Günümüzde Nefis Terbiyesi

Merhum Oğuz Aydınol Ağabey ile vefatından önce bir gönül sohbeti... - Y. Selman Tan

Günümüzde Nefis Terbiyesi

Sayı : 370 - Aralık 2016


  1. S. TAN: Efendim siz 3 tane mürşide hizmet etmişsiniz. Mürşid farklılıklarında bağlılık nasıl olmalıdır?
  2. AYDINOL: Mürşidi kamiller zamanın ihtiyacına göre öne çıkardıkları, ehemmiyet verdikleri ibadetleri değiştirebilirler. Mesela gece namazı çok ehemmiyetlidir ama bir başka zaman mürşit müridanın teheccüde kalkamayacaklarını biliyorsa onları cihada yönlendirebilir. Veya namaz hassasiyetini güçlendirip cemaatle namaza devamı artırmak isteyebilir. Veya müridanını infaka, hizmete teşvik edebilir çünkü zamanın ihtiyacı odur. Günümüz insanı çok serbest bir hayata alıştığı için tasavvufi terbiyenin insanı zapteden sınırlarını kolayca itiyat edinemiyor.

Her mürşidi kamilin bir terbiye usulü vardır. Sami Efendi Hazretleri de mürşidi kamildi Musa Efendi üstadımız da. Şimdi o mu iyidir, bu mu iyidir diye düşünmek muvafık değildir. En son yaşayana, canlı olana tabi olmak lazımdır. ‘Nasıl Hazreti Ebubekir mi yoksa Hazreti Ömer mi daha iyidir?’ diye konuşmak abes ise mürşidi kamilleri kıyaslamak da öyledir.

DERS GEÇME ÖLÇÜSÜ

  1. S. TAN: Manevi derslerde bir sonraki safhaya geçmenin ölçüsü nedir efendim?
  2. AYDINOL: Manevi dersleri değiştirme noktasında hükmü biz zahire göre veriyoruz. “Dersini yapıyor musun gece kalkabiliyor musun?” sorularına verilen cevaplara göre bir derste geçirdiği süre bir buçuk iki seneyi geçti ise ona göre ders değiştirme gerçekleşiyor. Seneler sonra zahiren sülûk bitmiş görünebilir ama aslında bir seyri sülûk gerçekleşmemiştir. Müridânı bulunduğu yerde saydırmak ta onun şevkini kıracaktır, öyle de olmuyor. Batını biz bilemeyiz Allah bilir. Kimsenin iç dünyasını tam anlamıyla bilemeyiz. Biz sadece küpün içinde ne varsa o sızar düşüncesiyle zahire göre hükmederiz. Zaten zahirî anlamda kendisini iyi gösterip iç dünyasında başka başka yanlışları olan insanların bir müddet sonra yaptıkları yanlışlar bir şekilde ayağına dolanır. Bu, Allah ile kendi arasındaki bir ilişkidir. Bu yolda istifade için kabiliyetin de mühim rolünün olduğu unutulmamalıdır.

Zahiren sülûku bitirip de ahlak noktasında, muamelat noktasında eksiklikler görülen insan seyr-i sülûkü görüntüde yapmış demektir. Şöyle diyelim, üniversiteyi bitiren insandan insana fark vardır. Birisi boştur, üniversite eğitiminin ona hiçbir faydası olmamıştır, diğeri ise eğitiminin hakkını vermiş, iş hayatında başarıyla çalışabilecek noktaya gelmiştir. Şimdi zahirde ikisi de üniversite mezunudur ama keyfiyette mezun olan birisidir.

Zahiren sülûk bitmiş olsa bile Allah-u Teala’nın tecellilerinin sonu yoktur. Sülûkün insanı en son olarak götüreceği nokta Allah’ın ahlakıyla ahlaklanabilmektir.

