Namaz ve Kur’ân

Kur'ân Günlüğü - Cafer Durmuş

Namaz ve Kur’ân

Sayı : 383 - Ocak 2018


Ankebût sûresinde şöyle buyruluyor: “Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı. Şüphesiz bunda, iman edenler için (Allah’ın varlık ve kudretine) bir nişâne vardır. Rasûlüm! Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak, elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.”1

Ömer Nasuhi Bilmen merhû-mun tefsirinde belirtildiğine göre burada Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben “Sana vahyedilen Kitab’ı oku” buyrulmasının mânâsı: “Nice hakikatleri beyân eden, hükümleri açıklayan, ibretli kıssalar ihtiva eden ve ahlâkî öğütleriyle mü’minleri iki cihan saadetine ulaştıran Kitâb-ı Mübîn’i kıraate müdavim ol. Ümmetine de bunu tebliğ et ki, Kur’ân kıraatine devam etsinler, âyetlerdeki güzel ahlâkı huy edinsinler. Bu vesileyle Allah’ın sevdiği kullar zümresine dâhil olsunlar.”2 demektir.

Rûhu’l-Beyân’da ise bu cümle şöyle açıklanıyor: “Allah’a yaklaşmak, nazmını hıfzetmek ve mânâların hakikatini tefekkür etmek için Kitab’ı oku. Kur’ân’ı tefekkür ve tedebbürle okuyan kimseye daha önce keşfolunmayan mânâlar açılır.”3 Çünkü tefekkür ve tezekkürle yapılan Kur’an tilaveti, okuyanı ulvî duygularla buluşturur, îmanını pekiştirir. Ve Kur’ân-ı Kerîm okunan evlere sekînet iner.4 Peygamberimiz (s.a.v.); “Yüce Mevlâ’nın, Kur’ân okuyanları şerefli melekleri katında andığı”5 müjdesini vermiştir.

Yine Ömer Nasuhi Bilmen merhûmun tefsirinde belirtildiğine göre âyet-i kerîmede “Namazı kıl.” buyrulmasının manası ise “En büyük ibadetlerden olan namazı, âdâbına riâyet ederek kılmaya devam et. Ve bunu ümmetine de tebliğ et. Çünkü muntazaman kılınan namazlar, sahibini Allah’ın rızasına muhalif olan davranışlardan alıkoyar.”6 demektir. Namaz, zikri de içine alır ve bu itibarla ibadetlerin en büyüğü, en önemlisidir. Bununla birlikte İslâm âlimleri, iyiliğe sevk etmeyen ve kötülüklerden alıkoymayan namazların sahibinin sırtında bir vebal olacağını dile getirmişlerdir...

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bir vakit namazın diğer vakte kadar arada işlenen küçük günahların affına vesîle olacağını7 bildirmiştir; namazın zekât ve sıla-i rahimle birlikte cennete götüren amellerden olduğu8 müjdesini vermiştir.

Görüldüğü üzere bu mübârek âyetler, önümüze bir çerçeve getiriyor. Buna göre Müslüman, Cenâb-ı Hakk’ın nimetleriyle kuşatıldığının her zaman şuurunda olmalı ve şunu hiç unutmamalıdır; yüksek ve azametli semâlarla üzerinde yaşadığımız yerküreyi ve bu ikisi arasında olan her şeyi kusursuz bir şekilde O yaratmıştır. Bütün bunları hiç bir karışıklığa meydan vermeden idare etmektedir. Müslüman, önce bu kevnî ayetlere ibret nazarıyla bakmalı, ondan sonra da Kitâb-ı Mübîn’i, tedebbür ve tezekkürle okumalıdır. Çünkü bizim tutunacağımız iki sağlam kulpun birincisi, her âyeti ve her cümlesi ile yolumuzu aydınlatan Kur’ân-ı Kerîm’dir. İşte, sadece bu iki âyet-i kerîme bile önümüze nezih bir hayat çerçevesi getiriyor. Tutunacağımız sağlam kulpların ikincisi ise elbette sünnet-i seniyyedir. Kur’ân-ı Mübîn’i açıklayarak insanlığa tebliğ eden Rasûlullah (s.a.v.)’in söz, fiil ve takrirlerinin tamamıdır.

