Gerçek Aşk

Ayın Sohbeti - Sadık Dânâ

Gerçek Aşk

Sayı : 347 - Ocak 2015


Hakk’ı gerçek sevenlere, hakîkaten dünya, cennet hâline gelir; çünkü onların gönüllerini Allah sevgisi öyle ihâta eder ki, abes hiç birşey göremezler. Severler, severler, severler gene severler, sevgi sözünden başka her konu onları, sıkar sıkar, huzurlarını alır. Sevgi tam kemâl bulunca, o zaman yalnız Allah’ın sevdiğini severler. Allah’ın buğz ettiği müşrikleri, din düşmanlarını sevemezler, onlar da onlara buğz ederler, düşman bilirler.

Denilmiştir ki: Hakîkî sevgi, muhabbet üç şeyle belli olur:

  1. Seven, sevdiğinin sözünü başkalarının sözüne tercih eder.
  2. Kişi, sevdiğinin sohbetini, başkalarının sohbetine tercih eder.
  3. Kişi sevdiğini memnun etmeği başkalarını memnun etmeğe tercih eder.

Bir âlime sorulur:

– Âşık kimdir ve hâli nedir?

Cevap verir:

– İnsanlarla az haşır-neşir olur. Rabbı ile daha çok başbaşa kalır. Görünüşü sessizdir. Fakat devamlı tefekkür hâlindedir. Baktığı zaman görmez, çağrıldığı zaman işitmez. Konuşulduğu zaman anlamaz. Başına bir felaket gelse üzülmez. Aç kalsa açlık hissetmez. Görünüşü pejmürdedir. Allah’tan başkasından korkmaz. Tenhalarda, Allah’a münâcaat eder. Dünyalık yüzünden, dünyacılarla çekişmez.

Kim üç şeyi iddia eder, üç şeyden kendini temizlemez ise o aldanmıştır.

  1. Allah’ın koyduğu ahlâk esaslarına uymanın zevkliliğini söyler, fakat dünyanın sevgisini bırakmaz ise.
  2. Amellerini sırf Allah için yapmayı sevdiğini söyler, fakat insanların da kendisine tâzim etmesinden hoşlanır ise.
  3. Allah Teâlâyı sevdiğini söyler, fakat nefsini terbiye etmez ise o kimse aldanmıştır.

Gene sevgi hakkında, Abdülkâdir Geylânî -kuddise sirruh- buyurur:

– Zâhidler cennette yerler. Ârifler, kendileri dünyada bulundukları hâlde yerler. Allah’ı sevenler ise dünyada da yemezler, âhirette de.

Onların yiyecekleri de, içecekleri de, Rabbları ile olan ünsiyetleri, O’na yakınlıkları ve O’nun cemâline nazarlarıdır, bakışlarıdır.

Onlar, önce âhiret karşılığında, dünyayı satmışlardır. Allah’a olan sevgide sadâkat gösterenler dünyayı da âhireti de satmışlardır. Onlar yalnız Allah’ı isterler. O’ndan gayrı hiç bir şeyi istemezler. Alış-veriş işi tamamlandığı zaman, Allah’ın keremi galip gelir. Bunun üzerine, sırf bir mevhibe olarak dünyayı da âhireti de, onlara tekrar verir ve almalarını ister.

Onlar da dünyayı da, âhireti de, dolgun olmalarıyla beraber, hatta her ikisinden de müstağnî bulundukları hâlde, sırf Allah’ın emrinden dolayı bu ikisini de alırlar. Bunu sırf kadere uymak ve ona karşı hüsn-i edeble hareket etmek için yaparlar. Allah’ın emri üzerine dünyayı da, âhireti de kabul edip, bu esnada şöyle derler:

– Biz bunları kabul ediyoruz. Hiç şübhe yok ki, Sen, bunları alırken neyi murad ettiğimizi biliyorsun. Ey Rabbımız! Sen biliyorsun ki, biz Senden râzıyız, yalnız Seninle tatmin oluruz. Senden gayrısı ile hiç bir râbıtamız yoktur. Biz açlığa, susuzluğa, çıplak kalmağa, hor ve hakir görülmeğe râzıyız. Senin kapında atılmış olmağa da râzıyız.

Onlar, bütün bunlara râzı oldukları ve nefsleri ile beraber, Allah’ın huzurunda sükûnete erdikleri zaman, Allah Teâlâ onlara, rahmet nazarı ile bakar. Kendilerini zilletten sonra aziz kılar. Fakirlikten sonra zengin yapar. Onlara dünya ve âhirette kendi zâtının yakınlığını bahşeder.

Bunlar azın da azıdır. Kemâlâtın zirvesine ulaşmış, Mürşid-i kâmillerdir.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-2, s. 164-168

Comments are closed.