GÜNÜMÜZDE NEFS TERBİYESİ

  1. S. TAN: Zamanımızda manevi hayatta bir zayıflama görüyor musunuz?
  2. AYDINOL: Zaman değişti ihvan da değişti. 30- 40 sene evvelki ihvan ile şimdiki ihvan arasında dağlar kadar fark var. Eskiden ders almak için ihvan talip olurdu, kapıdan kovulursa bacadan girerdi. Manevi hayatı için çok gayret gösterirdi.

Musa Efendi şöyle demişti: “Oğuz Bey artık eski ihvanı bulamıyoruz, şimdi ihvanı pohpohlamak gerekiyor.”

Biz şimdinin ihvanı için diyoruz ki; “Ne yapalım kartallar gibi yüksekten uçamıyorsa da hiç olmazsa kuş gibi uçuyor ya.” Yürüyerek, aksayarak gayeye gidiyorsa yine kâr kârdır. Herkese fevkalade haller nasip olmaz.

Ashab-ı kiramın bütün düşüncesi ve hedefi Allah rızasını kazanmak ve ahiret selâmetiydi. Bugünün insanın bütün düşüncesi ve hedefi ise neredeyse dünya olmuş ahiret unutulmuş durumda.

Dünya muhabbeti çoğaldıkça bütün kötülükler sırayla uygulanmaya konur. Çünkü dünyevi anlamda ne isteniyorsa onun mutlaka bir bedeli oluyor ve onu karşılamak gerekiyor. İslâm’a uygun olmayan hareketler başlayınca vücut ülkesini fitne kaplıyor. İlk önce kalp bozuluyor, sonra akıl ifsad oluyor, sonra vücudun diğer organları manevi hayatiyetini kaybedip gaflete bulanıyorlar. El, kol, ayak, kulak, göz, dil manevi hallerini kaybedip adeta çamura bulanıyorlar.

Bu ifadelerimin ağır ve düşündürücü olduğunun elbette farkındayım. Ama ne yazık ki vakıa böyle.

  1. S. TAN: O zaman manevi yönden derlenip toparlanmak için nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyler misiniz?
  2. AYDINOL: Acaba insan Kur’an ve sünnete bağlı yaşıyorum derken, bunu gerçekten becerebiliyor mu? Yoksa kendi kendini mi kandırıyor? Çünkü nefs insana çoğu zaman böyle tuzaklar kurar, yanlışları hoş, eksiklikleri tam gösterir.

İnsan içinde bulunduğu olayları, durumları objektif olarak değerlendiremez. Pek çok kişi mürit olduğunu zannediyor ama bocaladığını fark edemiyor.

Eğer manevi derlenip toparlanma halinde bir kesiklik meydana gelirse, bu kesikliğin sebebini araştırmak gerekir. Öncelikle hatanın tayini ve teşhisi gerekir, sonra da kusurların telafi sebeplerine teşebbüs edilir.

Önce gaflete düşmenin sebeplerini söyleyelim;

Helal harama dikkatsizlik, günahlara dalmak.

Edebe riayetsizlik, vazifenin uyanık olmadan ayrıca nefsaniyet ile yapılması.

Dünya lezzetlerinin kalbe girmesi.

Görüştüğü kimselerin bu yolda olmaması.

Kul hakkı, gıybet, gurur, kibir, haset gibi kötü hastalıklardan kurtulamamak. Çünkü bunların hepsi insanı huzur halinde uzaklaştırır.

Bu tür hataların telafi yollarını ise aklıma geldiği kadarıyla sıralarsak;

Önce kazancı helalinden temin etmek.

Allah’a iltica ve tazarru ile yönelmek.

Kusurun ve gafletin defini dilemek.

Üstadını vesile bilmek.

Tevbe ederek inâbeyi yenilemek.

İradeyi kuşanmak. Eğer hiçbir mazeret yok ise ruhsatları bırakıp azimeti tercih etmek gerekir.

