Hangi İslâm Hangi Müslüman?

Hangi İslâm Hangi Müslüman? - Ali Rıza Temel

Sayı : 371 - Ocak 2017


Birkaç çeşit İslam, bir kaç çeşit müslüman olmayacağına göre yazının başlığı tuhaf görülebilir.

Fakat ne yazık ki; günümüzdeki İslam ve müslüman algısı gerçek İslam ve Müslümanlardan çok farklıdır.

Batının haçlı ruhundan kaynaklanan korku, nefret ve düşmanlığa dayalı oluşturulan bir İslam imajıyla Müslümanların cehalet, taklit ve taassubundan kaynaklanan ve rahmet değil felâket olarak algılanan bir İslam imajı. Bu iki algı birleşince gerçek İslam’la gerçek müslüman yerine, aslıyla alakası olmayan yapay ve ürkütücü bir tablo ortaya çıkmaktadır. İŞİD’lerin, el-kaidelerin, talibânın, tekfircilerin sergilediği İslam gerçek İslam’ın önünde en büyük engeldir. Bu algı; dünyamızın beklediği, muhtaç olduğu hakiki İslam’ın gelişini engellemek için sahnelenen bir projedir. Senarist ve oyuncuların ihanet ve cehaletine dayalı bir proje.

İslam âleminin bugünkü manzarası gerçek İslam’ın önünde siyah bir perde teşkil etmektedir. Bir aksiyon adamının dediği gibi; gayr-i müslimleri İslam’a davet etmek istersek öncelikle onları bizim gerçek Müslümanlığı temsil etmediğimize inandırmanız gerekir. Zira biz Müslümanlar arasında yaygın olan cehalet, kavga, fitne, gerilik ve fakirlik, çağrımızı geçersiz kılar. “Şayet İslamiyet mevcut olan maddi ve manevi problemlere çare olacaksa niçin Müslümanların dertlerine çare olmuyor?” Sorusunu gündeme getirir. Böyle bir soruya sebep olmak bir müslüman için en büyük vebaldir. Müslümanlar olarak büyük bir temsil problemi yaşadığımız aşikardır. Bir yazarımızın dediği gibi: Dünya İslam’a, İslam’sa Müslümana muhtaç.

İnsanlığın yegane ümidi ve sığınağı olan İslam’ı gerçek hüviyetiyle tanımak öncelikle Müslümanların görevidir. İslamiyet’i doğru anlayıp, düzgün yaşamadıkça yaşadığımız dert ve sıkıntılardan kurtulmamız mümkün değildir. Bilakis bu yanlış anlama ve uygulama problemlerimizi daha da artıracaktır.

Peki gerçek İslam nedir? İslam’ın ana hedefleri nelerdir? İslamiyet’in özünü ve gayesini bir makalede ifade etmek mümkün olmamakla beraber, biz özetin özeti olarak ifade etmeye çalışalım:

Allâme İbn Kayyım el-Cevziyye (ölümü, h. 751) İslam’ı fıkhın ana kaynaklarından olan İ’lâmu’l Muvakkıîn adlı kitabında İslam’ı şu şekilde özetliyor:

“Temeli ve binasıyla şeriat; hikmete, kulların dünya ve ahiret maslahatına dayanır. Şeriatın tamamı adalet, tamamı maslahat, tamamı rahmet ve tamamı hikmettir. Her mesele ki adaletten zulme, rahmetten merhametsizliğe, maslahattan mefsedete, hikmetten abese dönüştürülürse, te’vil yoluyla dahi olsa bu durum şeriatla bağdaşmaz. Çünkü şeriat; kullar arasında Allah’ın adaleti, mahlukat arasında rahmeti, kendinin ve peygamberinin doğruluğuna ve hak oluşuna delalet eden en parlak hikmetidir. O, bakanların göz nuru, yürüyenlerin rehberi, her hastalığın şifası, doğru yolda yürüyenlerin pusulasıdır. O, gözlerin aydınlığı, kalplerin hayatı, ruhların gıdasıdır. O bütün hayatın, gıdanın, ilacın, nurun, şifanın, sıhhatin kaynağıdır. Kainattaki bütün hayırların kaynağı şeriattır. Bütün kötülük ve noksanlıkların sebebi ise şeriatı terk etmektir. (İbn Kayyım el-Cevziyye, İ’lamü’l-Muvakkiîn, 2/14)

Esası adalet, maslahat, hikmet ve rahmet olan bir din nasıl olur da zulme, fesada, saçmalığa ve merhametsizliğe alet edilebilir?

İnsanlık tarihinin en parlak medeniyetini kurmuş, dünyamızı ortaçağ karanlığından aydınlığa çıkarmış, adalet, merhamet, maslahat ve hikmete dayalı sistemiyle insanlığa sığınak olmuş bir din, düşmanların ihaneti ve müntesiplerinin cehaleti sebebiyle maalesef terörün, kavganın cehaletin ve geriliğin kaynağı gibi gösterilerek çok kötü bir algı oluşturulmaktadır. Bu algı “İslamofobya” olarak ifade edilmektedir.

