Âlim Bir Sahâbî Ukbe İbni Amr-2

Âlim Bir Sahâbî Ukbe İbni Amr-2 - Mustafa Eriş

Sayı : 377 - Temmuz 2017


Ebû Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaza başlayacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu:

“-Düz durun, karışık durmayın. Sonra kalbleriniz de karmakarışık olur. Namazda benim arkama yaşlı-başlı olanlar dursun. Onların arkasına kendilerinden sonra gelenler, daha sonra da onlardan sonra gelenler dursun.” (Müslim, Salât 122. Ebû Dâvûd, Salât 95.)

Hadis-i şerifin şerhinde toplum düzenini sağlama konusunda önemli disiplin kuralları bildirilmektedir. Şöyle ki:

Toplum düzeni, toplumda herkesi lâyık olduğu yere koymak ve herkese hak ettiği değeri vermekle sağlanır. Aksi halde tam bir kargaşa yaşanır. Kimin baş kimin ayak olacağı bilinmez. Toplumda değerler düzeninin bozulmasına sebep olur. Organlara hükmeden kalbtir ama, kalbi dışa yansıtan da organların hareketleridir. Bu sebeple toplumdaki kargaşa, kalblerdeki düzensizliğin işâreti sayılmıştır.

Câmide ibadet saflarını düzeltmesini bilmeyen cemaatin, hayatı düzeltmesi mümkün değildir. Bu sebeple dinimizdeki değerler düzeninin evvelâ Rabbimizin huzurunda, ibâdet ederken en güzel şekilde gösterilmesi ve aynı disiplin fikrinin oradan topluma taşınması gerekmektedir. Hadis-i şerifin bizden istediği budur.

Sevgili Peygamberimiz, namazda safların düzgün olmasına son derece dikkat eder, bunu sağlamak için hem sözlü olarak uyarıda bulunur hem de fiilen gayret gösterirdi. Saflar düz tutulmadığı takdirde müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik şuurunun kaybolacağını, kalplerin, gönüllerin birbirinden kopacağını bizlere bildirmektedir. (Riyaz Terc. Ve Şerhi, Hadis no: 349)

Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el-Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir adam Peygamber aleyhisselâm’a gelerek: “-Filanca bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor ki, bu yüzden bazan sabah namazına gelemiyorum, dedi.

Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i hiçbir konuşmasında o günkü kadar öfkeli, celalli görmedim. Şöyle buyurdu:

“-İnsanlar! İçinizde nefret ettiren kimseler var! Kim imamlık yaparsa, namazı kısa kıldırsın; zira arkasındaki cemaatin içinde yaşlısı var, çocuğu var, iş güç sahibi olanı var.” (Buhârî, İlim, 28,  Ahkâm 13; Müslim, Salât 182-185. İbni Mâce, İkâme 48)

Hadis-i şerifin şerhinde insanları İslâm’a ısındıracak çok ince edeblere dikkat çekilmektedir. Şöyle ki:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, yanlış iş tutan bir sahâbîyi diğerlerinin yanında utandırmak istemezdi. Kusurlu kimsenin adını söylemek yerine genelleme yaparak konuşurdu. Nitekim bu defa da öyle yapmış, “İçinizde nefret ettiren kimseler var!” buyurarak hiç kimseyi doğrudan muhâtap almamıştır.

Bir seferinde Muâz İbni Cebel kendi mahallesinde yatsı namazı kıldırırken uzun bir sûre okumuşdu. Buna dayanamayan bir sahâbî namazı bozdu, sonra da yalnız başına kılıp gitti. Bu durum kendisine haber verilince, Muâz o zât hakkında hoş olmayan bir şey söyledi. O sahâbî de Muâz İbni Cebel’i Rasûlullah Efendimiz’e şikâyet etti. Çok sevdiği bir sahâbîsinin müslümanları ibadetten soğutan tavrına üzülen Resûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, her zaman yaptığının aksine Muâz’ı karşısına alarak ona üç defa:

“-Sen fitneci misin, Muâz!” diye çıkıştı. Arkasında yaşlı, zayıf, iş-güç sahibi kimselerin bulunacağını dikkate alarak namazı kısa sûrelerle kıldırmasını tavsiye etti (Buhârî, Ezân 63).

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz namaz kıldırırken ağlayan bir çocuk sesi duyduğu zaman, annesinin câmide namaz kıldığını ve yavrusunun ağlamasından dolayı huzursuz olacağını düşünerek namazı çabucak kıldırırdı (Buhârî, Ezân 65).