  1. S. TAN: Efendim eskiden beri sohbetlerde siz hep kendi tuttuğunuz notları okursunuz. Bu notlar “Ey Kardeşim” isimli kitap serisi olarak da çıktı.
  2. AYDINOL: Efendim Allah o zaman içime bir heves verdi, bu notları sohbetlerde okumak üzere topladım. Zaten kitabın üstünde de derleyen diye yazar. Tasavvuf kitaplarından önemli gördüğüm yerlerden iktibaslarım oldu, kardeşlerin ısrarıyla da kitapçıklar olarak çıktı.

HEP O'NUNLA OL

  1. S. TAN: Efendim tavsiye olarak neler söylemek istersiniz?
  2. AYDINOL: Hep O’nunla beraber ol. Eğer bunu kendi kendine başaramıyorsan, O’nunla beraber olmak ve ona ibadet etmek hususunda muvaffak olmuş bir mürşidi kamile tabi ol.

İyi biliniz ki dünyaya heves edip uzun emeller peşinde koşanların yaptıkları işler nispetinde Allah Teâlâ kalplerini kör eder ve basiretlerini bağlar.

Haram yediğiniz müddetçe hikmet ve marifet hakkında bir şey elde edebileceğinizi zannetmeyiniz.

Nefsin için ruhsat yolları arama. Biraz olsun gayretli olmaya bak. Kolay işlerden ziyade, zor olana talip ol sana bu yaraşır. Çünkü bir kimse gayreti bırakır, kolay işlerin peşine takılırsa yolunu kaybetmesinden korkulur.

Zamanını ‘niçin, nasıl olacak?’ gibi sorularla harcayıp bitirme. Ortahalli bir yol bul, onu kuvvetlendir ve koru. İrfan sahipleri bütün hallerinde her zaman vasat bir yol bulmuşlardır.

İçinde kötülüklere karşı ne zaman bir arzu sezersen Allah’ın seni her an gördüğünü işittiğini ve bütün gizlediklerini bildiğini nefsine hatırlatmaya çalış. Yetmezse sağ ve sol omuzundaki seni gözetleyen kaydedici meleklerden utan.

Eğer Allah katındaki mertebeni öğrenmek istersen, Hak Teala Hazretleri’nin kalbinde işgal ettiği yere ve O’na ne kadar hizmet ettiğine ve seni hangi hususlarda kullandığına bak.

Sesli veya sessiz olarak ne kadar gücün yetiyorsa o kadar salavât-ı şerîfe oku. Buna sevap için değil Peygamber Efendimiz’i sevmek için devam et. Gönülden okunan salavatlar şefaati peygamberîyi celbeder, onun sevgisini kazanmaya vesile olur.

İbadetleri boş vakit bulma şartına bağlayıp ertelemek nefsin ahmaklığındandır. İş bir kere geri kalırsa hiçbir zaman ilerleyemez. Tehir eden tehir olunur, ergeç pişman olur. Duraklamak aldırış etmemekten, önem vermemekten, edebe riayetin olmamasından ileri gelir.

Gayesi neyse insanın değeri odur. İnsanlara hedefine göre değer vermek gerekir. Eğer bir insanın gayesi dünya ise zaten baştan yanlış adım atmış demektir. Bilesiniz ki yanlış yoldan giderek doğru sonuca ulaşılamaz.

Sonra gayretin kadar alırsın. Gaflet, atalet, nefse mağlubiyet... İşte İslamî dinamizmi külleyen şeyler bunlardır.

Manevi yolculukta muvaffaki­ye­tin en büyük sırrı sabır ve taham­mül­dür. Şikayet etmeden dayanabilen Allah eri olur. Peygamber Efendimiz dualarında sık sık tembellikten Allah’a sığınırdı. Ne kadar çalışırsan şerefin o kadar olur. Şunu iyi anlayalım, her şey karşılıklıdır. Çalışmadan verilmez. Kimse kusura bakmasın, kendisini de kandırmasın.