Din; kainatın Allah inancına dayalı izahıdır. Din denince İslam anlaşılır. Zira hak dinlerinin aslı İslam’dır. İslam tevhidi yani Allah’ın birliğini esas alır. Yaratıcı bir, yaratılanlar da O Bir’in eseridir. Tevhid, düzen ve ahengi ifade eder, aksi kaos ve anarşi demektir.

Dindarlık Allah’ın koyduğu sisteme uygun yaşamaktır. İslam tabii ve fıtri bir dindir. Allah’ın peygamberler vasıtasıyla insanlara bildirdiği din insan yapısına, Sünnetullah’a (tabii kanunlara) aykırı değildir. Dinî kurallar tabii kurallarla çatışmaz. Zira bütün kuralları koyan aynı Allah’tır. Kainatta birlik ve bütünlük asıldır. Hiç bir dini kural fıtrata aykırı olamaz. “Sen tek Allah’a yönelerek yüzünü hak dine, Allah’ın insanları üzerinde yaratmış olduğu, yaratılış kanunlarına uygun olan dine çevir. Allah’ın yaratmasında hiçbir olumsuz değişiklik yoktur. İşte doğru din budur Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 30) Allah insanı ilahi formata, külli hiyerarşiye uygun olarak yaratmıştır. İnsanın görevi de fıtrata yani ilahi formata uygun yaşamaktır. Bütün bozuluşlar ve aksamalar fıtratın dışına çıkmak, Sünnetullah’a aykırı davranmak yüzündendir. Fıtrata uygunluğu yüzünden İslam hukukuna “Şeri, tabii hukuk” denir. İslam’ın gayesi insanların dünya ve ahiret saadetidir. Rahman ve Rahim olan Mevla’mız yarattığı mahlukatın sıkıntı çekmesini, eziyet görmesini istemez. “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara, 185) “Din işlerinde üzerimize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac, 78) “Allah hiç kimseye güç yetiremeyeceği şeyi yüklemez.” (Bakara, 286)

Esası kolaylık ve kulların menfaati olan İslamiyet’i, baskı ve şiddet aracı haline getirmek bir bakıma yapay dinle gerçek dini karşı karşıya getirmektir. Adı bile İslam (barış) olan bir din nasıl olur da terör ve şiddet dini haline getirilir?

Şeriatın beş ana hedefi vardır. Bu hedefler şunlardır: 1- Canın korunması, 2- Malın korunması, 3- Aklın korunması, 4- Neslin korunması, 5- Dinin korunması. Yaşama hakkı en temel haktır. Cana yönelik her türlü tehdit ve tecavüz yasaktır. İnsanın bedenî ve manevi varlığına karşı işlenen suçlara yönelik caydırıcı cezalar vardır. Kısas ve diyet bu kabil cezalardandır. Onurlu bir şekilde insanca yaşamak için mala, servete ihtiyaç vardır. Helalinden kazanılan mala dokunulmaz. Buna yönelik olarak hırsızlık ve gasp gibi suçlar için ağır cezalar konmuştur. İnsan aklıyla insandır, deliye teklif yoktur. İnsanın en değerli varlığı olan aklı korumak bizatihi insanın kendisini korumaktır. Akla zarar veren alkol ve uyuşturucu gibi maddelerin imali ve kullanılması yasaktır. Bunlar ancak tedavide müsekkin olarak kullanılabilir.

Neslin korunması da asıldır. İnsanların şerefi nesep sahibi olmalarıyla kaimdir. Soyu sopu belli olmamak hayvanlar için geçerli olsa da insanlar için geçerli değildir, huzurlu ve ahenkli bir toplum hasep-nesep sahibi kişilerden oluşur. Sağlıklı bir aile ve neslin en büyük düşmanı zina olduğu için dinimizde zinanın hem kendine hem de zinaya davet eden sebep ve yollar şiddetli bir şekilde kötülenmiştir.

Dinin korunması da temel hedeflerdendir. Hayata ve olaylara anlam kazandıran dindir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özellik dindarlıktır. Fert ve toplumun mutluluğu manevi hayatın canlı olmasına bağlıdır. İnsan sırf maddi ihtiyaçlarının karşılanmasıyla mutlu olamaz. Manevi-ruhi ihtiyaçların tatmini, gönül huzurunun tamiri ancak doğru algılanıp, doğru yaşanılan bir dindarlıkla mümkündür. Ölüm ötesini aydınlatan, hayatı anlamlı kılan dindir. Bunun için, baskıya dayalı olmayıp herkesin kendi irade ve rızasıyla dindar olabileceği bir ortamı hazırlamak devletin görevleri arasındadır.

Dinin yani İslamiyet’in özüne ve hedeflerine dair belirtmeye çalıştığımız bu hususlar belirli başlıklardan ibarettir. Bu başlıkların içini İslam’ın ruhuna ve gayesine uygun olarak doldurmak öncelikle biz Müslümanların görevidir. Bütün değerlerin alt-üst edildiği dünyamızda ilaç zehir, zehir ise ilaç gibi takdim edilebilmektedir. Böyle bir algıya malzeme olmak bir müslümana asla yakışmaz. Doğru bir İslam ve müslüman algısını oluşturup yaşatmak temel görevimizdir. Zaten başka türlü yaşamak da mümkün değildir.

Comments are closed.