Gözleri Kör Adalet…

Bir Şehâdetin Hikayesi: Es’ad Erbilî Hazretleri (k.s.) -11- - Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu

Gözleri Kör Adalet...

Sayı : 371 - Ocak 2017


Bu yazımızda Es’ad Erbili Hazretlerinin (ks) hastaneye kaldırılışı ve orada şâibeli bir şekilde vefatına ve Muğlalı Paşa’nın akıbetine temas etmek istiyoruz.

15) ES’AD-I ERBİLÎ HAZRETLERİNİN (ks) HASTAHANEDE ŞEHÂDETİ

Kelâmî Dergahı’ndan Hatıra­lar’da Carl Vett’in ifade ettiği gibi Mayıs 1924’ünde Dergâh’a hergün sabah bir doktor geliyor. Es’ad-ı Erbilî Hazretlerini (ks) muâyene edip tavsiyelerde bulunuyor durumuna göre ilaç yazıyordu.1 Nitekim 1924’te Hasib Efendi, dergahta hizmet ettiği dönemde, Es’ad Efendi’nin (ks) sağlık durumunu şöyle özetlemişti: “Her sabah alaturka saat 2.30’da (09.30’da) doktor gelir Es’ad Efendimizi (ks) muâyene eder, lüzumlu şeyleri yapardı.2

Bu husus şunu gösterir: 1931’de Menemen’de yaşı doksana doğru giderken O, en az yedi yıldan beri zaten doktor kontrolü altındaydı. Çünkü böbrek rahatsızlığı (üremi), sürekli doktor kontrolünü gerektiriyordu. Yani o, hem yaşlı hem de hastaydı, ayakta zor duruyordu ve bu düşkün haliyle Menemen’le bağlantısı gerçek manada mümkün değildi. Ama gözleri kör adâletin terazisi, O’nu bu durumda olmasına rağmen, tartmakta bir beis görmedi.

Üremi hastalığı3 iyice artmıştı. Es’ad Efendi (ks) hasta olarak İstanbul’dan getirilip Menemen’de hapishânede hususî bir hücreye konuldu.4 Ama sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle Menemen’deki Askerî Hastaneye kaldırıldı.

Necip Fâzıl, keşke hapishanede kalsaydı, diyerek bu konunun trajik yönüne şu şekilde işâret eder:

“Yaşları doksana yaklaşan bu yatalak insanın, hastalığı âşikâr olsa da, O’na kanca atan kötü niyet, eğer O’nu öldürmeye kadar gitmeyecek olsaydı, asla hastahaneye kaldırmazdı. Zindanda inletir ve orda da ne olursa olsun, der (ve) kendi haline bırakırdı.

Halbuki Es’ad Efendî’nin (ks) öldürülmesi, tertip planının ilk maddesiydi ve bu işin yapılacağı en müsait yer de hastahaneydi. Zira yaşı doksana yaklaşan bir adamın idâmı, kanun bakımından mümkün değildir. Halk tepkisi ihtimâli de ayrı…

Sırf şu hâdise, Şeyh Efendi’yi, kanunun her ihtiyara sağladığı müsamahasından kaçırıp zehirlemek suretinde tecelli eden kastı, bütün dehşetiyle göstermeye yeter.

Şeyh Es’ad Efendi’yi (ks) zindanda bırakmış olsalardı kurtarmış olurlardı.

Nitekim O’nu, yemeklerine kattıkları hafif zehirlerle birkaç kere öldürmeye kalkışıp, hastalığını artırmaktan başka bir netice elde edemeyince, bir gece, damar içi bir şırınga (enjeksiyon) ile işini bitirdiler muradlarına erdiler.”5

Sonuç olarak, Es’ad Efendi Hazretleri, oğlunun idâmından tam bir ay sonra 3/4 Mart 1931’de Menemen Askerî Hastanesi’nde şaibeli bir şekilde şehadet mertebesine ulaştı. Allah (cc) rahmet eylesin. Ruhlarına Fâtiha!..

O’nun vefatından dört gün sonra 8 Mart tarihinde, Menemen’de sıkıyönetimin sona ermesine kadar6 tutuklamalar sürdü.7 Es’ad Efendi’nin na’aşı, gözlerden uzak, sessizce ve gizlice, bir ay önce idam edilen ihvânının olduğu yere defnedildi.

Peki Menemen’deki bu talihsiz mahkemenin başkanının, ömrünün daha sonraki demlerinde başına neler geldi? Özet olarak şimdi bu ibretlik hususu görelim.