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şahsına karşı yapılan kabalıkları hoş görüp bunları anlayışla karşıladığının pek çok misali vardır. Fakat insanları dinden, câmiden, cemaatten uzaklaştıracak bir iş yapanlara hiç müsamaha göstermemiş, hatta bu yanlış tutumlarından dolayı onlara kızıp öfkelenmiştir. Öfkenin meşrû olduğu konulardan biri de, insanları dinden soğutacak hatalı davranışlardır. (Riyaz Terc. Ve Şerhi, Hadis no: 650)

Ebû Mes`ûd el-Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:

Sahâbeden biri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için yemek hazırladı ve onu dört kişiyle birlikte davet etti. Fakat bir adam peşlerine takılıp geldi. Kapıya gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ev sahibine:

“-Bu bizim peşimize takılıp geldi. İstersen girmesine izin verirsin. İstemezsen geri dönüp gitsin” dedi. Ev sahibi: - Hayır, ona izin veriyorum, yâ Rasûlallah! dedi. (Buhârî, Et`ime 34, 57; Müslim, Eşribe 138)

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, arkalarına takılıp gelen zâtı kendilerinin getirmediğini ev sahibine açıklaması, hem davetlileri zor durumda kalmaktan kurtarmış hem de davetsiz misafirin gönül rızasıyla yemesine imkân hazırlamıştır. (Riyaz Terc. Ve Şerhi, Hadis no: 740)

Ebû Mes’ûd el-Bedrî  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“-Bakara sûresinin sonundan iki âyeti geceleyin okuyan kimseye bunlar yeter.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 10, 27; Müslim, Müsâfirîn 255; Ebû Dâvud, Ramazan 9)

Hadis-i şerifin şerhinde her müslümanı her gece okumaya teşvik edecek çok önemli bilgiler verilmektedir. Şöyle ki:

Bakara sûresinin sonundaki iki âyet, her müslümanın ezberleyip her gece okumaya özen gösterdiği “Âmenerrasûlü”dür. Bu âyetler nâzil olduktan sonra Peygamber Efendimiz’in onları ilk olarak okuduğu esnada, her dua kelimesinden sonra Cenâb-ı Hakk’ın “duânı kabul ettim” buyurduğu nakledilir (Müslim, Îmân 199-200).

Ebû Zer’den nakledilen bir hadise göre de Peygamberimiz: “Allah Teâlâ Bakara sûresini iki âyetle sona erdirmiştir ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden vermiştir. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem salâttır, hem duadır, hem Kur’an’dır” buyurmuşlardır (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14; Müsned, IV, 147, 151; V, 180).

Hazreti Ömer ve Hazreti Ali radıyallahu anhüma’nın: “Akıllı bir adam görmedik ki, Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti okumadan uyusun”  (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 14) dedikleri nakledilir.

Bu iki âyet,okuyanı şeytanın ve diğer şerlilerin kötülüklerinden korur. Bu âyetler dünya ve âhiret hayırlarını, en güzel ve en kapsamlı duaları ihtiva etmektedir.  Âmenerrasûlü’yü her gece okumak, Efendimiz’in sünneti olup, bizim de bu sünnete uymamız en büyük fazilet sayılır. (Riyaz Terc. Ve Şerhi, Hadis no: 1019)

Ebû Mes’ûd el-Bedrî radıyallahu anhden rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sizden önceki ümmetlerden bir adam hesaba çekildi; hayır namına hiçbir şeyi bulunamadı. Fakat bu adam insanlarla düşer kalkardı ve zengin bir kimse idi. Hizmetçisine, darda kalan fakirlerin borcunu affetmesini emrederdi. Azîz ve Celîl olan Allah:

“Biz affetmeye ondan daha lâyıkız; onu affediniz” buyurdu.” (Müslim, Müsâkât 30. Müsned, IV, 120)

Ebû Mes‘ûd el-Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi: Biz Sa‘d İbni Ubâde radıyallahu anh ile birlikte otururken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Beşîr İbni Sa‘d:

“- Yâ Resûlallah! Allah Teâlâ sana salavât getirmemizi emretti. Sana nasıl salât ü selâm getireceğiz? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sükût buyurdu. Sükûtun uzaması sebebiyle biz içimizden, keşke sormasaydı, diye geçirdik. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm, ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd: Allahım! İbrâhim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. Allahım! İbrâhim’in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin, deyiniz. Selâm ise bildiğiniz gibidir.” (Müslim, Salât 65.)

Gelecek Sayı:
Niçin Salât ü Selâm Getiriyoruz?

Comments are closed.