhu Güzelleştirmek

Ruhu Güzelleştirmek - Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s)

Sayı : 378 - Ağustos 2017


«Azığınızı alın, azıkların en hayırlısı Allah’tan korkmaktır» yani âhiret azığınızı, çirkin şeylerden sakınmak şeklinde kabul ediniz. Zirâ azıkların en hayırlısı Allah’tan korkmaktır. Yoksa yiyeceklerden elde edilen azık değildir. Sözün özü şudur ki: İnsanoğlunun iki yolculuğu vardır. Birisi dünyâdaki yolculuğu diğeri de dünyâdan yolculuğu. Dünyâdaki yolculuğunda mutlaka azık lâzımdır ki, o da yiyecek taamdır. Dünyâdan, yolculuğunda da mutlaka azık lâzımdır. Ancak bu azık dünyâ yolculuğunda olduğu gibi yemek, ekmek değildir, dünyâdan âhirete giderken alınacak azık, Allah’ı tanımak, sevmek, O’ndan başkasından yüz çevirmek, devamlı O’na tâatle meşgul olmak, O’na muhalefetten sakınmak ve yasaklarından kaçınmaktır.

İşte bu azık, dünyâdaki müsafirin azığından daha hayırlıdır. Zirâ dünyâ azığı seni, sona erecek olan bir azabtan kurtarır, âhiret azığı ise ebedî azabdan kurtarır. Dünyâ azığı fânîdir. Âhiret azığı ise seni bakî, hâlis lezzetlere ulaştırır.

«O halde ey akıl sahibleri! Benden korkun.» Zirâ akıl, Allah’tan korkmayı ve başkalarını takva üzere teşvîki gerektirir. Allah, insanların yalnız kendinden korkmalarını, kendisinden başka hiç bir şeye iltifat etmemeleri gerektiğini emretmiştir. Zaten bu da hevâ heves ayıplarından uzak olan aklın gereğidir. Bu sebeple Allah, «ey akıl sahibleri!» diyerek özellikle akıllılara hitab etmiştir. Öyle ise Allah’tan korkmayanın, sanki aklı yoktur. Zirâ akıllı insanın, aklını ayıplardan kurtarması, nefis terbiyesi yapmak ve en yüce mertebelere vasıl olarak rûhu mükemmelleştirmesi gerekir.

O halde, hacca giden Müslüman, üzerindeki kul ve hayvan haklarından kurtulmak için gayret sarfetmesi gereklidir. İnsanlar arasında gıybet, nemime, ırza sataşma ve mala tecâvüz gibi çirkin olaylar vukua gelir. Zirâ bu gibi kötülüklerden kendini kurtaran pek azdır.

Haccın farziyetini ifâde eden âyet, Allah’a yönelenlerin yönelişinin, dünyâdaki fâni hayatlarının belli aylarında olacağına işâret etmektedir. İnsan ömrü son bulduktan sonra, hiç kimsenin sa’y û gayretinin fâidesi yoktur. Nitekim, hac ayları geçtikten sonra haccetmek isteyen, kimsenin Ka’be’ye yönelişi fayda vermez. Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

«Rabbinin alâmetlerinden bir kısmının geldiği gün, daha önce inanmamış veya imanıyla bir iyilik kazanmamış olan bir nefse imanı fayda vermeyecektir.» (En’âm sûresi, 158)

Nasıl ki, hacıların ihrama gireceği muayyen mikatlar varsa Allah’a yöneleceklerin de belli bir zamanları vardır. Bu zaman da gençlik günleridir.

Cenâb-ı Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

«O, insan kemâle erip, kırkına basınca şöyle der: “Rabbim! bana ve anne-babama ihsân ettiğin nimetlerine şükretmeyi, razı olacağın sâlih ameller işlemeyi bana ilham et, zürriyetimi de ıslâh et, Sana tevbe ettim ve ben Müslümanlardanım.”» (Ahkaf sûresi, 15)

Rasûlullah Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- sık sık şu duayı yaparlardı:

«Rabbimiz! Bize dünyâda da iyiliği, âhirette de iyiliği ver, ve bizi cehennem azabından koru» duâsını çok yapardı.

Hikâye edilir ki: Türklerden biri Şeyhül­islâm Ahmed en-Nâmıkî el-Câmî -kuddise sirrûh-’un meclîsine devam etmekte idi ve Şeyhülislâm, onun başı üzerinde kalkana benzer bir nûr görüyordu. Bu zât hacca gitti, geri döndüğünde başında artık nûr gözükmez oldu. Bunun üzerine Şeyhülislâma sebebini sordu. O da şöyle cevâb verdi: Sen hacdan önce tazarrû ve niyaz sahibi idin. Şimdi ise haccın seni gururlandırdı. Nefsine kadr u kıymet verdin. Bu sebeple daha önceki rütbenden indin ve o nûru göremez oldun.

Ramazanoğlu M. Sâmi,
Bakara Sûresi Tefsiri,
s. 277-282

Comments are closed.