16) İLAHÎ ADALETİN TECELLİSİ: MUĞLALI’NIN BAŞINA GELENLER

Evet Menemen’de tartışmalı bir muhakemeden on iki sene sonra, Mustafa Muğlalı, Temmuz 1943’te işlediği bir vukuat nedeniyle, Askeri mahkemede yargılanıp idama mahkum edilmiştir. Kaderin bu ibretlik cilvesi özet olarak şöyle tecelli etmişti.

Yıl 1943’tür. Yani İkinci Dünya Savaşı yılları. Yer Van’ın Özalp ilçesidir. Eski adıyla ünlü Çaldıran Meydan Muharebesinin yapıldığı Çaldıran Ovası…

İlçe İran’a komşudur ve Milan, orada en büyük aşiretlerden biridir. Bu aşiretin bir kısmı İran, bir kısmı da Türkiye topraklarında yaşamaktadır.

İşte o dönemde, Türkiye ve İran arasında sık sık kaçakçılık olayları yaşanmaktadır. Bu yüzden güvenlik güçleri, kaçakçılarla sık sık sıcak temas sağlamaktadır. Temmuz 1943’te, Milan Aşireti’nin büyük bir hayvan sürüsünü İran tarafına kaçırdığı bilgisi elde edilir. Jandarma hemen kaçakçıları takibe alır. Ancak sürü çoktan sınırın öbür tarafına geçmiş ve olaya müdâhale imkânı kalmamıştır.

İşte bu olayın akabinde, Milan Aşireti’nin Özalp’ta yaşayan kırk kadar akrabası, hemen derdest edilerek göz altına alınır. Bu kişiler mahkemeye sevkedilir. Sonuç olarak beş kişi tutuklanırken, geri kalan otuz beş kişi beraet eder. Yani kaçakçılıkla ilgili süreç resmen hukukî olarak sona erer.

Ama hemen bunun akabinde hukukî olmayan Mustafa Paşa süreci başlar. Menemen yargılamalarının meşhur mahkeme reisi Mustafa Muğlalı Paşa, bulunduğu Erzurum’dan hemen Van’a, oradan da Özalp ilçesine geçer. Ve hukuken sonuçlanmış olaya, hukuksuz olarak müdâhele eder.

Paşa emir vererek, otuz üç kişiyi yeniden sorgulatmak üzere iki yedek subay komutasındaki bir askerî birliğe teslim eder. Askerî birlik, Mustafa Muğlalı’dan re’sen aldığı emirle, hukuken mahkemeden berâet etmiş bu otuz üç kişiyi sınıra yakın bir yere götürür ve orada hepsini kurşuna dizer.

Uyduruk bir tutanakla, kaçmaya çalıştıkları için vurularak öldürüldükleri bildirilir. Li-hikmetin, bu otuz üç kişiden birisi yaralı olarak kurtulur. İyileşince hemen ilgili makamlara başvurur.8 Ancak iktidar’daki CHP, bu olayı örtbas etmeye çalışır.

Beşikçi, bu keyfiyeti şöyle anlatır: “1943 yılı Ağustos’undan itibaren 1948 yılı Ocak ayının 19. gününe kadar geçen tam 5 yıl, 5 ay, 19 gün Ankara’daki resmî sorumlu makamlar, kendilerine çeşitli kanallardan ihbarlar ve şikayetler yapıldığı halde Özalp Olayı’nı araştırma ve sorumluları saptama konusunda hemen hiçbir harekette bulunmamışlardır.”9 Muğlalı’nın mahkemesinin 16 Temmuz 1947’de emekli olduktan sonra başlaması10 da ilginçtir.

Ancak muhalefetteki Demokrat Partinin bastırmasıyla, kapatılmaya çalışılan bu olay yeniden ele alınır. Meclis Başkanlığına verilen bir önergenin kabûlü ile soruşturmalar başlar.

Sivil ve askerî sorumlular, Genelkurmay Askerî Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanır. Yapılan duruşmalar sonunda Mustafa Muğlalı Paşa, 2 Mart 1950 tarihinde idam cezasına çarptırılır. O sırada yetmiş yaşında olması münasebetiyle cezası 20 yıl hapse çevrilir.

