Mü’minler Arasını Islah

Musâhabe - Mahmud Sami Ramazanoğlu (ks)

Mü'minler Arasını Islah

Sayı : 369 - Kasım 2016


Allah Teâlâ buyurur:

Mü’minler ancak kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslâh edin ve Allah teâlâ tarafından merhamet olunmaklığınız için Allah’ın emrine muhâlefetten korkun.” (Hucurât Sûresi, 10)

Yani, bilumum mü’minler livâ-i tevhîd altında ictimâ ettiklerinden bir ana ve babadan doğmuş kardeş gibidir. Hal böyle olunca kardeşleriniz arasında münâzaa ve ihtilâfı izâle ile ıslah edin demektir.

Lisânınızla kendi nefsinizi ta’n etmeyin ve bâzınız bâzınızı ayıplamayın ve bâzınız bâzınızı sevmediği, zemmini iş’âr eden lakabla çağırmayın. Bir mü’minin îmânından sonra o mü’minin fıskını iş’âr eden isim ne fenâ şeydir.” (Hucurât Sûresi, 11) Eğer bir kimseye tân eder veya fenâ isim ile seslenirse derhal tevbeye müsâraat etmek lâzımdır.

Yani, ey mü’minler birbirinizi ayıplayacak kusur işlemekle gay­rin tânına sebeb olan kimse aynen kendi nefsine tân etmiş gibi olur. Çünkü bilcümle mü’min­ler uhuvvet-i islâmiye îcâ­bı şahs-ı vâhid mesâbesinde olduklarından bir mü’mine tân -yani kusur, kabâhat isnadı- cümle ehl-i îmâna tân gibi olacağına işa­ret için Vacib teâlâ hazretleri: “Kendi nefsinizi tân etmeyin!
buyurmuştur.

Gıybet hakkındaki âyet-i celîlenin sebeb-i nüzûlü, ashâbdan iki zâtın Selmân-ı Fârisî -radıyallahu anh-’ı gıybet etmeleridir. Şöyle ki:

Bazı seferde ashâb-ı kirâmdan iki zâtın taâmını pişirmesi için Selmân-ı Fârisî’yi -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara hizmetçi verirdi. Bir gün uyku galebesiyle Selmân-ı Fârisî -radıyallahu anh- taâmı hazır edememişti. O iki zat da onu Rasûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- mutfağında fazla tâam varsa bir miktarını getirmek üzere gönderdiler. Selmân-ı Fârisî -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in taâmını ihzara memur olan Üsâme bin Zeyd -radıyallahu anh-’e geldi. Üsâme -radıyallahu anh- de taâmın kalmadığını beyân edince Selmân-ı Fârisî -radıyallahu anh- geri geldi ve taâmın olmadığını haber verdi.

O iki zat Selmân -radıyallahu anh- hakkında; “Sulu kuyuya gitse susuz gelir.” diye, Selmân -radıyallahu anh-’ı gıybet ettikleri gibi Üsame -radıyallahu anh-’e de sûizan etmiş oldular ve güyâ dediler ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in taâmı vardı lâkin Üsâme vermedi.

Sonra bu iki zat huzûr-i Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize gelince Efendimiz buyurdular ki:

– Bana ne oldu ki, ağzınızda yeşil et parçası görüyorum, Onlar da:

– Ya Rasûlallah! Biz et yemedik, demeleri üzerine:

Selmân’ı gıybet ettiniz. Bir kimse mü’min kardeşinin gıybetini ederse etini yemiş gibi olur, buyurdu.

İşte bu ifâde-i Risâletpenâhî üzerine bu âyet-i celîle nâzil olduğu tefsîr-i Hâzin ve Beyzavî’de beyân olunmuştur.

Ebû Zerr -radıyallahu anh- bir kere Bilâl-i Habeşî -radıyallahu anh-’a: “Ey kara kadının oğlu.” diye onu ayıpladı da; Bilâl-i Habeşî -radıyallahu anh-’ın şikâyeti üzerine Nebiy-yi mükerrem -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

Ey Ebâ Zerr! Sen onu anasından dolayı ayıplıyorsun? Demek ki, sen daha içinde câhiliyet ahlâkı kalmış bir kimse imişsin, dedi. Sonra buyurdu ki:

 - Sizin eliniz altında öyle kardeşleriniz vardır ki Allah teâlâ hazretleri sizin elinize tevdî etmiştir. (Buhârî)

Yani köle de olsa kardeş muâ­me­lesi yapılmasını emir buyurmuştur.

Ebû Zerr -radıyallahu anh- sonra Bilâl-i Habeşî -radıyallahu anh-’ın gönlünü almak için yüzünü, yanağını yere koyup: “Bilâl, ayağıyla yüzüme basmadıkça yanağımı yer­den kaldırmayacağım!” diyerek kusurunun afvını Hazret-i Bilâl’den taleb etmiştir.

İşte bu hadîs-i şerîf de; terbi­ye-i islâmiyeden biz ümmetine ibretli bir nasihattir.

Ramazanoğlu M. Sâmi,
Musahabe-2, s. 99-104

Comments are closed.