Müslüman, kalbini ve zihnini bu şuurla donattıktan sonra farz namazları ta’dîl-i erkânı gözetip huşûa riâyet ederek, muntazaman ve vaktinde kılmaya özen göstermelidir. Çünkü bize inandığımız gibi yaşama dinamizmi kazandıran kuvvet, ibadetlerimizdir. Onlar içinde namaz ise hayâsızlık ve kötülüklerden koruyucu olması hasebiyle ibadetlerin özüdür. Ancak Müslüman, farz namazların edası ile yetinerek bütün himmetini dünyalığa hasretmemeli; sair vakitlerde de tamamen boş ve gayesiz olmamalıdır. Bilakis, Allah’a olan bağlılığını korumak ve bir an bile O’ndan gafil olmamak için hususî gayret sarf etmelidir. Âyet-i kerîmedeki “Allah’ı anmak (zikir), elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür.” cümlesi, bunu hatırlatıyor.

Şimdi bize gereken; eşyaya ve hâdiselere ibret nazarıyla bakmaktır. Kitâb-ı Mübîn’e Rasûlullah (s.a.v.)’in ashabına öğrettiği gibi sahip çıkmaktır. Geceleri evlerimizden arı uğultusunu andıran Kur’ân sesleri gelmesidir. Namazı hayatın merkezine almak ve Allah dostlarının namazı gibi kılmaya gayret etmektir. Seherlerde zikr-i dâim sevdasıyla uyanık bulunmaktır.

Tabiatıyla bütün bunlar, kalbî bir kıvam meydana getirir ki, “ehl-i kitap ile en güzel sûrette mücadele edilmesi”9 emrinin, konumuzu teşkil eden âyetlerden sonra gelmesinin bu bakımdan önemli olduğuna inanıyoruz.

Dipnotlar: 1) 29/44-45. 2)  Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-ı Âlîsi ve Tefsîri, Ömer Nasuhi Bilmen, Kahraman Yayıncılık, c. 5, s. 2668. 3) Rûhu’l-Beyân Tefsîri, İsmail Hakkı Bursevî, Erkam Yayınları, c. 14, s. 619. 4) Müslim, Zikir, 38. 5)  Ebû Dâvud, Vitr, 14. 6) Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-ı Âlîsi ve Tefsîri, Ömer Nasuhi Bilmen, Kahraman Yayıncılık, c. 5, s. 2669. 7) Buhârî, Hudûd, 27. 8) Bkz; Buharî, Edeb, 10. 9) Ankebût sûresi, 29/46.

DUÂLARIN KABULÜ

Duâ, âcizliğinin bilincinde olarak Allah’a el açıp, her durumda hâlini O’na arz etmektir. Yüce Mevlâ; “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin dileğine karşılık veririm...”10 âyeti ile bu fırsatı kullanmamızı istiyor. Duâ kapısının her zaman herkese açık olduğunu ilan ediyor.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bize işin özünü öğretiyor. “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. Bu sebeple secdelerde çok duâ etmeye bakın.”11 diye tembih ediyor. Yine o (s.a.v.); duâlarının kabul olunması için kendisine duâ edivermesini isteyen Sa’d ibn-i Ebî Vakkas (r.a.)’a; “Helâl ve temiz şeyler ye, duâların makbul olunsun.”12 gibi umumî bir kaideyi hatırlatıyor. Başka bir hadîs-i şerîfte “mazlûmun ve misâfirin duâsı ile babanın evlâdına duâsının reddolunmayacağını”13 bildirmekle, duâ ederken hususî durumları değerlendirmenin gereğine işaret ediyor.

Bir defasında Efendimiz’in okuduğu duâları ashâb-ı kirâm hatırında tutamamışlardı. “Yâ Rasûlallah, pek çok duâ okudun. Onları ezberleyemedik.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) onlara; “Allahım, Peygamberin Muhammed (a.s.)’ın senden dilediği hayırları ben de dilerim. Onun sığındığı şerlerden ben de sana sığınırım...” demelerini buyurdu.14

İslâm, mü’minlerini hem duâya çağırıyor hem de duâların nasıl makbul olacağını öğretiyor. Bugünkü soru şu olmalı; “Rabbime hâlimi arz etmek gibi bir nimeti, ne kadar değerlendiriyorum?”

Dipnotlar: 10) Bakara sûresi, 2/186. 11) Müslim, Salât, 215. 12)  Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, c. 3, s. 321. 13) Ebû Dâvud, Vitr, 29. 14) Tirmizî, Deavât, 89.

Comments are closed.