Fakat Askerî Yargıtay, muhtemelen mesleki dayanışma psikolojisiyle veya bilinmeyen bir başka nedenle mahkemenin verdiği kararı bozar ve yeniden yargılanmasına başlanır. Ancak bu arada Muğlalı Paşa rahatsızlanır, hastaneye kaldırılır. 11 Aralık 1951 tarihinde11 askerî hastanede tedâvî edilirken içine düştüğü bu durumu kaldıramaz ve delirerek ölür. Mustafa Paşa emri Ankara’dan çok etkili birinden aldığını söylese de o etkili ve yetkilinin adını vermez. Bu etkili ismin, kuvvetli bir ihtimalle dönemin şefi İsmet İnönü olduğu söylenir. Nitekim 12 Şubat ve 25 Şubat 1956’da, bu konu mecliste görüşülerek, dönemin bütün TBMM üyelerinin ve CHP’nin bu olaydan sorumlu olduğu ileri sürülerek İsmet İnönü’nün de yargılanması gündeme gelir.12 Ancak yargılanmaz.

Özalp Olayı için Müftüoğlu’nun şu tesbiti de dikkat çekicidir:

“Mustafa Muğlalı Paşa 1943 yılında Doğu Anadolu’da geçen ve “Özalp Olayı” veya “33 vatandaşın kurşuna dizilmesi” diye anılan vahşetin kahramanıdır. 1950’den sonra yargılanıp mahkûm olmuştur.”13

Aynı Muğlalı Paşa’nın, Menemen muhâkemelerinde de Özalp olaylarında olduğu gibi yukarıdan talimat ve direktif aldığı ileri sürülmüştür.14

Mustafa Muğlalı’nın adalet anlayışından uzak bu görüntüsü, çeşitli kesimlerce de dikkat çekici bulunmuştur. Araştırmacılar, onun tuhaf psiko-travmatik karakter yapısını şöyle tavsif etmişlerdir:

“Muğlalı’nın ‘… bütün görev hayatı boyunca, kendisine verilen görevleri, kanun, nizam, hak ve adalet düşüncelerini asla dikkate almadan yapmış ve bir çok adam öldürme olaylarına adı karışmış bir general idi…” gibi ifadelerle anlatılması ilgi çekicidir.”15

Beşikçi, Muğlalı’nın karakter analizinden hareketle şu sonuca varır:

“Mustafa Muğlalı ise cebbâr (kudretli, zorba) gayyur (gayretli, kıskanç) ve özellikle çok sert tanınmış bir kumandan idi. Onun özellikle bu sertlik sıfatı üzerinde durmak gerekir.”16

Sonuç olarak ünlü Menemen hâkiminin kişilik yapısı, işte bu şekilde tartışmalı, sıkıntılı bir tablo çiziyordu. Bu sebeple tarihçi ve hukukçu bilim insanlarının, Menemen Mahkemesini tekrar gözden geçirmesi, yüksek adalet ve hak duygusu adına önemli bir vazifedir.

17)  İNÖNÜ’NÜN MUĞLALI’YLA OLAN İRTİBATI

1943’teki Özalp Olayı’nda, Muğlalı’nın otuz üç kişiyi hukuksuz olarak kurşuna dizdirmesinden hemen sonra, Reisicumhur İsmet İnönü Erzurum’a gelir. Bir toplantıda herkesin huzurunda, Muğlalı’nın sırtını sıvazlayarak:

“Muğlalı, Doğu’nun kralıdır. Ben onun burada bulunması sayesinde (Ankara’da) rahat uyuyorum.”17 der.

Menemen Mahkemesi başkanı Mustafa Muğlalı’nın travmatik kişilik yapısı ve İsmet İnönü ile yakın irtibatı Necib Fazıl’ın da dikkatini çekmiştir. Üstad, Menemen Olayı’nın vukuu ve mahkemesiyle birlikte arkasındaki muhtemel kripto isimleri şöyle sıralar:

  1. İnönü
  2. Şükrü Kaya
  3. Vâsıf Çınar18

Buna ilave olarak, mahkeme başkanı Mustafa Muğlalı’nın 8 Mart 1931 tarihinde mahkeme biter bitmez Ankara’daki hükûmete (CHP’ye) yolladığı şu telgraf câlib-i dikkattir:

“İki ayı geçen bir zaman geceli-gündüzlü devam eden çalışma sırasında sizlerin kıymetli UYARMA ve YARDIMLARINDAN İLHAM ALAN Harp Divanı Heyeti, bu hissin ve vatanî görevlerini başarmaktan doğan mânevî gururunun etkisi ile mütehassis olarak (duygulanarak) buradan ayrılıyor.”19

