Hazret-i Peygamber’i (s.a.v) Örnek Almak

Hazret-i Peygamber’i (s.a.v) Örnek Almak - Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

Sayı : 379 - Eylül 2017


Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek alıp ona tâbi olmak ümmet için kimlik ve kişilik meselesi olduğu açık bir gerçektir. Bunun böyle kabul edilmiş olması, Hz. Peygamber’in izlenmesi konusunda onun beşer ve resul nitelikleri farklı şekilde değerlendirilmeyi gerektirip gerektirmediği konusunda görüş ayrılığına engel olamamıştır. Onun resül olarak yapıp ettiklerinin bağlayıcılığı genel kabulle karşılanırken, beşer olarak yapıp ettiği günlük işler konusunun herhangi bir bağlayıcılığının olmadığı ileri sürülmektedir. Bu noktada mevcut anlayışları tam olarak özetleyen bir tespit bulunmaktadır. Şöyle ki;

Müfessir Kurtubi merhum (ö. 1273), “Hz. Peygamber’in örnek alınması vacip midir, müstehab mıdır diye görüş ayrılığına düşülmüştür” der. Sonra da Hz. Peygamberi örnek almanın hükmüne yönelik bu sorunun iki şıklı cevabı olduğuna işaret eder:

  1. Müstehap olduğuna dair bir delil bulununcaya kadar, onu örnek almak vâciptir.
  2. Vâcip olduğuna dair bir delil söz konusu oluncaya kadar ise müstehaptır.

Daha sonra da “Din işlerinde vâcip olduğuna; dünya işlerinde müstehap olduğuna yormak da mümkün ve muhtemeldir”der.1

Kurtubî merhumun bu özetinde ortaya çıkan gerçek; Peygamber’i örnek almanın iki hükmü olduğudur: Vacip, müstehap. Bu iki hüküm ister “Müstehap olduğuna dair delil bulununcaya kadar vâcip; vâcip olduğuna dair bir delil bulununcaya kadar da müstehaptır” açıklamasında olduğu gibi olsun isterse, “din işlerinde vâcip olduğuna; dünya işlerinde müstehap olduğuna yormak da mümkün ve muhtemeldir” çerçevesinde olsun, söz konusu iki hükmün dışına taşmamaktadır. Dolayısıyla günlük beşeri iş ve eylemlerde Hz. peygamber’e uymak vacibü’l-ittiba’ değildir hükmü, kimilerinin anladığı gibi, bu alanda tam bir serbestlik vardır, yani “uyulmasa da olur” anlamına gelmemektedir. Peygamber Efendimizin “en güzel hayat modeli” olduğunu bildiren yüce Rabbimizin bu beyanı, Hz. Peygamberi örnek almanın “vâcibü’l-ittiba” olmadığı söylenen günlük beşeri iş ve eylemlerde de en azından “müstehab yani sâlihü’l-ittiba = uyulmaya lâyık” olduğunu açıklanmış olmaktadır. Hz. Peygamber’in örnekliğinden ve yaşayışından soyutlanmış bir günlük hayat, son derece başıbozuk, tatsız tuzsuz, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in izini takip özelliğinden ve güzelliğinden yoksun yaban bir hayattır.

Öte yandan bilindiği gibi, “Allah’a olan sevgimizin göstergesi” olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmak, onu izlemek lazım geldiği, De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve engin merhamet sahibidir2 diye açıkça bildirilmiştir. Ardından da “De ki; Allah’a ve Resulüne itaat edin. Yüz çevirip inkar ederseniz, hiç şüphesiz Allah kafirleri sevmez3 buyrulmuştur.

Bu âyet-i celilelerde “dini” ya da “dünyevi” işlerde diye bir ayırım yapılmaksızın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e uyulması istenmekte ve emredilmektedir.

Yine, herhangi bir kayıt söz konusu olmaksızın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek almamanın, sünnetini yol bilmemenin acı sonucu da bir başka âyet-i kerime’de şöyle açıklanmaktadır:

“O gün, zalim kişi ellerini ısırıp, keşke peygamberle birlikte yol tutsaydım, vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Ant olsun ki beni, bana gelen Kur’an’dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor”4 der.

Bu ayet-i kerimeler göstermektedir ki bütün mesele bizim “Allah’ın kulu ve resulü” olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e hayatımızda ne kadar yer verebildiğimize ve ona ne ölçüde uyabildiğimize, ne kalitede ümmet ferdi olabildiğimize bağlıdır.

Eğer bu gerçeğin gerçekten farkında olabilirsek, sahabilere (ve dolayısıyla ümmete) yönelik olan (Ey iman edenler!) Şunu da biliniz ki aranızda Allah’ın resulü vardır. Eğer birçok işte o size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz”5 uyarısını içimize sindirirdik. Dolayısıyla da aramızdan birileri çıkıp, “Efendimiz böyle şey söylemez, böyle şey yapmaz” veya “O olsaydı, şöyle şöyle yapardı” diye Hz. Peygamber’e rol biçmeye, bir anlamda görev vermeye kalkışamazdı. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, hayatında “bir çok işte” ashab ve ümmetine uymadığı gibi vefatından sonra da hiç kimsenin tahminine, arzu ve isteğine uydurulamaz. Böyle bir şeye cür’et etmek, o gün ashâb-ı kirâmı, bu gün de ümmeti “sıkıntıya düşürür”.

Hiç kuşkusuz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e rol biçmeye kalkışmak, Efendimiz ile aramızda bulunması gerekli itaat ve ittiba ilişkisine aykırıdır. O sallallahu aleyhi ve sellem, vahye muhatap bir peygamber, biz ise ona muhatap ümmet ferdleriyiz. İmam Zühri’nin (ö. 124) isabetle belirttiği gibi “Peygamberlik Allah vergisidir. Peygambere tebliğ, bize de teslimiyet düşmektedir.”6 Aksi halde Hz. Peygamber’i kendi anlayışımıza mahkum etmeye kalkışmak gibi kural ve edep dışı bir tavır göstermiş oluruz. Bu ise, bir anlamda örnek almak yerine örnek geliştirmeye çalışmak küstahlığı demek olur.

Dipnotlar: 1) Bk. el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’an, XIV, 156. 2) Âl-i İmran (3), 31. 3)Âl-i İmran (3), 32. 4) el-Furkân (25), 27-29. 5) el-Hucurât (49), 7. 6) Bk. el-Beğavi, Şerhu’s-sünne, I, 217.

Comments are closed.