Manevi dereceler kat etmen ve yükselmen biraz da senin gayretine bağlıdır. Kötü arzuları kalbinden atamadan ve bu yolda şahsi gayret göstermediğin takdirde kendisine bağlandığın mürşidi kâmil sana bir adım dahi attıramaz. Bunu böyle bil.

Hasılı gayeyi düzeltmeden olmaz. Niyeti düzeltmeden olmaz. Çalışmadan olmaz. Rabbimiz hayırsız olan niyeti kalbimizden söküp atsın ki kafamızı karıştırmasın. Rabbimiz sonumuzu hayırlı etsin.

Bazıları der ki; “Ben bunları çok işittim artık bunlar eskidi arkadaş, bana bundan başka şeyler söyle.” İşte böyle söyleyen ve düşünen kimsenin öncelikle kafasındaki yanlış düşünceleri çıkarması lazımdır. Farzet ki o taze ve yeni olarak bir şey duydu inan ki ertesi gün ondan da bıkar.


BİZİ TÂATİNDE KULLAN
YA RABBİ

  1. S. TAN: Efendim uygun bulursanız sohbetimizi dua ile neticelendirelim.
  2. AYDINOL: İnşallah. Cenab-ı Hak: “Allah’a dinde halis kullar olarak dua ediniz” buyurmuştur. Duanın kabulünün şartlarından biri de Allah’a karşı teveccühü tam yapmaktır. Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz. Dertli dua ise gönül duygusu ile inleyerek, iltica ederek yapılandır.

Gündelik hayatta hep duaya sarılmak gerekir. Allah’a el açmak, ruha kuvvet, ahlaka fazilet, hayata haz verir. Dua manevi bir yükseliş sağlar. Dua hayrı çeker, zararı savar, insanları beladan korur, inmiş ve inecek olan musibetlere karşı bir kalkan olur.

Cenab-ı Hak dilini talep için çözüp sana dua ettirdiği anda bil ki sana ihsanda bulunmayı arzu etmektedir. Dua ederken sana manevi bir zevk veriliyorsa bu, duanın kabul olacağına işaret olabilir.

Allah bu dünyada isteklerine cevap vermese bile, yapmış olduğun duanın karşılığında ahirette mutlaka sana büyük sevaplar hazırlar.

Peygamber efendimizin duaları en güzel ve makbul dualar olduğundan onları öğrenip söylemekte başka bir bereket vardır.

Ya Rabbi, Peygamber Efendimiz Sallallahü aleyhi vesellem Hazretleri’nin istediklerini acizane olarak üstadımız için, kardeşlerimiz için aile efradımız için ve Ümmet-i Muhammed için senden talep ediyorum. Kabul buyur Ya Rabbi.

Ya Rabbi, bizi uyanık kullarından eyle, gaflet içinde ömür yıpratan zavallılardan kılma. Bizi taatında kullan, yardım et, rezil rüsvay eyleme.

Allahım bize, bütün müminlere kemal-i yakin ve dinde hüsnü sebat nasip eyle.

Ya Rabbi, bizlere İslam üzere yaşamayı, iman üzere ölmeyi nasip eyle. Son nefesimizi seni zikrederek nihayete erdir. Ölümü güler yüzle karşılamayı ihsan eyle.

Ya Rabbi, ölümü bizlere bir ikram, ihsan kıl. Sana yakınlık ve neşe eyle. Ölümü bizlere pişmanlık ve işkence eyleme.

Ya Rabbi, bizlerin yüzümüzün akıyla huzuruna gelmemizi nasip eyle.

Rabbim bütün kardeşlerimizi, sizleri ve beni bu ulvi yolun hakiki ve gayretli yolcuları arasına dahil etsin. Nefse, şeytana, heva ve hevese zebun eylemesin. Mevlam yardımcımız, meşayihi kiram da rehberimiz olsun.

Ya Rabbi, acizane yaptığımız dualarımızı sen kabul buyur.

Allah ecrinizi mefhur, vaktinizi mamur, sa’yinizi meşkur buyursun. Âmin. Lillahi’l fatiha.

Comments are closed.