Adil bir hakim, hükmederken ilhamını vicdanından alması gerekirken, yukarıdaki telgrafa göre Muğlalı Paşa, ilhamını Ankara’daki hükümetten almış görünüyor. Yani bu durumda Menemen Mahkemesi emir-komut zinciri içinde yapılmış gibi görülüyor. Sonu başından belli mahkeme, adalet ilkesinin zedelenmesi adına oldukça ilgi çekici ve de düşündürücü…

Muhakkak ki, derin devletin unsurları, teşkîlât-ı mahsusanın kurulmasından itibaren her dönemde bir şekilde faaliyetten geri kalmamıştır. Şüphesiz hadiselerin altında, basîret sahiplerinin alacağı ibretler vardır.20 Menemen Olayı’nda, gerçekten vatan uğruna canını veren Kubilay ve iki bekçi gibi asîl şehitler kadar, Muğlalı gibi adalet duygusundan yoksun birinin idam fermanıyla haksız yere ölüme mahkûm edilenler de söz konusuydu. İşte ibret koordinatlarının tam olarak kesiştiği bu noktada, doksana yaklaşan Pîr-i fâni Şeyh Es’ad Efendi’nin (ks) şâibeli bir ölümle şehâdet hikâyesi noktalanmış oldu. Allah (cc) O’na ve kader arkadaşlarına rahmet eylesin.

Özetle, Muğlalı Paşa’nın yaşadığı hazin akıbet hikmet diliyle şöyle özetlemek isteriz: Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi “Allah (cc) birine bir bela vermek isterse, onu velî kullarından birine çattırır”.21

Dipnotlar: 1) Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta, çev. Ethem Cebecioğlu, Kaknüs Yay., İstanbul 2004, ss. 63 vd. 2) Ethem Cebecioğlu, Allah Dostları: 5 Kastamonu’lu Hasib Yılancıoğlu (ks) , Ankara 2010, s. 27. 3) Üremi: Kanda üre miktarının artmasıdır. Yani, Üremi bir tür zehirlenmedir. Vücudun kendi üresiyle zehirlenmesi olup sinir, mide, bağırsak ve kalp sistemleri üzerinde etkiler gösterir. Böbrek, süzme kabiliyeti azalınca, vücûddaki azot metabolizmasının son ürünlerini atamaz hale gelir. Azotun son atılması gereken ürünleri, üre, ürik asit ve kereatinindir. Bunların vücuttan atılamaması üremi hastalığına yol açar. Bu hastalık şuur bulanıklığına sebep olur. İleri aşamalarda koma ve neticede ölüme sebeb olur.  Bkz: Pisoni R. And Remuzzi G., Pathopysiology and Management of Progressive Chronic Renal Failure. Primer on Kidney Diseases -3rd Edition, 2001, NKF Chapter:58, ss. 385-396;  Meyer TW and Hostetter, TH, 2007. “Üremia”. N Engl Journal Medicine, 357 (13): 1316-25. 4) Necib Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 165. 5) Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 166. 6) Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması: 1923-1931, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2005, s. 304.  7) Zekeriya Yıldız, Gül Ateş, Sîne Ateş Menemen, s. 262. 8) Cemik Koçak, Tek Parti, Cumhuriyet ve Şefler, T,maş Yay., İstanbul 2016, s. 312. 9) İsmail Beşikçi. Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı: 33 Kurşun, s. 140. 10) Koçak, Tek Parti, Cumhuriyet ve Şefler, s. 314. 11) Koçak, Tek Parti, Cumhuriyet ve Şefler, s. 313. 12) Beşikçi. Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı: 33 Kurşun, ss. 79 vd.; Koçak, Tek Parti, Cumhuriyet ve Şefler, s. 310-13. 13) Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, c:IX, İstanbul 1989; ayr. bkz: aynı müellif, Menemen Vak’ası, s. 86, dipnot no:76; Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması: 1923-1931, Ankara 1981, s. 304, dip. No: 12. 14) Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, 15) Beşikçi. Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı: 33 Kurşun, s. 140. 16) Aynı eser, s. 136. 17) Beşikçi. Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı: 33 Kurşun, s. 137. 18) Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 164. 19) Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, s. 305; ayr. bkz: Müftüoğlu, Menemen Vak’ası, s. 133. 20) Sami Nafiz Tansu, Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, İlgi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 1957. 21) Mevlânâ, Mesnevî-i Manevî, beyit: 816.

Comments are closed.